Tom Ford’un ikinci uzun metrajı Gece Hayvanları, Austin Wright’ın ‘Tony and Susan’ isimli romanından uyarlanan bir gerilim filmi. David Lynch’in Alfred Hitchcock, Alfred Hitchcock’un ise yer yer Brian De Palma ile buluştuğu gerilim yüklü bu melodram ile ‘modacı’ Ford’un, henüz ikinci uzun metrajında ustaları kıskandıracak bir yönetmenlik performansı sergilediğine şahit oluyoruz. Ford, bu ikinci uzun metrajında biçim ile içeriğin birlikteliğinden doğan bir başyapıta imza atıyor.

Açık konuşmak gerekirse bu yazıya başlamadan önce filmle ilgili tam olarak nasıl bir yazı yazmam gerektiğine karar verememiştim. Bu düşüncemin altında iki temel husus yatıyordu; birincisi uzun süredir beni bu denli etkileyen bir filmle karşılaşmamış olmam, ikincisi ise sıradan bir vizyon eleştirisinin bu filmin karşılığı olmayacağını düşünmüş olmamdı. Bu sebeple ki, yazının bundan sonraki bölümünde filmle ilgili çokça sürprizbozanla karşılaşmanız olası. Naçizane, filmi izlemeyenlerin yazının buradan sonrasını okumamasını tavsiye ederim.

***Bu yazı Gece Hayvanları – Nocturnal Animals hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

Gece Hayvanları: Herkes Öldürür Sevdiğini

Sinema tarihine adını yazdıracak bir açılış sekansıyla başlar Gece Hayvanları. Bir sanat galerisinin açılışı olduğunu anlayacağımız bu sahne ile Ford, anlattığı hikayeyi muazzam bir görsellikle süsleyeceğini ihtişamlı bir şekilde müjdelerken, topluma ve onun dayatmaları altında kaybolan hayatlarımıza dair dertlerini de bu hikayeyle harmanlayacağının ilk mesajını verir. Özellikle kadınların televizyon ve beyaz perdede cinsel bir meta olarak paketlenmiş bir biçimde bize sunulduğu günümüz dünyasında, kilolu kadınlar televizyonda  ya da beyaz perdede hem o kadınlar hem de izleyici için utanılacak bir şeymişçesine sunulur. Oysa Ford, bu kadınların güzelliğini bir kutlama edasında sunarken, utanması gerekenlerin bu hastalıklı düşünceyi topluma empoze edenlerin olması gerektiğini hatırlatır. Böylelikle filmin geneline göz attığımızda havada kalan bir diğer sahne olan Carlos ile Susan’ın buluşmasında konuşulan “bizim toplumumuz tam anlamıyla bir çöp.” sözleri karşılığını bularak, filmin açılış sekansı misyonunu tamamlamış olur.

Sanat galerisi işleten Susan Morrow, on dokuz yıldır görüşmediği eski eşinden bir paket alır. Posta kutusuna bırakılan bu pakette eski eşi Edward’ın henüz hiçbir yerde yayımlanmamış kitabı yer almaktadır; Edward, Susan’dan okumasını ve kitabı hakkında fikir belirtmesini ister. Susan, kitabı okudukça hem kendisi hem de seyirci hikayenin sadece kurmaca bir gerilimden ibaret olmadığını, Susan’ın geçmişine dair önemli mesajlar içerdiğini fark edecektir. Okuduğu bu roman, Susan için yazılan bir eser değil, Edward’ın Susan’dan alacağı intikamının kanlı canlı halidir.

Susan’ın kitabı okumaya başlamasının ardından Tom Ford, önce çift ardından da çok katmanlı bir olay örgüsü inşa eder. Önceleri kitabın Susan üzerinde yarattığı etki, romanın gerilim yüklü yapısından kaynaklanıyor gibi gözükse de hikayeye Susan ile Edward’ın on dokuz yıl önce yaşadığı ilişkinin ayrıntıları eklenince, Susan’ın gerçeklerle yüzleştiği gün yüzüne çıkar. Susan, en sevmediği kişiye, annesine dönüştüğü gerçeğiyle yüzleşirken Edward, hikayesinin ilk bölümünde Susan’ı çoktan öldürmüştür. Romanda eşi ve kızının cansız bedenlerini kırmızı bir koltukta bulan Tony karakteri üzerinden Edward, Susan’ın gerçek hayatta kendisini ilk kez yaraladığı yeri tasvir etmektedir. Susan, kendi galerisinde gördüğü tabloda olduğu gibi “intikam”ın acı yüzüyle karşılaşmaya başlar. Ford’un, sinemasal anlamda başarısı bu üç zamanlı farklı zamanda geçen hikayeyi -ki bir tanesi herhangi bir zaman da değil- seyirciyi yormadan verebiliyor olmasında yatıyor. Keza sinemayı romandan farklı kılan tüm avantajları kullanıyor Ford; güçlü bir sembolik anlatıma sahip olan filminin birçok noktasında seyirciye yem bırakıyor. Filmin açılış sekansının hemen ardından Susan’ın az eşyalı, soğuk evine giriş yaptığımız sahneyi hatırlayacak olursak, kadrajın büyük bölümünü kaplayan ve üzerinde “Fragile” (kırılgan) yazan bir sandığın yanından Susan’a ulaşırız. Filmin ilerleyen bölümlerinde yer alan flashbackler bize tam tersi bir hissiyat verse de kutunun üzerinde yazdığı gibi bu hikayenin yıllar içerisinde kırılanı, üzüleni, yalnız kalanıdır Susan. Yaptığı işten haz almayan, hayatından memnun olmayan, kocası tarafından aldatılan, etrafında kimsesi olmayan, kızıyla düzgün bir iletişim kuramayan, uyku problemi çeken bir kadın Susan. Bu roman onun için gerçeklerle yüzleşmesini sağlayan bir araç olmasının yanı sıra bir umut aynı zamanda. Edward onun hayatındaki eksik, belki de döngüsünü tamamlayamadığı bir yara. Bu doğrultuda film süresince, Susan’ın yüzünün güldüğünü yalnızca bir kez görürüz. O da, Edward’ın kendisiyle görüşmeyi kabul ettikten sonra yeşil elbisesiyle hazırlanırken aynaya baktığı andır. Hayatında belki de uzun süre sonra ilk kez anlamı olan, onu heyecanlandıran bir an yaşayacaktır. Ancak Susan’ın gözünden ve dünyasından izlediğimiz bu hikaye finaliyle seyirciye bir yıkım izlenimi verse de, Edward’ın bakış açısından incelediğimizde bir zaferi simgeler; Tony’nin ölümü Edward için bir son değil, yeni bir hayatın başlangıcıdır ve bu intikam o hayata ulaşabilmek için geçirilmesi gereken bir arınmadır.

Gece Hayvanları – Nocturnal Animals: İçeriğin Biçim ile Buluşması

Yazının başına dönecek olursak Ford’un başarısı biçim ile içeriğe aynı oranda önem vermesinde yatıyor. Bir tabloya bakarcasına hayranlıkla izlediğimiz sahneler hem görüntü hem de sanat yönetiminin başarısında saklı. Günümüzde geçen sahnelerde Susan’ın mutsuz ve kapitalizmin uçsuz bucaksız dünyasında sıkışmış ruh halini yansıtan, zaman zaman parlak ama kasvetli bir renk skalası tercih eden Ford, romanda geçen bölümlerde sarı renkleri tercih ediyor. Bu, belki kişisel bir görüş olacak ama, bu tercih izleyicide yıllanmış bir romanın sayfalarını çeviriyormuş izlenimi yaratıyor. Geçmişte geçen sahnelerin büyük bölümünde ise  geleceğe umutla bakan Susan’ın mutluluğunu sembolize eden canlı renkler tercih edilmiş. Tüm bu detaylar Ford’un A Single Man’de de birlikte çalıştığı Abel Korzeniowski’nin müzikleriyle harmanınlanca en zor sahnelerin dahi duygusu seyirciye kolaylıkla geçiyor. Burada filmin iç içe geçen katmanlı kurgusunun da seyircinin algılarıyla olumlu biçimde oynadığını eklemek gerekiyor. Özellikle Susan ile Tony’nin duş aldıkları sahne ile her iki karakterin kalp atışlarını ve nefes alışlarını birlikte duyduğumuz son sahne ders niteliği taşıyor.

Yazıyı sonlandırmadan bir parantez de filmin oyuncu kadrosuna açmak gerekiyor diye düşünüyorum. Amy Adams performansıyla neden son yılların aranan aktrisi olduğu sorusunu cevaplıyor; nitekim bu yıl Arrival’daki performansıyla öne çıkarılmış olsa da Gece Hayvanları’ndaki karakterinin daha değerli olduğuna inanıyorum. Jake Gyllenhaal için de benzer şeyler söylemek mümkün fakat en büyük övgüyü Tony’nin -daha doğrusu Edward’ın- süper egosu diyebileceğimiz Bobby Andes’i canlandıran Michael Shannon hak ediyor.

Özetleyecek olursak, Gece Hayvanları ile Tom Ford geleneksel altı sanat dalını kapsayan ve her birinden etkilenen yedinci sanatın ne denli büyüleyici olduğunu hatırlatıyor; sinemayı yeniden keşfetmiyor belki ancak bir filmde olması gereken tüm materyalleri bir araya getirerek modern bir başyapıta imza atıyor.

Tom Ford’un ikinci uzun metrajı Gece Hayvanları, Austin Wright’ın ‘Tony and Susan’ isimli romanından uyarlanan bir gerilim filmi. David Lynch’in Alfred Hitchcock, Alfred Hitchcock’un ise yer yer Brian De Palma ile buluştuğu gerilim yüklü bu melodram ile ‘modacı’ Ford’un, henüz ikinci uzun metrajında ustaları kıskandıracak bir yönetmenlik performansı sergilediğine şahit oluyoruz. Ford, bu ikinci uzun metrajında biçim ile içeriğin birlikteliğinden doğan bir başyapıta imza atıyor. Açık konuşmak gerekirse bu yazıya başlamadan önce filmle ilgili tam olarak nasıl bir yazı yazmam gerektiğine karar verememiştim. Bu düşüncemin altında iki temel husus yatıyordu; birincisi uzun süredir beni bu denli etkileyen bir filmle karşılaşmamış olmam, ikincisi ise sıradan bir vizyon eleştirisinin bu filmin karşılığı olmayacağını düşünmüş olmamdı. Bu sebeple ki, yazının bundan sonraki bölümünde filmle ilgili çokça sürprizbozanla karşılaşmanız olası. Naçizane, filmi izlemeyenlerin yazının buradan sonrasını okumamasını tavsiye ederim. ***Bu yazı Gece Hayvanları - Nocturnal Animals hakkında keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.*** Gece Hayvanları: Herkes Öldürür Sevdiğini Sinema tarihine adını yazdıracak bir açılış sekansıyla başlar Gece Hayvanları. Bir sanat galerisinin açılışı olduğunu anlayacağımız bu sahne ile Ford, anlattığı hikayeyi muazzam bir görsellikle süsleyeceğini ihtişamlı bir şekilde müjdelerken, topluma ve onun dayatmaları altında kaybolan hayatlarımıza dair dertlerini de bu hikayeyle harmanlayacağının ilk mesajını verir. Özellikle kadınların televizyon ve beyaz perdede cinsel bir meta olarak paketlenmiş bir biçimde bize sunulduğu günümüz dünyasında, kilolu kadınlar televizyonda  ya da beyaz perdede hem o kadınlar hem de izleyici için utanılacak bir şeymişçesine sunulur. Oysa Ford, bu kadınların güzelliğini bir kutlama edasında sunarken, utanması gerekenlerin bu hastalıklı düşünceyi topluma empoze edenlerin olması gerektiğini hatırlatır. Böylelikle filmin geneline göz attığımızda havada kalan bir diğer sahne olan Carlos ile Susan’ın buluşmasında konuşulan “bizim toplumumuz tam anlamıyla bir çöp.” sözleri karşılığını bularak, filmin açılış sekansı misyonunu tamamlamış olur. Sanat galerisi işleten Susan Morrow, on dokuz yıldır görüşmediği eski eşinden bir paket alır. Posta kutusuna bırakılan bu pakette eski eşi Edward'ın henüz hiçbir yerde yayımlanmamış kitabı yer almaktadır; Edward, Susan’dan okumasını ve kitabı hakkında fikir belirtmesini ister. Susan, kitabı okudukça hem kendisi hem de seyirci hikayenin sadece kurmaca bir gerilimden ibaret olmadığını, Susan’ın geçmişine dair önemli mesajlar içerdiğini fark edecektir. Okuduğu bu roman, Susan için yazılan bir eser değil, Edward'ın Susan’dan alacağı intikamının kanlı canlı halidir. Susan'ın kitabı okumaya başlamasının ardından Tom Ford, önce çift ardından da çok katmanlı bir olay örgüsü inşa eder. Önceleri kitabın Susan üzerinde yarattığı etki, romanın gerilim yüklü yapısından kaynaklanıyor gibi gözükse de hikayeye Susan ile Edward'ın on dokuz yıl önce yaşadığı ilişkinin ayrıntıları eklenince, Susan'ın gerçeklerle yüzleştiği gün yüzüne çıkar. Susan, en sevmediği kişiye, annesine dönüştüğü gerçeğiyle yüzleşirken Edward, hikayesinin ilk bölümünde Susan'ı çoktan öldürmüştür. Romanda eşi ve kızının cansız bedenlerini kırmızı bir koltukta bulan Tony karakteri üzerinden Edward, Susan'ın gerçek hayatta kendisini ilk kez yaraladığı yeri tasvir etmektedir. Susan, kendi galerisinde gördüğü tabloda olduğu gibi "intikam"ın acı yüzüyle karşılaşmaya başlar. Ford'un, sinemasal anlamda başarısı bu üç zamanlı farklı zamanda geçen hikayeyi -ki bir tanesi herhangi bir zaman da değil- seyirciyi yormadan verebiliyor olmasında yatıyor. Keza sinemayı romandan farklı kılan tüm avantajları kullanıyor Ford; güçlü bir sembolik anlatıma sahip olan filminin birçok noktasında seyirciye yem…

Yazar Puanı

Puan - 100%

100%

100

Gece Hayvanları ile Tom Ford geleneksel altı sanat dalını kapsayan ve her birinden etkilenen yedinci sanatın ne denli büyüleyici olduğunu hatırlatıyor; sinemayı yeniden keşfetmiyor belki ancak bir filmde olması gereken tüm materyalleri bir araya getirerek modern bir başyapıta imza atıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.22 ( 46 votes)
100
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi