Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Michael Haneke’nin sinema tarihine damga vuran filmi Funny Games’in rahatsız edici atmosferinden keyif alan ve bu eşsiz deneyimden haz alan sinema severlerin izlemesi gereken 10 filmi derledik.

Michael Haneke’nin 1997 yılında çektiği Funny Games, tüm dünyada büyük ilgi görmüş, seyircilerinin ekranda gördükleri şiddet karşısında sınırlarını zorlamıştı. Cannes’da Altın Palmiye için yarışan ve iki gencin bir aileyi rehin alması sonrası yaşanan olayları konu alan Funny Games’in gördüğü büyük ilgi sonrasına 2007 yılında yine Haneke’nin yönetmen koltuğunda oturduğu bir yeniden çevirimi bulunmaktadır. Hollywood için yeniden çekilen Funny Games, bu zamana kadar Hollywood’a uyarlanan diğer filmlerden hem eleştirel hem de sinemasal özellikler sebebiyle ayrılan bir yapımdır. Haneke’nin sert bir burjuvazi eleştirisi olan filmi Funny Games, aynı zamanda Haneke’nin en rahatsız edici filmidir. Üstelik Haneke bu eleştiriyi -hem orijinal yapımda hem de A.B.D uyarlamasında- filmin çekildiği topraklar ve yaşam biçimlerine göre yapmıştır.

Funny Games Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

A Clockwork Orange – Stanley Kubrick – 1971

a-clockwork-orange-filmloverss

Anthony Burgess, A Clockwork Orange kitabının arka kapağında “İngiliz argosunda bir deyiş vardır; “Uqueer as as clockwork orange”. Bu deyiş, olabilecek en yüksek derecede gariplikleri barındıran kişi anlamına gelir.” diye bahseder. Burgess’in aynı adlı romanından uyarlanan, usta yönetmen Stanley Kubrick’in elinden sinemaya kurgulanan film, yaşamları şiddet üzerine kurulu olan gençlerin hikayesini anlatır. İyi ile kötünün ayırt edilemediği bir toplumda, suçun nedenlerini cezanın sebeplerini sorgulatan film, Alex adlı bir genç üzerinden insan doğasını, bilinç altını ve toplumsal normları ele alır. Topluma karşı, ailesine karşı kendi dillerini yaratan filmin anti kahramanı Alex ve arkadaşları beyaz kıyafetleriyle süt içerek başladıkları şiddet dolu gecelerin sonunda; o kıyafetler, onca şiddete ve ölüme rağmen hep beyazdır. Film çevrelerine dehşet ve korku öğesini saçan, şiddet bağımlısı olan gençlerden oluşan bu çetenin varlığıyla ve akıbetiyle, bir korku imparatorluğunun fotoğrafını çeker.

Henry: Portrait of a Serial Killer – John McNaughton – 1986

Henry-Portrait-of-a-Serial-Killer-Filmloverss

Seri katil Henry Lee Lucas’ın gerçek yaşam hikayesine dayanan senaryosuyla dikkat çeken Henry: Portrait of a Serial Killer, en dehşet verici seri katil filmlerinden biri olarak kabul edilir. Hikayenin Henry Lee Lucas’ın soğukkanlı itiraflarına dayanması zaten filmi ‘rahatsız edici’ kalıbıyla buluşturmaya yeterlidir. Filmi bu kadar ürkütücü yapan şey ise kuşkusuz ki olayın gerçekte var olması. Tarihin görüp görebileceği en ilginç seri katillerinden biri olan Henry Lee Lucas’ın hayatının bir bölümünün anlatıldığı filmde Lucas’ın uyuşturucu bağımlısı ve kendisi gibi psikopat olan ev arkadaşı Otis’le birlikte, belirli bir amaç olmadan, sadece zevk için ardı ardına işledikleri bir dizi cinayet ele alınır.

“Birini öldürmek, sokağa çıkmak gibi bir şeydir. Eğer bir kurban istiyorsam, sokağa çıkar ve bir tane bulurum.

Irreversible – Gaspar Noe – 2002

irreversible-filmloverss

Genellikle romantik-komedi filmlerin vazgeçilmezi olan Paris şehri bu kez Gaspar Noe imzasını taşıyan Irreversible’de alışagelmiş büyüsünden çokça uzak, hatta rahatsız edici bir atmosfere bürünmüştür. Ölüm ve cinselliğin derinliklerine inen yönetmen kırmızının ağırlığını üzerimizde hissettiğimiz on dakikalık açılış sahnesiyle bile bizi ekran başında huzursuz etmeyi başarır. Kendine özgün tekniğiyle ve anlatım tarzıyla klasik örneklerden ayrılan Irreversible, insanın içinde barınan kimi zaman gizli olan kimi zaman ise açık edilen şiddet dürtüsünü ortaya koyar. Sert bir öyküyü sert bir dille anlatan Noe, Irreversible’de geriye doğru anlatmayı tercih ettiği hikayesiyle, müzikleriyle, renkleriyle, şiddetin yoğunlukla hissedildiği sahneleriyle sarsıcı bir film yaratmayı başarır.

Barda – Serdar Akar – 2007

barda-filmloverss

Gerçek bir öyküden esinlenerek yaratılan, Serdar Akar imzalı Barda, anlattığı hikayenin ötesinde sırf bu özelliğinden dolayı bile izleyici germeyi başarıyor. Düzenli olarak arkadaşlarının işlettiği bara giden, yaşları 20-25 aralığında olan bir grup genç yine aynı bardadır ancak bu kez hayatlarını değiştirecek tüyler ürpertici bir olayla karşılaşacaklardır. Bara gelen beş yabancıyla, eğlenmek için gittikleri barda kabus dolu bir gece onları beklemektedir. Bu beş yabancı tarafından rehin alınan gençler sabaha kadar işkenceye ve tecavüze maruz bırakılırlar. Uyuşturucunun ve hayatlarını kıskandıkları bu gençlerden intikam alma arzusunun da etkisiyle, sadist ruhlu beş yabancı gençleri asla unutamayacakları bir geceye hapsederler. Ankara’da 1997 yılında gerçekleşen bir olaydan esinlenmiş olan Barda aslında bir adalet sorgulamasıyla da bizi baş başa bırakır. Gerçek olayda afla çıkan suçluları filmde farklı bir ceza beklemektedir.

Eden Lake – James Watkins – 2008

eden-lake-filmloverss

Huzurlu bir tatil amacıyla ormanın içinde yer alan bir eve haftasonlarını geçirmek için giden Jenny ve Steve çifti, hiç tahmin edemeyecekleri, şiddetin üst sıralarda seyir edeceği bir oyunun içinde bulurlar kendilerini. İngiliz sinemasının önemli örneklerinden biri olan, James Watkins’in yönetmenliğini ve senaristliğini üstlendiği film Eden Lake, bir çiftin iyi vakit geçirmek için geldikleri yerde, amaçsız yere kendini kanıtlamaya çalışan 13-17 yaşlarında bir grup genç tarafından sadistçe bir saldırıya uğramasını konu alıyor. Tamamen ego üzerine giriştikleri bu şiddet gösterisi, bir süre sonra o kadar kontrolden çıkar ki gençler panikler, panikledikçe ise şiddetin dozu artar. Jennt ve Steve için huzur için geldikleri o göl kenarı, hayal edilen dünyadan çok uzaklardadır.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi