Ingrid Bergman’ın başarılı oyunculuğu ve dönemine ve hatta günümüze damga vurmuş güzelliğiyle 17. Akademi Ödülleri’nde En İyi Kadın Oyuncu Oscarı’nı kazandığı filmi Gaslight, Patrick Hamilton’ın Gas Light ve Angel Street isimleriyle bilinen bir tiyatro oyununa dayanan şüphe ve gerilim ağırlıklı bir yapım. Hitchcock’un Suspense filminin izleyici üzerinde bıraktığı hissiyatla benzer izler taşıyan film konusuyla, ikili ilişkilere bakışa farklı bir boyut kazandırmıştır.

İngilizcede yerleşmiş bir kullanım olan “to gaslight someone” bireye uygulanan psikolojik bir manipülasyon çeşidini tanımlasa da bu kullanımın Türkçede birebir karşılığını bulabilmek pek mümkün değil. Dillerin, kültürün yarattığı ihtiyaçlar doğrultusunda şekillendiği göz önünde bulundurulduğunda, içinde yaşadığımız toplumda “gaslight” uygulanmadığından bu tanımlamayı karşılayacak bir kelimeye sahip olmamış olabilir miyiz? Ya da araştırmalara göre genel anlamda erkeklerin uygulamayı tercih ettiği görülen bu manipülasyon çeşidi ile kadınların daha “sokakta özgürce yürümek” gibi temel haklarını elde etmenin mücadelesini verdiği günümüzde, partnerlerinin onları maruz bıraktığı bu psikolojik şiddeti tanımlamaktan uzak olduğu söylenebilir mi? Tüm bu soruları irdelemeden önce filmin konusundan bahsetmek hem filmi çözümlemek hem de Gaslight tanımını anlamamız konusunda da bize yardımcı olacaktır.

Hamilton’ın oyunu 1939’da kitap halinde basıldıktan sonra Gaslight filminin ilk çevrimi 1940 yılında Thorold Dickinson tarafından gerçekleştirilmişti ancak 1944 yılında MGM, filmin yeniden çevrimini yapmaya karar verdi. Ingrid Bergman’ın Paula rolünü canlandırdığı filmin yönetmen koltuğunda ise dönemin önemli isimlerinden –Rüzgar Gibi Geçti filmini Clark Gable’ın eşcinsel olmayan bir yönetmen istemesi üzerine bırakmak durumunda kalsa da- George Cukor var. Kadın rollerini ön plana çıkarmasıyla bilinen George Cukor, Gaslight filminde de Ingrid Bergman ile mükemmel bir kimya yakalamış ve bu durum peliküle öyle güzel yansımıştı ki Bergman’a Oscar kazandırmıştı.

Annesi ve babasını kaybettikten sonra bir opera sanatçısı olan teyzesiyle birlikte yaşayan ve onu adeta annesi olarak gören Paula, bir gece aniden kalkma isteği duymasının üzerine teyzesinin cesediyle karşılaşır. Mücevherlerini çalmak isteyen biri tarafından öldürülen teyzesinin kurban gittiği cinayet çözülemez. Geçmişi geride bırakmak adına Londra’dan uzaklaşan Paula hayatının aşkıyla tanışır ve romantik bir aşk hikayesi yanılsaması yaratan filmin yaklaşık ilk yarım saati, hikayenin gerilimini başarılı bir şekilde saklar. Paula ve Gregory birbirlerine aşkla bakan bir çifttir ve Gregory’nin Londra’ya taşınmak istemesi üzerine Paula yeniden, teyzesinin öldürüldüğü eve yerleşir.

Gaslight: Sistemli Bir Manipülasyon

İlişkinin doğal dinamikleri içerisinde Gregory yavaş yavaş Paula’ya bazı söylemlerde bulunur. Gregory ilk olarak Paula’ya aile yadigarı bir broş verir ve kaybetmemesi yönünde ilk uyarısını yapar. Paula bu uyarıyı şaşkınlıkla karşılar ve bu ithamı sorgular. Gregory ise gayet sevecen bir şekilde Paula’nın unutkan olduğunu ve hep bir şeyleri kaybettiğini söyler. Paula kendisiyle ilgili ilk sorgulamasını bu noktada yapar ve gerçekten broşu kaybeder ve bir daha bulamaz. Bu olay filmin ilk kırılma noktası, hikayenin izleyicisine ipucu verdiği “inciting incident” olarak tanımlanabilir.

Evlilikleri süresince Gregory, Paula’ya bu tür sistemli söylemlerde bulunmaya devam eder. Unutkanlık, birçok şeyi kaybetme, sürekli yorgun olma ve en sonunda histerik tepkiler çerçevesinde gelişen bu ithamlar, Paula’nın gitgide kendisini daha fazla sorgulamasıyla içinden çıkılmaz bir hal alır. Gerçekten de Paula nereye koyduğundan emin olduğu birçok nesnenin kayboluşunu deneyimler. Gregory bestelerine ağırlık vermek adına kiraladığı daireye gittiğinde, gaz lambalarının ışığının git gide azalması ve evde duyduğu ayak sesleri ile kendisini Gregory’nin olmadığı anlarda tekinsiz ve güvensiz hissetmeye başlar. Tüm bu tekinsiz hava, Gregory eve döndüğünde dağılır. Yavaş yavaş histerik ve hasta olduğu iddiasına inanmaya başlayan Paula, Gregory’ye bağımlı hale gelir ve onun gözüne girmeye çalışır. Ancak film, tüm bu histerinin tek sebebinin evde saklı olan mücevherlere ulaşmak isteyen teyzesinin katilinin aslında Gregory olduğunu ve uyguladığı bu sistemli manipülasyonla Paula’yı saf dışı bırakmak istemesi olduğu gerçeğini açığa çıkarır.

Geneli evin içerisinde geçen filmin Viktoryen  atmosferini ve sahip olduğu ekspresyonist anlatı yapısını, ışığı ve gölgeleri hikayenin gerginliğini arttıracak şekilde harmanlayan George Cukor, Paula’nın içine düştüğü bu dipsiz sanrı kuyusunu daha da derine kazmayı başarır. Gregory, Paula’ya “unutkansın, bunu da kaybetme.” uyarılarında bulunduktan sonra aslında verdiği eşyaları gizlice saklar ve Paula git gide Gregory’nin kendisi ile ilgili söylediklerine inanmaya başlar. Tam da bu noktada modern ikili ilişkilerde çoğu kez maruz kaldığımız ancak fark etmediğimiz gaslighting sendromu kendisine “sevilebilir” bir vücut bulur. Gaslight ve ikili ilişkilerde manipülasyon üzerine çok çeşitli incelemeler mevcut. Genel anlamda görüyoruz ki, Paula gibi bu döngünün içine giren bir birey dışarıdan bir gözle bakmadıkça bu manipülasyonun farkına varamaz çünkü Paula aslında Gregory’nin mükemmel bir eş olduğunu ve bu histerik yapısıyla ona layık olamadığını düşünür.

Ne yazık ki genellikle kadınlar partnerlerinin –bazen kendileri bile bir manipülasyon uyguladığından habersiz olsalar da- bu manipülatif hareketlerine maruz kalmaktadır. Elbette tersi de mevcut ancak narsizm ve her şeyin üzerinde kendini sevme dürtüsünün karşısında birey çoğunlukla asla yapmadığını düşündüğü şeylerle suçlanır ve bu suçlamalar o denli dayanaklı ve yoğundur ki birey –kurban- artık bu ithamların gerçek olduğuna inanmaya ve partnerine hak vermeye başlar. Paula karakteri, bu durumun en uç noktasında, delirmeye kadar gidebilen bir kadının temsilidir. Paula başlangıçta kendisinden ne denli emin olursa olsun her başkaldırışı gerek daha sert bir tepkiyle gerekse sevgi ve aşk makyajının altında bertaraf edilir. Bu durum narsist bireyin, filmdeki temsiliyle mücevheri ya da karşısındakinden almak istediği her ne varsa tamamen elde etmesine kadar devam eder.

Paula, olaya dahil olan gizemli bir adamın her şeyi ortaya çıkarmasıyla kısıldığı bu kapandan kurtulur ve Gregory’yi filmin sonunda adeta kendi silahıyla vurur. Kadının özgürleşmesiyle sonlanan film, ilişkiler ve bir erkeğin gölgesinde kadın olmaya dair önemli tespitler içermesi bakımından, yanı sıra 1940’larda küçük vuruşlarla büyük bir gerilim elde etmeyi başarmasıyla da sinema tarihinin izlenmesi gereken önemli filmlerinden biri olarak tanımlanabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi