Sevdiğiniz işi yapamadığınız zamanlar… Kalabalıklar içinde yalnız, dünya telaşının tam ortasındasınız ve saçlarından tutup yakalamak istediğiniz bir hayaliniz var. Peki bu hayal bir gün olanca gücüyle isminizi unutulmaz kılabilir mi? Yeterince inanırsak neden olmasın!

Georges Méliès, ailesinin ayakkabıcılık yaparak geçindiği Paris’te doğup büyümüş, sıradan bir insan gibi geleceği çoktan tasarlanmış bir çocuktur. Bir süre bu tasarlanmış geleceğin parçası olmayı sürdürse de sınırları zorlayan hayal gücüne daha fazla direnmez ve dil öğrenmek için gittiği Londra’da kariyerine bir illüzyonist olarak başlar. Paris’e geri döndüğünde ailesinin baskısıyla baba mesleğine devam eden Méliès, işinden arttırdığı zaman ve parayla kendisine ait bir tiyatro kurar ve Londra’da öğrendiği numaralarla küçük bir kitle edinir. Sihirbazlık tutkusunun ona açacağı görkemli kapıdan bihaber tiyatrosunda küçük illüzyon gösterileri yapan Méliès’in kamerayla tanışması çok sürmez.

georges-méliès-filmloverss

Sinema Yoluyla Sanat Yapan Fransız Bir İllüzyonist: Georges Méliès

Lumière kardeşlerin 1895’te sinematografı icat etmeleri ve geliştirmeleri üzerine filmleri kaydedebilen, düzenleyebilen ve yansıtabilen bu cihaz büyük ilgi görür ve kardeşler ilk ücretli film gösterimini 28 Aralık 1895’te Paris’te bir kafede gerçekleştirir. Bildiğiniz üzere, bir trenin istasyona yaklaşmasını konu alan ilk gösterim meşhur bir tepkimeyle son bulur. İnsanların korkarak salondan çıkmak istemesinin ardından geriye kalan 10 kısa metraj filmle gösterime devam edilir. Méliès de bu gösterimleri izleyenler arasındadır ve kelimenin tam anlamıyla büyülenmiştir. Cihazı satın almak istese de Lumière kardeşler buna izin vermez ve Méliès pes etmeyip fabrikada öğrendiği teknik bilgilerle kendi kamerasını kendisi yapar. T. Edison’dan aldığı sinema filmi gösteriminde kullanılan ilk aygıt olan kinetoskopla geniş kitlelere ulaşan Méliès, hiç durmadan çektiği filmlerden kazanmış olduğu parayla çok geçmeden kendi stüdyosunu kurar. Méliès’in Lumière kardeşlerden en büyük farkı, filmlerinde teknikten daha fazlasını kullanıp hikaye anlatıyor olmasıdır. Paris’te Theatre Robert-Houdin’deki rolünün bir parçası olarak büyülü feneri kullanan yaratıcı sihirbaz, bu hamlesiyle sinematografın keşfi kadar önemli potansiyeli fark eder ve bunu sonuna kadar kullanır. Londra’da tam zamanlı tiyatrocu olarak çalıştığı dönemde öğrendiği hileler üzerine kafa yorarak sinemada öykü dönemini başlatır ve farkında olmadan zaman ve mekan uzamı yaratmıştır. Böylece sinemanın kendine ait zaman ve alan oluşturduğunu fark edip kullanan ilk kişi Georges Méliès olmuştur.

1896 sonbaharında Paris’te opera meydanında çekim yapan Méliès’in aniden arızalanan kamerası tekrar çalıştığında aradan geçen zamanla birlikte  “otobüse binen insanlar” konusu da sürekliliğini yitirir. Yani ilk çektiği görüntülerin üstüne, değişen yüzler ve hareketler eklenince Méliès hareketli resimden konulu filme geçişi sağlamış; bu hatanın devamında hızlandırılmış ve yavaşlatılmış hareket, görüntü bindirme, maskeleme, erime, karartma, hareketsiz görüntü, çoklu çevrim gibi sinema hilelerini bir diğer deyişle kurgu tekniklerini keşfetmiş; yani bugün çekilen filmlerde hala kullanılan tekniklerin temelini atmıştır. Bulduğu ilk teknik olan stop trick’le Robert Houdin’de bir kadının hızla ortadan kayboluşunu filme çeken Méliès, kadını iskelete dönüştürdüğü bu sinema hilesiyle fantastik bir dünyanın kapılarını aralamıştır. Nesnelerin kaybolması veya dönüşmesiyle birlikte zaman ve mekânı manipüle eden bu olayı keşfeden Méliès’in özel efektlerin atası olduğunu söylemek yanlış olmaz.

1896’da film üretimine başlayan Star Film Company adlı şirketinin yanı sıra Montreal’de teknikleri geliştirip uygulamasına fırsat sağlayan bir stüdyo da kuran Méliès yüzlerce film üretir. İlk film gösterimini 4 Nisan 1896’da gerçekleştiren Méliès; Londra, Barcelona, Berlin ve New York’ta kurduğu dağıtım bürolarıyla Lumière kardeşleri neredeyse saf dışı bırakarak ününe ün katar ve 1908’de sinema safında yaşanacak geçiş dönemine kadar kıskanılası, parlak bir kariyer edinir.

méliès-filmloverss

Sessiz filmlerin rağbet kaybettiği, sinemanın eğlence sektörüne hizmet etmeye başladığı yeni dönemde ilkelerine bağlı bir adam olarak varlığını sürdürmeye çalışan Méliès, küçülen pazara yönelik çalışmalara devam ederek ve stüdyoda yenilikçi çalışmalara yönelmemeyi tercih ederek gün geçtikçe kan kaybeder. En nihayetinde 1923 yılında iflas eden Méliès’in ilk göz ağrısı Tiyatro Robert-Houdin yıkılır. Hayatının geri kalanını Fransızlardan aldığı Onur Lejyonu sayesinde kira vermek zorunda kalmadığı bir dairede geçiren Méliès, bu maddi jestten başka hiçbir saygı görmez. Son günlerini görkemli şöhret hayatını mumla aratan bir değersizlikle mücadele ederek geçirir.

İnşa ettiği stüdyoda çektiği filmlerin yönetmenliğini, senaristliğini, oyunculuğunu ve tüm teknik ekibinin görevini üstlenen Méliès’in yapmış olduğu devrim bunlarla sınırlı değildir üstelik. Filmlerinin prodüksiyon ve dağıtımını da üstlenir ve tüm bunlara ek olarak; sessiz filmlere rağbet olmayan dönemde piyasadaki tüm kopyaları toplayıp arşiv haline getirerek bir nevi ilk sinematek’i de kurmuş olan Méliès, sinematografın icadından bir yıl sonra başlayarak hayatını kaybettiği 1938 yılına kadar kısa ve uzun metrajlı 552 filmde emek harcar. Hayal dünyasını öyküleştirmesi ve kurgudaki yaratıcılığı ile sinemanın atası kabul edilen Méliès, kamerayı konudan uzak tutması ve kamera ile olay arasında hep sabit bir açı kullanıp çekim ölçeklerine değer vermemesiyle yenilikçi bir yaklaşım sergilemez; bubağlamda onun açığını James Williamson kapatmıştır.

Sanatçı ruhlu biri olarak doğdum. Ellerim çok becerikliydi, yetenekliydim. Yaratıcı ve yaratılıştan komedyendim. Hem entelektüel hem de el işçisiydim. Öyle bir işçiydim ki tüm yaşamımı ve tüm gücümü hayal ettiklerimi imkansız da olsalar seyredebilir kılmaya adadım.

Son filmlerinden “Kuzey Kutbunun Keşfi” yenilenen pazarda rağbet görmeyince sinirlenen Méliès, filmlerinin bir kısmını yakar. Bir kısmını parasızlıktan hammadde olarak toptancıya satan Méliès’in birçok filmi de ordu tarafından el konularak askerlerin çizmelerine topuk yapılmak üzere eritilir. Özetle, sinemada devrim yapmış bir yaratıcının sadece 140 filmi günümüze ulaşabilmiştir. Bunlardan en önemlisi, ilk bilimkurgu ve ilk roman uyarlaması olan La Voyage dans la lune (1902) – Aya Seyahat filmidir. 14 dakikalık film, orijinallerine sadık kalmasa da zamanın iki popüler eseri Jules Verne’in Ay’a Seyahat ve H.G. Wells’in Ay’daki İlk İnsanlar kitabından uyarlanmış ve ilk gösterildiği yıllarda inanılmaz ilgi görmüştür. Yarattığı büyüleyici ve tuhaf atmosferiyle güzelliğinden hiçbir şey yitirmemiş filmi izlemek için: Aya Seyahat

aya-seyahat-filmloverss

Dramalardan reklam filmlerine geniş bir yelpazede eser veren Méliès’in filmleri; kameraya alınan tiyatro, sonradan düzenlenen güncellik, tarihsel dram ve güldürü başlıkları altında incelenebilir. Méliès’in ulaşılabilir filmlerinden birkaç tanesinin listesi:

Cléopâtre (1899)
Christ Walking on Water (1899)
Les deux aveugles (1900)
Le voyage de Gulliver (1902)
The Impossible Voyage (1904)
The Terrible Turkish Executioner (1904)
20.000 Lieues Sous les Mers (1907)
The Eclipse (1907)
Conquest of the Pole (1912)
Cabby’s Nightmare (1914)

Ayakkabıcı, tiyatrocu, illüzyonist, finansman, senarist, yönetmen, oyuncu, kurgucu, görüntü yönetmeni, sanat yönetmeni, prodüktör ve dağıtımcı gibi birçok nitelikle anabileceğimiz sevgili Méliès’in son kıskacına kadar yaşamış olduğu hayatı kıskanmamak elde değil. Sinema tutkusunu içinde yaşayıp, hayalleri ve hayatın gerçekleri arasında kalmış biri olarak Méliès’le empati yapmamam mümkün değil. Onun azmini kıskanıyorum ve filmlerini yakacak kadar ileri gitmesinin sebeplerini bir an olsun yadırgamıyorum. Sistemin çürümüşlüğüne boyun eğmeyen ve dişinden tırnağından arttırarak, gecesinden gündüzünden taviz vererek devasa bir emek sonucu yüzyıllardır unutulmamış ve unutulmayacak bir isim olarak tarihe geçen bir isim Georges Méliès. Muhteşem yaşanmış hayat hikayesiyle hepimizin sıradan hayatlarına sihirli bir dokunuş yapan Méliès’i anlamakla başlayan serüvenimiz; tuhaf fanteziler ve eksik kalmış hikayelerle bezeli bu gezegende bize bir çıkış kapısı aralayabilir, ilham perimiz canlanabilir ve dahası hayallerimizi saçlarından yakalayabiliriz! İyi ki geçtin aramızdan Georges Méliès!

Not: Brian Selznick’in The Invention of Hugo Cabret adlı çocuk romanından uyarlanan 2011 yapımı, Martin Scorsese imzası taşıyan Hugo filmini Méliès’in temsilini keşfederken görmek ve bu keşfe şahit olurken doyurucu bir sinema keyfi yaşamak isteyenlere öneririm. Kendimce, Méliès’in çalışma hayatını anlatan bir filmden ziyade; gelgitlerini, mutluluklarını, heyecanlarını ve kederli yalnızlığını ele alan bir biyografi izleme özlemimi de bu vesileyle dile getireyim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi