Gabriel Mascaro, son iki yılda çektiği iki kurmaca filmle dikkatli sinefillerin gözünden kaçmayan bir isim. Sinemaya belgesel filmlerle giriş yapan ve arada bir de kısa animasyon çeken Brezilyalı yönetmen, ilk kurmaca filmi Ağustos Esintisi – Ventos de Agosto ile 14. !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde “Keşif” ödülünü kazanmıştı. Son filmi Neon Boğa ise geçtiğimiz yıl Venedik’ten Jüri Özel Ödülü ile döndü ve dünya çapında gösterim imkanı buldu. Filmlerinde alt sınıfları ele almasına rağmen daha çok karakterlerin iç dünyalarına sezgisel yolculuklar yapan; dingin ve stilize bir dil kullanarak rüyaya yakın kompozisyonlar elde eden yönetmen, sinemaseverlere yeni ufuklar vadederken sonraki çalışmaları için de merak uyandırmaya devam ediyor. Neon Boğa’nın, 35. İstanbul Film Festivali’nde izleyici karşısına çıkmasından sonra Brezilyalı yönetmenle genel hatlarıyla sineması ve son filmi üzerine söyleştik.

Söyleşi: Batu Anadolu

Gabriel Mascaro Röportajı

gabriel-mascaro-filmloverss

Batu Anadolu: Sinemaya belgesel filmler ile giriş yaptınız, arada kısa bir animasyon film çektiniz ve Ağustos Esintisi (Ventos de Agosto) ile kurmaca alanına girdiniz. Bu üç tür sizin için nasıl bir farklılık arz ediyor? Tüm bu deneyimler, sinema anlayışınıza neler kattı?

Gabriel Mascaro: Birbiriyle alakasız yöntemlerden oluşan bir serüven gibi görünebilir ama aslında öyle değil. Örneğin; belgesel çekerken bir fikri karşı tarafa geçirme, karakter oluşturma, görüntü seçimi gibi konularda bir hayli ilerleme kaydettim. Belgesellerimde daha çok ilgilendiğim şey insanların gerçekte oldukları hallerinden çok kendilerini nasıl göstermek istedikleriydi. Tutkularımız ve hayallerimiz bizim kim olduğumuz konusunda çok şey anlatırlar. Dolayısıyla zamanla daha kurmaca hikayelerle ilgilenmeye başlamam benim için kaçınılmazdı.

B.A.: Yine belgesel döneminizde Brezilya’nın farklı ekonomik sınıflarını kayıt altına aldınız; Um Lugar ao Sol (2009) isimli filminiz ekonomik açıdan üst sınıfların yaşantısını ele alıyordu, Domestica (2012) ise hizmetçilerin yaşantılarına gerçekçi bir bakıştı. Bu iki farklı yaşantıya göz attığınızda, güç ilişkileri üzerine ne gibi veriler elde ettiniz?

G.M.: Brezilya bazı açılardan çok bulanık bir ülke. Um Lugar ao Sol’da Brezilya’nın çelişkilerle dolu ortamına ışık tutmak istedim. Sadece sosyal çelişkilerden bahsetmiyorum. Aynı zamanda değerler, ideolojiler… Örneğin Avrupa’daki durumun aksine Brezilya’da apartman dairelerinde yaşamak insanlar için Orta Sınıf ya da Orta-Üst Sınıf’a doğru bir yükselmeyi simgeliyor. Bu apartmanlardaki dairelere en yüksek paraları verip en üst katlarda oturmak isteyen insanları tanımaya çalışmak benim için çok önemliydi.

Domesticas’ı kendi evlerinde çalışan hizmetçileri bir hafta boyunca kamerayla kaydetmeyi kabul eden yedi gencin yardımıyla yaptım. Ortaya çıkan görüntüler hizmetçiler ve işverenleri arasındaki karmaşık ilişkiyi gözler önüne serdi. Bu, samimiyet ve güç gibi kavramların iç içe geçtiği, Brezilya’nın sömürge geçmişinin hala her evin içinde var olduğunu gösteren bir ilişki.

Hollywood öğretisi karakterlere kısıtlı zaman verip onları kısa zamanda önemli bir karar vermeye zorlamayı öğütler ama benim karakterlerimin genelde bir aceleleri yok.

B.A.: Sinemanıza baktığımda genel olarak anlatımın daha çok sezgiselliğe dayandığını düşünüyorum. Varlıkları, kavramları olduğu gibi ve dolaysız biçimde bir sunuş hakim; bir bakıma olabildiğince gerçekçi ama aynı zamanda belirli bir idealize edilmiş bir gerçekçilik hakim gibi. Andre Bazin’in “Süreç Sineması” (A Cinema of Duration) olarak bahsettiği yaklaşımın etkilerinden söz etmemiz mümkün mü?

G.M.: Karakterlerinin tecrübelerinin uzunluğu, sinemamın en önemli parçalarından biri. Gerçi Hollywood öğretisi karakterlere kısıtlı zaman verip onları kısa zamanda önemli bir karar vermeye zorlamayı öğütler ama benim karakterlerimin genelde bir aceleleri yok. Anlatım hızımı yavaşlatarak, karakterlerin geçirdikleri zamanın onların kişiliklerini ortaya koymasını hedefliyorum. Bazin’den tamamen etkilendiğimi söyleyemem çünkü Neon Boğa (Neon Bull)‘ya genel olarak natüralizm hakim olmakla beraber karmaşık ve sürreal bir durgunluğa rastlamak da mümkün. Bazin, zaman kullanımı konusunda her zaman bir referans noktası olmuştur ama ben dogmalara sadık kalmama taraftarıyım.

B.A.: Brezilya sineması ve gerçekçilik dediğimizde aklımıza ilk gelen kavram Cinema Novo oluyor. Gerçekliği güçlü bir biçimde sunarken folklorun aldatıcı çekiciliğine karşı koymaya çalışan bir sinemaydı; toplumsal ve ekonomik sorunlara el attılar, birey üzerinden toplumun sorunlarını tartışma konusu yaptılar. Sizin sinemanız da taşraya inip bireysel yaşantıları, aşırı dramatize etmeden ele alıyor. Cinema Novo’nun sizin ya da sizin kuşağınızdaki yönetmenler üzerinde nasıl etkileri oldu?

G.M.: 60’lı yıllarda politikacılar Kuzeybatı Brezilya’ya geçmişindeki kuraklık, açlık, radikal dincilik ve ayaklanma gibi problemler yüzünden sorunlu bölge olarak bakıyorlardı. Tam da bu dönemde sinema ve edebiyat, bölgedeki sınıf çatışmasını anlatabilecek bir kanal haline geldiler. Cinema Novo da bölgeyi; geleneklere sahip çıkma, cesaret, kırsaldaki işçinin saflığı gibi kendisinin de işlediği kavramları net bir şekilde ortaya çıkaran bir yer olarak gördü. Bu kavramlar, şehirdeki yabancılaşma / yozlaşmayı eleştirmek için etkili enstrümanlar haline geldiler. Bugünün Brezilya’sında durum bir hayli farklı. Bahsettiğimiz bölgeler hızlı bir ekonomik büyüme yaşadılar ve bir hayli zengin kenar mahallelere sahipler. Yine de sınıflar arası uçurum çok fazla ve kısa vadeli şehirciliğin getirdiği çarpık kentleşme kolayca fark edilebilecek düzeyde. Neon Bull, insan duygularına ve hedeflerine Cinema Novo’dan daha farklı bir şekilde yaklaşarak yepyeni bir gerçekliği anlatmak istiyor. Bu film, insan dokusunun dönüşümünü anlatan bir film.

Kendi jenerasyonumun Cinema Novo hakkında ne düşündüğünü bilemem ama benim için Cinema Novo bitmiş bir filmden çok filmin yapılma sürecini ve belirli bir konsepti ifade eden bir terim. Örneğin; Glauber Rocha gibi birisinin film çekme sürecini okumak her zaman büyüleyici olmuştur. Kafasındaki sinema fikrini filme aktarma yöntemi beni hep çok etkilemiştir.

neon-boga-filmloverss

Gabriel Mascaro’nun son filmi Neon Boğa, 35. İstanbul Film Festivali’nin “Genç Ustalar” seçkisinde gösterildi.

Günlük yaşamı gösterirken bir taraftan cinsiyet farklılıklarında kullandığım dilin çok da sansasyonel olmamasına, hatta normal olarak algılanmasına dikkat etmeye çalışıyorum.

B.A.: Yine başka bir yaklaşım olarak sinemanız, toplumdaki bazı karşıtlıklardan ve sınıflandırmalardan bağımsız. Örneğin; bilindik toplumsal cinsiyet rollerinin aksine karakterleriniz, kadın ve erkek kimliklerinin dayatmalarından bağımsızlar. Benzer biçimde doğa, onlar için bir mücadele alanından çok bir özgürlük alanı ve tüm rollerin uyumlu biçimde kaynaştığı bir saha gibi görünüyor. Neon Bull’da Iremar ve Galega karakterleri de bu yaklaşıma örnek oluşturuyor diyebilir miyiz?

G.M.: En çok ilgilendiğim konu cinsiyetin daha geniş bir çerçeveden ele alınması. Günlük yaşamı gösterirken bir taraftan cinsiyet farklılıklarında kullandığım dilin çok da sansasyonel olmamasına, hatta normal olarak algılanmasına dikkat etmeye çalışıyorum. Ayrıca karakterlerin psikolojilerinin ötesine geçip, doğal ortamlarındaki fiziksel varlıklarına odaklanmak, bundan şiirsel bir anlatı ortaya çıkarmaya çalışmak benim için çok önemli. Film, tek bir karakterin hayatına odaklanmaktansa değişik karakterlerin tercihlerinin birbirlerinin hayatlarına nasıl etki ettiğini anlatıyor. Neon Bull, meraklı karakterler ve yoğun deneyimler hakkında bir film. Karakterlerle ilgili çok az şey bilsek de zamanla onların hikayelerinin içerisine çok yoğun bir biçimde dahil oluyoruz. Bu film, her gün karşılaştığımız küçük çelişkileri anlatıyor. Bütün rutin olaylarda olduğu gibi yaşam da aslında bir döngü. Film de buna uygun olarak bitiyor.

B.A.: Neon Bull’un en dikkat çekici sahnelerinden biri kuşkusuz Iremar ile Valquiria arasındaki uzun seks sahnesi. Valquiria, isminden dolayı ister istemez mitolojik bir çağırışım yapıyor. Sahne ise neredeyse bir ritüel edasında, kameranın tüm aksiyonu belirli bir mesafeden takip ettiğini görüyoruz. Bunu önceki soruda belirttiğim kaynaşma ve doğadaki bütünlük konusu üzerinden değerlendirebilir miyiz?

G.M.: Bence bu, anlam açısından bayağı muğlak bir sahne. İlk başta izleyeni çok da etkilemiyor ama birkaç saniye sonra bir hayli merak uyandırıyor. Aynı zamanda olayı olduğu gibi gösteriyor ki bu da çekim tekniği ve süresi sayesinde sahnenin içerisine dahil olmamızı sağlıyor. İşte tam da burada, anlamı belirsiz sahne oyunu söz konusu olduğunda sinemanın sihri ortaya çıkıyor. Ayrıca arzunun sürüklediği bir sahnenin karakterlerden birinin en büyük tutkusu olan kumaş fabrikasında, bir kesim makinasının üzerinde geçmesinin yanında bu sahnenin benim için en güçlü yanlarından biri iki aktörün bir sevişme sahnesi sırasında terlemeleriydi. Zaman ve ayrıntı gibi konular benim için filmleri sorunsallaştırma açısından çok önemli. Aktörler büyük bir samimiyetle, hissiyatı seyirciye çok iyi bir şekilde geçirdiler. Çok da üzerinde durmadan sadece bir kere prova yaptık ve daha sonra tek denemede sahneyi çekmeyi başardık.

Benim filmlerimdeki karakterlerim bu çarpık düzenin tam da ortasında yaşıyorlar ve saf insanlar değiller. Dolayısıyla onlara acımak gibi bir hisse kapılmanın bir gereği yok.

B.A.: Neon Bull; ülkenin daha çok açlık ve sefaletle anılan, sizin de doğup büyüdüğünüz Kuzeydoğu Bölgesi’nde geçmesine rağmen bölgenin son yıllarda gelişmiş olduğunu görüyoruz. Buna karşın karakterlerimiz Vaquejada adı verilen geleneksel bir rodeonun parçası oluyorlar. Burada geleneksel ile modern arasındaki bir tezatlık mı yoksa uyum mu söz konusu olan?

G.M.: Neon Bull’da, ekonomik büyümenin damga vurduğu son dönemde, doğduğumdan beri yaşadığım Kuzeydoğu Brezilya’daki günümüz insan ilişkilerinin politik ve sembolik bir yansımasını seyirciye aktarmak istedim. Benim için bir uyumun olup olmadığını düşünmekten ziyade bu hızlı kültürel değişimin ortaya çıkardığı çelişkinin bize gösterdiklerini okuyabilmek daha önemli. Bu sadece Brezilya’ya özgü bir sorun değil aslında. Dünyanın bir çok bölgesinde bir “mega-proje” uğruna insanların yaşadığı mahallelerdeki alanlar, sosyalleşebildikleri yerler bir gecede değişime uğruyor. Buradan yola çıkarsak yine de geçmişe özlem duyan filmler yapmayı sevmiyorum. Benim filmlerimdeki karakterlerim bu çarpık düzenin tam da ortasında yaşıyorlar ve saf insanlar değiller. Dolayısıyla onlara acımak gibi bir hisse kapılmanın bir gereği yok.

Brezilya’da taşrasındaki en büyük endüstrilerinden biri olan Vaquejada Rodeo’su bana göre bölgenin son zamanlarda yaşadığı dönüşümü en iyi sembolize edebilecek şeylerden biri. Tutku ve hedeflerini gözden kaybetmek istemeyen karakterlerin hayatlarından yola çıkarak kimlik ve cinsiyet gibi kavramların ötesine geçerek tüketim kültürünün çelişkilerini renk ve dokular yardımıyla irdelemek istedim.

neon-boga-afis-filmloverss

B.A.: Ventos de Agosto’da yönetmenliğin yanı sıra görüntü yönetmenliği ve kostüm tasarımı da yaptınız. Neon Bull’da ise kamerayı, geçtiğimiz yıl Cemetery of Splendour’da Apichatpong Weerasethakul ile çalışan Diego Garcia’ya emanet ettiniz. Bu tercihin arkasındaki neden neydi, senaryoya daha mı çok odaklanmak istediniz?

G.M.: Benim açımdan bir hayli zorlayıcı bir süreçti. Yetenekli gözlere sahip birisiyle çalışıp aktörlerle daha çok zaman geçirmek istedim. Diego sadece yeteneğini değil, REC butonundan filme geçen bir insancıllık da kattı. Daha en baştan bu filmin çekim sürecinin sette başladığını, aktörlerle ışık hakkında konuşmanın bile onların performansına samimiyet ve güç katacağını kavradı. En başından beri ekibe güven verdi ve daha zorlu planları çekebilmemizi sağladı. Başından beri fikrimiz; Kuzeybatı Brezilya’da geçmişte çekilmiş filmlerde görülen o monokromatik, ıssız planlardan kaçınmaktı. Filmi yağmurlu bir mevsimde çektik. Bu yüzden etrafta yeşillik oldukça boldu. Biz de yanlarına renkli parçalar ekledik. Canlı renklerin varlığı filmde belli bir modernliği ve ekonomik gelişmeyi simgeliyor. Filmdeki her sahnenin koreografisinde sinematografinin çok büyük bir etkisi var. Kamera ince ve sürekli bir biçimde hareket halinde kalarak bu hem olağan hem de sürreal topraklarda insana dair yeni açılar yakalıyor.

B.A.: Filmde Ventos de Agosto’nun aksine profesyonel oyuncular ile çalışma imkanı buldunuz. Sizin için nasıl bir deneyim oldu?

G.M.: Geçmişimde belgesel yapımcılığı ve görsel sanatçılık var. Dolayısıyla tecrübeli aktörlerle çalışmak benim için hem yeni bir deneyimdi hem de büyük bir şanstı. Drama koçu olarak Fatima Toledo’dan (City of God, Elite Force, Suely in the Sky, La Jaula de Oro) yardım aldım. Kendisinin prova ve hazırlık konularında bize büyük yardımı dokundu. Sahnelerin uzunluğunun zorlayıcı bir yanı vardı bu yüzden koreografi üzerinde en ince ayrıntısına kadar çalışıp aynı zamanda sahnelerin nefes almalarını sağlamamız gerekti.

gabriel-mascaro-venedik-film-festivali-filmloverss

Neon Boğa, Venedik Film Festivali’nden Jüri Özel Ödülü ile döndü.

B.A.: Eminim Toronto ve Venedik’te kazandığınız ödüllerle ilgili çokça soru gelmiştir ama konuya farklı bir perspektiften bakarsak; bu tarz ödüller, Brezilya’daki sinema izleyicisinin yerli filmlere bakışını sizce nasıl etkiliyor? Ödüller ile seyircinin ilgisi arasında doğru bir orantıdan söz edebilir miyiz?

G.M.: Bence festivallerin ve ödüllerin, filmlerin tanınır hale gelmelerinde büyük payları var. Bir distribütör bir filmle ilgilendiğinde veya film bir ödül aldığında film hem salonlarda kendine daha rahat yer buluyor hem de daha büyük bir ilgiyle karşılanıyor. Aslında festival kısmı biraz kafa karıştırıcı olabiliyor çünkü insanların beklentileri söz konusu. Diğer yandan bir filmin bir festival dışında ticari olarak vizyona girip izleyicilerle buluşması da oldukça memnuniyet verici bir durum. Filmler ancak o zaman topluma tam olarak ulaşıp onları beklemedikleri bir yerden yakalama şansına sahip oluyorlar. Kendi büyüdüğüm bölgede çektiğim bir filmin dünyanın dört bir yanında insanlar tarafından seyredilmesi harika bir şey. Bu bağlamda filmle ilk ilgilenen şirketlerden biri olan ve projeye başından destek veren Türkiye’deki dağıtımcımız Calinos Films’e de teşekkür etmek isterim.

B.A.: Son olarak, bundan sonraki projeleriniz neler?

G.M.: Şu anda baskı fotoğrafın ölümü (tamamen dijitale geçiş) üzerine yaptığım araştırmamı tamamlıyorum. Neon Bull ile ilgili çalışmalarımı tamamen sonlandırınca yeni projelerle ilgilenebileceğim.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi