İran asıllı Amerikalı yönetmen Ana Lilly Amirpour’un birçok ödül kazanan sekiz kısa metraj filmden sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız – A Girl Walks Home Alone at Night, sinemaseverler tarafından uzun süredir beklenen bir yapımdı. Son yıllarda fazlasıyla karşımıza çıkan ve parodilerinin bile eskimeye başladığı vampir-aşk filmlerine karşı farklı bir kültürden gelebilecek yeni bir bakış, vampir kültürüne de yeni bir nefes olacaktı. Peki Amirpour’un filmi beklentilerin neresinde kalıyor?

Öncelikle filmin hikayesinin temelinde yine bir aşk hikayesinin yattığını söylemek lazım. Hikayenin merkezindeki iki karakterden biri isimsiz vampir kız, diğeri ise annesini kaybetmiş ve uyuşturucu bağımlısı babasıyla (How I Met Your Mother’da taksi şoförü Ranjit’i hatırlayan?) birlikte yaşayan Arash. İkilinin tanışması, Arash’ın babasına mal sağlayan antipatik bir karakter olan Saeed’in ortadan kalkmasıyla gerçekleşiyor. İçinde yaşadıkları toplumla olan uyumsuzlukları; ikili arasındaki yakınlaşmanın fitilini ateşlerken, kişisel tercihler nedeniyle bu aşkın sınava tabi tutulması kaçınılmaz oluyor.

California’nın Taft bölgesinde çekilen film için yaratılan Bad City, distopik bir dünya olarak karşımıza çıkıyor. Geceleri sokaklarda pek fazla insana rastlayamayacağınız, kadınların ve erkeklerin görevlerini sürekli tekrarlayan bir lider kültü tarafından yönetilen; açlığın, kötülüğün ve ölümün kol gezdiği, endüstriyel bir dünya. Fakat bu şehir yapısının tercih edilmesi, aslında filmin western türüne olan göndermeleri ile ilgili. Terk edilmiş kovboy kasabalarını andıran Bad City, her an karşınıza çıkabilecek tehlikelere hazır olmanızı gerektiren bir bölge. Buna karşın hikayenin oldukça sınırlı çerçeve ve karakterler arasında geçmesi, yaratılan bu dünyayı daha yakından tanımamızı engelliyor. Televizyonda karşımıza çıkan otoriter ve ataerkil lider figürü tartışmasız bir biçimde hem İran’ı hem de kadını aşağı gören tüm ülkeleri ve kültürleri temsil etse de bütün bu söylem 1-2 karakter üzerinden sığ biçimde veriliyor.

Bu noktada filmin stil tercihleri, hikayenin önüne geçiyor. Amirpour’un görsel ve işitsel tercihleri, Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın asıl dikkat çekici yönleri. Siyah beyaz tercihi zamansızlık hissini başarıyla verirken kızın vampire dönüştüğü sahnelerde klasik korku trükleri, ses efektleri ile etkileyici bir hale sokuluyor. White Lies, Federale, Radio Tehran, Bei Ru gibi grupların şarkılarının sıklıkla eşlik ettiği görüntüler filmin video klip estetiğine kaymasına neden olurken elektronikadan indie rock’a kadar farklı müzik türlerinin, filmin ruhuna işlediğini ve oldukça şık durduğunu söyleyebilirim.

Artistik tercihlere karşın Amirpour’un biraz “ilk film” sancıları yaşadığını düşünüyorum. Filmin yarattığı dünya orijinal bir hava verse de aslında yönetmen, farklı sinema akımlarından etkileniyor. Bunların başında da vampir filmleri denince akla gelen ilk akımlardan dışavurumculuk geliyor. Işığın ve kontrastın aşırı vurgulanması, yüz plan çekimler sonucu 1930’ların Hollywood korku estetiğini de beraberinde getiriyor. “Uyumsuz aşıklar” teması ise biraz Yeni Dalga’yı ve Serseri Aşıklar’ı biraz da Amerikan bağımsızlarını andırıyor. Amirpour’un bu akımları içeren ve üstüne de western temaları ekleyen çatısının dört başı mamur bir ev yarattığını söylemek hayalcilik olur. Bunun en önemli nedeni ise önceden bahsettiğim gibi hikayedeki sorunlar. Filmin karakterleri, uzun metraj bir filmi kaldırabilecek ölçüde güçlü çizilmiyorlar. Bu sorunun, özellikle filmin feminist söyleminin gücünü önemli ölçüde azalttığı söylenebilir. Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın, sinemada gördüğümüz seksi vampir stereotipinin aksine gayet ayakları yere basan, kendi kararlarını alan, diğer kadınlar için kurtarıcı melek haline gelen, bağımsız bir kadın vampir karakteri çizmesi tek başına takdire şayan bir başarı. Fakat belki de en çok beklenti yaratan konu olan kültürel bakış açısı ve eleştirel söylemin sertliği konularında filmin oldukça naif kaldığını görmek mümkün.

Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız, vampir kız rolünde izlediğimiz Sheila Vand ile Arash Varandi arasındaki uyum açısından ele aldığımızda popüler konseptin dışına çıkabilen aşk hikayesi ile zaman zaman büyüleyici anlar yakalayabiliyor. Resmin bütününe baktığımızda ise toplumsal cinsiyet konusunun ve sorunların derinlikli biçimde işlenmediği görülüyor.

İran asıllı Amerikalı yönetmen Ana Lilly Amirpour'un birçok ödül kazanan sekiz kısa metraj filmden sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız - A Girl Walks Home Alone at Night, sinemaseverler tarafından uzun süredir beklenen bir yapımdı. Son yıllarda fazlasıyla karşımıza çıkan ve parodilerinin bile eskimeye başladığı vampir-aşk filmlerine karşı farklı bir kültürden gelebilecek yeni bir bakış, vampir kültürüne de yeni bir nefes olacaktı. Peki Amirpour'un filmi beklentilerin neresinde kalıyor? Öncelikle filmin hikayesinin temelinde yine bir aşk hikayesinin yattığını söylemek lazım. Hikayenin merkezindeki iki karakterden biri isimsiz vampir kız, diğeri ise annesini kaybetmiş ve uyuşturucu bağımlısı babasıyla (How I Met Your Mother'da taksi şoförü Ranjit'i hatırlayan?) birlikte yaşayan Arash. İkilinin tanışması, Arash’ın babasına mal sağlayan antipatik bir karakter olan Saeed’in ortadan kalkmasıyla gerçekleşiyor. İçinde yaşadıkları toplumla olan uyumsuzlukları; ikili arasındaki yakınlaşmanın fitilini ateşlerken, kişisel tercihler nedeniyle bu aşkın sınava tabi tutulması kaçınılmaz oluyor. California’nın Taft bölgesinde çekilen film için yaratılan Bad City, distopik bir dünya olarak karşımıza çıkıyor. Geceleri sokaklarda pek fazla insana rastlayamayacağınız, kadınların ve erkeklerin görevlerini sürekli tekrarlayan bir lider kültü tarafından yönetilen; açlığın, kötülüğün ve ölümün kol gezdiği, endüstriyel bir dünya. Fakat bu şehir yapısının tercih edilmesi, aslında filmin western türüne olan göndermeleri ile ilgili. Terk edilmiş kovboy kasabalarını andıran Bad City, her an karşınıza çıkabilecek tehlikelere hazır olmanızı gerektiren bir bölge. Buna karşın hikayenin oldukça sınırlı çerçeve ve karakterler arasında geçmesi, yaratılan bu dünyayı daha yakından tanımamızı engelliyor. Televizyonda karşımıza çıkan otoriter ve ataerkil lider figürü tartışmasız bir biçimde hem İran’ı hem de kadını aşağı gören tüm ülkeleri ve kültürleri temsil etse de bütün bu söylem 1-2 karakter üzerinden sığ biçimde veriliyor. Bu noktada filmin stil tercihleri, hikayenin önüne geçiyor. Amirpour’un görsel ve işitsel tercihleri, Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın asıl dikkat çekici yönleri. Siyah beyaz tercihi zamansızlık hissini başarıyla verirken kızın vampire dönüştüğü sahnelerde klasik korku trükleri, ses efektleri ile etkileyici bir hale sokuluyor. White Lies, Federale, Radio Tehran, Bei Ru gibi grupların şarkılarının sıklıkla eşlik ettiği görüntüler filmin video klip estetiğine kaymasına neden olurken elektronikadan indie rock’a kadar farklı müzik türlerinin, filmin ruhuna işlediğini ve oldukça şık durduğunu söyleyebilirim. Artistik tercihlere karşın Amirpour’un biraz “ilk film” sancıları yaşadığını düşünüyorum. Filmin yarattığı dünya orijinal bir hava verse de aslında yönetmen, farklı sinema akımlarından etkileniyor. Bunların başında da vampir filmleri denince akla gelen ilk akımlardan dışavurumculuk geliyor. Işığın ve kontrastın aşırı vurgulanması, yüz plan çekimler sonucu 1930’ların Hollywood korku estetiğini de beraberinde getiriyor. “Uyumsuz aşıklar” teması ise biraz Yeni Dalga’yı ve Serseri Aşıklar’ı biraz da Amerikan bağımsızlarını andırıyor. Amirpour’un bu akımları içeren ve üstüne de western temaları ekleyen çatısının dört başı mamur bir ev yarattığını söylemek hayalcilik olur. Bunun en önemli nedeni ise önceden bahsettiğim gibi hikayedeki sorunlar. Filmin karakterleri, uzun metraj bir filmi kaldırabilecek ölçüde güçlü çizilmiyorlar. Bu sorunun, özellikle filmin feminist söyleminin gücünü önemli ölçüde azalttığı söylenebilir. Gece Yarısı Sokakta Tek Başına Bir Kız’ın, sinemada gördüğümüz seksi vampir stereotipinin aksine gayet ayakları yere basan, kendi kararlarını alan, diğer kadınlar için kurtarıcı melek haline gelen, bağımsız bir kadın vampir karakteri…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Filmin, bağımsız bir kadın vampir karakteri çizmesi tek başına takdire şayan bir başarı. Fakat kültürel bakış açısı ve eleştirel söylemin sertliği konularında filmin oldukça naif kaldığını görmek mümkün.

Kullanıcı Puanları: 4.2 ( 5 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi