Bir sezonun daha sonuna geldik. 7. sezonun 7. bölümü, her Game of Thrones bölümü gibi keyifli bir seyir sunsa da, bu defa efsanevi bir sezon finali yok karşımızda.

***Yazının bundan sonrası Game of Thrones 7. sezon 7. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerir.***

7. sezonun son bölümünü öyle bir sahneyle açtık ki, nasıl yazılırsa yazılsın gam yemezdik. Dragonpit’te geçen, tüm tarafları bir araya getiren sahnede dostu, düşmanı kim varsa bir araya gelince yaşadığım hazzı doğru kelimelerle ifade etmekte zorlanıyorum. Dizi tarihinin en güzel doruklarından birini yaşamış olabiliriz. Euron Greyjoy’un yersiz çıkışlarına ve sonrasındaki yaklaşımına zaten bayılmıştım ama başka bir arka hikayeyle olay akışına yedirilmesine bayıldım.

Euron’un çıkışları, Cersei’nin Tyrion’la konuşmasının ertesinde geri adım atmış gibi yapması neticesinde kafamda oluşan çok ciddi bir soru var: Cersei gerçekten hamile mi, yoksa ayak mı yapıyor? Bebek hikayesi hem Jamie’yi hem de Tyrion’ı can evinden vurdu. Özellikle Jamie’ye bebeğin kendisinden olduğunu yedi dünyaya duyurmaktan çekinmeyeceğini belirttiği an Jamie’ye karşı muazzam bir bağlılık verisi elde etmiş oldu ve bunu da her fırsatta vurgular hale geldi. Fakat Euron’u elinde çevirme şekliyle olup biten bir hayli çelişik. Onunla evlenmek için can atan, nur topu gibi bir müttefiği var ve bu bölüm hali hazırda Jamie’nin ardından iş çevirmeye başladılar. Yine de Cersei Jamie’ye ilişkilerini dünyaya duyurma sözü verdi -oysa ki ilişkinin sürdüğünün tek şahidi Cersei’nin vefalı hizmetçisi. Cersei, kardeşlerinin kendisinde görebildiği yegane insanlık formunun çocuklarına karşı beslediği sevgi olduğunun farkında. Dahası, sızan senaryoda var olan detayların hepsi karşımıza çıkmışken bir tek detay eksik: bu bölüm Cersei’nin düşük yapmış olabileceğine dair bir sahnenin yer alması gerekiyordu. Ateşkes ilanını kabul etmiş gibi davranıp da bambaşka bir strateji geliştirmiş olması da ortaya sürdüğüm bu fikri bir nebze olsun destekliyor. Tyrion’ın ve Jamie’nin Cersei’nin ateşkesi kabul etmesinde şüphe duymamasını sağlayan tek şey, Cersei’nin bebek bekliyor olmasıydı. Tyrion bu sayede Cersei’yi ikna etti sanırken, ciddi manipülasyona uğramış olabilir.

Elbette başka bir ihtimal daha söz konusu: Cersei hakikaten yalnızlığında kaybolurken, Euron hikayesini Jamie’yi elinde tutmak için tümüyle uydurmuş da olabilir. Ya da her şey tam olarak gördüğümüz gibi gerçekleşmiştir ama kafamda Cersei’nin aslında hamile olmaması fikri o kadar cazip durdu ki, paylaşmamak olmazdı.

Bu bölüm en başarılı karakter gelişimlerinden birini, sürekli metamorfoz içinde olmasına alıştığımız Theon Greyjoy yaşadı diye düşünüyorum. Theon, Jon’la ilk karşılaşmasından beri duruşunu değiştirmeye zaten başlamıştı. Gelecek sezon bambaşka bir Theon Greyjoy izleyeceğimiz zaten şekillenmeye başlamıştı. Jon’un affıyla beraber Yara için savaşmaya karar vermesi şahane bir karakter gelişim hikayesi oluşturdu. Keşke bu noktadan daha ileriye gitmeseydi. “Pipisi olmayan karakterin dövüşerek erkekliğini yeniden edinme” hikayesi, Game of Thrones’un yıllardır oturttuğu erkeklik üzerine geleneksel olmayan söylemin dışında kalıyor, hatta ona ters düşüyor. Bu bölümde bana batan klişeleşmiş yapısallıklardan biri bu oldu.

game-of-thrones-sezon-7-bolum-7-jon-daenerys-filmloverss

Game of Thrones 7. Sezon 7. Bölüm: Adını Aegon Koydum

Bu sezon yapımda en takdir ettiğim şeylerden biri, Daenerys ve Jon’un uzun zamandır beklenen sevişme sahnesini dizinin sunuş biçimi oldu. Tam olarak Daenerys’in aslında Jon’un teyzesi olduğunun teyidiyle beraber sahnenin gelişmesi, dizinin muzur üslubunu bu sezon en çok kurtaran vaka olduğu kanaatindeyim. Yine de Sam ve Bran arasında geçen konuşmada bana batan bir durum var: Bran her şeyi görebiliyorken, Jon’un piç olmadığı, resmi olarak bir Targeryan olduğunu öğrenmek için Sam’in verdiği bilgiye ihtiyaç duyması tahminimce bir bana batmamıştır. Bu türden bir kurgunun temel gerekçelerinden biri, Jon’un tecavüz değil aşk çocuğu olduğunu vurgulamak olmuş ki bunu Game of Thrones standartlarında bir hayli saçma buldum. Jon’un nereden geldiği hikayesinde önemli olan iki detay var: tahta oturmak için belli bir kanı taşıması ve vadedilen prens olmak için belli bir geçmiş hikayesine sahip olması. Lyanna Stark’ın ağzından gerçek isminin Aegon Targeryan olduğunu duymamız bu bakımdan önemliydi: Elia Martell ve Rheagan Targaryen’ın ölen çocuklarından birinin daha isminin Aegon Targaryen olması itibariyle bu vurguyu anlaşılır ve işe yarar buluyorum. “Kaç tane Aegon var yahu?” seslerini duyar gibiyim. Aegon, Fatih gibi bir isim, hakikaten öyle çünkü en eski Aegon zaten “Fatih Aegon” diye anılıyor. Potansiyel hükümdarların bu ismi taşıması fikriyle takıntılı Rheagor abimiz, 5 oğlu olsa inadına Aegon koyarmış. Yine flashback olarak karşımıza çıkan düğün sahnesi de yine Sam’in arşivlediği yazıdan edindiği bilginin teyidi bakımından değerliydi. Ama Bran’in halasının kaçırılmadığı, tecavüze uğramadığı aşkla evlendiği gibi bir detayı ayrıca vurgulamış olması, Game of Thrones’a pek de yakışmayan bir başka Amerikan klişesi olmuş.

Bu sezon atarlı olduğum bir diğer mevzu Littlefinger’ın nasıl harcandığı meselesi oldu. Yanlış anlaşılmasın, bu bölümün Littlefinger, Arya, Bran ve Sansa’yı içeren kurgusu başarılıydı. Dayanamayıp senaryoyu okuduğum ve sonun Lord Balish için ufukta olduğunu zaten bildiğim halde keyifle izledim, hiç bilmeden izlemenin hazzını tahmin edemiyorum bile. Fakat dizinin en iyi altyapısı kurgulanmış ve muhteşem yetenekli bir oyuncunun hayat verdiği karakterlerinden biriydi Littlefinger. Sansa’nın geçmişte kaleme aldığı mektup hadisesinin evvelinde kendisini sadece oradan buradan pis bakışlar atarken izledik. Dizinin sonuna yaklaşıyor olmamızdan ötürü yazık olan meselelerden biri de bu hikayenin aktarılma biçimi oldu. Yine de mevzunun bu bölüm ele alınış biçimi, genel tabloyu fazlasıyla kotardı, iki kız kardeşi birbirine düşürme hikayesinin Sansa ve Arya’dan çıkartılıp da anneleri ile teyzeleri arasındaki gerilimi de kapsar kılınması kapsayıcılığı bir hayli artırmıştı. Bununla beraber, Bran’in de desteğiyle bütün geçmiş hatalarının yüzüne vurulması hepten hoşuma gitti.

Gelelim büyük finale, bir Ice Dragon meydana çıkmışken tam da böyle bir final bekliyordum zaten. Artık Yedi Krallığı Akgezenlerden koruyacak bir duvar yok. Hem ölüler hem de onlarla savaşmak için bir araya gelen müttefiklerimiz Winterfell’e doğru yol alıyor. Jon’un Daenerys’i kuzey halklarına kabul ettirmesinin yegane yolu olan evlilik yolu ise açılmış vaziyette. Bu koşullar altında gelecek sezon şahsen Game of Thrones entrikası beklentilerimin çoğunu Cersei’ye bağlamak durumundayım.

Diziye doğru umutlarımın geçen bölüm itibariyle tükenmeye başladığını sizlerle paylaşmıştım. Bundan sonrası için de tek ümidim Gendry’nin sporsal bir aktivitenin ardından ortalıktan kaybolması vakasının sona ermesi. Kürek çeke çeke kaç sezon göz önünden kaybolmuştu zaten, iki depar attı yine gözden kayboldu. En azından koşunun ardından gördük kendisini de bu defa koşmaya devam ettiğini düşünmeyeceğiz.

Şakayı bir yana bırakacak olursak, yaşayanlar vs. ölüler ana hikayesiyle dizinin çizgisini bozmamak için büyük bir çaba harcaması gerekecek. Efsane dizilerin Aşk-ı Memnu gibi bitmesi o kadar yaygın bir vaka ki, endişelenmemek elde değil. Dizinin kitabın ilerisine geçmiş olması ve kısıtlı vaktinin kalması hem üslupta hem de hikaye akışında şimdiden ciddi zedelenmeler yarattı. Sezonun bazı bölümleri inanılmaz heyecanlı geçti şüphesiz ki, ama finali gölgede bırakan birden fazla bölüm izlemiş olmamız hiç de iyiye işaret değil.

Fan teorileri, spekülasyonlar, tahminler ve kuruntular için 8. sezona kadar oldukça uzun bir vaktimiz olacak. Yedi Krallık’tan uzakta, kendinize iyi bakın.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi