Macbeth’te “Yüzümüzü bir maske gibi takacağız yüreğimize, içindekileri görmesinler diye” yazar Shakespeare. İnsanın en derin korkularını ve bazen de sevgisini gizlemek için kullandığı “maske”lere atıfta bulunur büyük yazar. Hepimiz zaman zaman “gerçek ben”i, bir “başka ben” ile örteriz. İrlandalı yönetmen Lenny Abrahamson’un Altın Lale için yarışan son filmi Frank de bir maskeyi (kocaman bir takma kafa da diyebiliriz) merkezine alıyor. Zaten Abrahamson’un geçen yıl festivalde Altın Lale kazanan Ne Yaptın Richard? (What Richard Did?) filmindeki karakteri Richard değil midir işlediği suçun ortaya çıkmaması için yüzüne sahte bir ifade takınmak, hayali bir maskeyle yaşamak zorunda kalan?

Filmde Jon isimli genç müzisyenin peşine takılıyoruz. Jon, sevmediği ofis yaşamı ile klavyesi arasında kalmış bir karakter. Her ne kadar müziği sevse de kendisini ileriye taşıyacak ilhama ulaşmaktan çok uzak. Bir gün tesadüf eseri şehre gelen Soronprfbs isimli grupla birlikte çalma şansını elde ediyor. Bu şansı iyi kullanması sonucunda grubun lideri olan ve kafasında koca bir maskeyle dolaşan Frank tarafından tam zamanlı olarak gruba alınıyor.

Frank karakteri özellikle 80’lerin sonunda popüler olan Frank Sidebottom’u kendine referans alıyor. The Freshies isimli bir grup kuran Chris Sievey’nin, grubun bir hayranı olarak yarattığı hayali Frank zamanla grubun ününü aşınca Sievey tamamen Frank karakterine bürünüyor ve bir bakıma “maskesiz çıkmam abi” diyerek televizyonlarda arz-ı endam ediyor. Kendi şarkılarını yazmayı bırakan Sievey, Frank maskesiyle popüler şarkıları coverladıkça daha büyük bir ün kazanıyor.

Film ise kendisine fon olarak 80’leri değil 2000’leri seçiyor. Yönetmen Abrahamson ve filmin başkarakteri Jon’un gerçek hayattaki karşılığı olan senarist Jon Ronson, Frank’in maskesi üzerinden kimlik ve müzik endüstrisi hakkında bir hikaye anlatmayı seçiyorlar. Grubun diğer elemanlarının amansızca ezdikleri Jon, müziği daha çok insana ulaşmak amacıyla kullanıyor ama yeteneği buna elvermiyor. Buna karşın Frank, maskesinin altında dahice fikirler saklamasına karşın daha içine kapanık, daha deneysel bir müziğin peşinde. Karakterlerin yollarının kesişmesi ise bir kimlik çatışmasını beraberinde getiriyor. Frank’in grup içindeki gücü, Jon’un varlığıyla kırıldıkça maskenin taşıdığı güç de kaybolmaya başlıyor. Frank’in zaafı yaratıcılıktan uzaklaşmak, Jon’un zaafı ise aşırı derecede piyasaya odaklanmak üzerinden ortaya çıkıyor. Hatta müzikteki niteliğin kaybolması ile grubun sosyal medyadaki nicel ağırlığı arasında ters bir orantı kuruluyor. Youtube ve Twitter üzerinden artan takipçi sayıları ve spam mesajlar, mevcut müzik endüstrisi üzerine bir eleştiri olarak okunabilir. Gücü temsil eden maske zaman içerisinde bir kendini gizleme aracına dönüşüyor. Öldürülmekten korkan Macbeth gibi Frank de maskesini bir kaçış aracına dönüştürüyor. Jon ise maskeyi bir takıntı haline getirerek onun ardındakine ulaştığı anda yeteneğe kavuşacağını düşünüyor.

Doğuştan yetenek konusunda genel geçer söylemler üzerinden ters köşe yapan filmin tek eksik yönünün senaryodaki boşluklar olduğunu söylemek lazım. Filmin başında ani gelişen olaylar silsilesi ve hikayenin Amerika’ya taşınmasıyla birlikte “Amerikan rüyası”nı ters yüz etme denemeleri fazlasıyla hesaplı bir görüntü çiziyor. Frank rolünde Michael Fassbender, maske altındaki oyunculuğu ile “Kuleşov etkisi” yaratırken Domnhall Gleeson ile Maggie Gyllenhaal da ona başarıyla eşlik ediyorlar.

Abrahamson’un “Ne Yaptın Richard?”ın aksine daha ana akıma hitap eden ve beklentileri karşılayan bir film yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle beyazperdede kimlik konusuna meraklı olanlar için “Frank” eğlenceli olduğu kadar ufuk açıcı. 

Macbeth’te “Yüzümüzü bir maske gibi takacağız yüreğimize, içindekileri görmesinler diye” yazar Shakespeare. İnsanın en derin korkularını ve bazen de sevgisini gizlemek için kullandığı “maske”lere atıfta bulunur büyük yazar. Hepimiz zaman zaman “gerçek ben”i, bir “başka ben” ile örteriz. İrlandalı yönetmen Lenny Abrahamson’un Altın Lale için yarışan son filmi Frank de bir maskeyi (kocaman bir takma kafa da diyebiliriz) merkezine alıyor. Zaten Abrahamson’un geçen yıl festivalde Altın Lale kazanan Ne Yaptın Richard? (What Richard Did?) filmindeki karakteri Richard değil midir işlediği suçun ortaya çıkmaması için yüzüne sahte bir ifade takınmak, hayali bir maskeyle yaşamak zorunda kalan? Filmde Jon isimli genç müzisyenin peşine takılıyoruz. Jon, sevmediği ofis yaşamı ile klavyesi arasında kalmış bir karakter. Her ne kadar müziği sevse de kendisini ileriye taşıyacak ilhama ulaşmaktan çok uzak. Bir gün tesadüf eseri şehre gelen Soronprfbs isimli grupla birlikte çalma şansını elde ediyor. Bu şansı iyi kullanması sonucunda grubun lideri olan ve kafasında koca bir maskeyle dolaşan Frank tarafından tam zamanlı olarak gruba alınıyor. Frank karakteri özellikle 80’lerin sonunda popüler olan Frank Sidebottom’u kendine referans alıyor. The Freshies isimli bir grup kuran Chris Sievey’nin, grubun bir hayranı olarak yarattığı hayali Frank zamanla grubun ününü aşınca Sievey tamamen Frank karakterine bürünüyor ve bir bakıma “maskesiz çıkmam abi” diyerek televizyonlarda arz-ı endam ediyor. Kendi şarkılarını yazmayı bırakan Sievey, Frank maskesiyle popüler şarkıları coverladıkça daha büyük bir ün kazanıyor. Film ise kendisine fon olarak 80’leri değil 2000’leri seçiyor. Yönetmen Abrahamson ve filmin başkarakteri Jon’un gerçek hayattaki karşılığı olan senarist Jon Ronson, Frank’in maskesi üzerinden kimlik ve müzik endüstrisi hakkında bir hikaye anlatmayı seçiyorlar. Grubun diğer elemanlarının amansızca ezdikleri Jon, müziği daha çok insana ulaşmak amacıyla kullanıyor ama yeteneği buna elvermiyor. Buna karşın Frank, maskesinin altında dahice fikirler saklamasına karşın daha içine kapanık, daha deneysel bir müziğin peşinde. Karakterlerin yollarının kesişmesi ise bir kimlik çatışmasını beraberinde getiriyor. Frank’in grup içindeki gücü, Jon’un varlığıyla kırıldıkça maskenin taşıdığı güç de kaybolmaya başlıyor. Frank’in zaafı yaratıcılıktan uzaklaşmak, Jon’un zaafı ise aşırı derecede piyasaya odaklanmak üzerinden ortaya çıkıyor. Hatta müzikteki niteliğin kaybolması ile grubun sosyal medyadaki nicel ağırlığı arasında ters bir orantı kuruluyor. Youtube ve Twitter üzerinden artan takipçi sayıları ve spam mesajlar, mevcut müzik endüstrisi üzerine bir eleştiri olarak okunabilir. Gücü temsil eden maske zaman içerisinde bir kendini gizleme aracına dönüşüyor. Öldürülmekten korkan Macbeth gibi Frank de maskesini bir kaçış aracına dönüştürüyor. Jon ise maskeyi bir takıntı haline getirerek onun ardındakine ulaştığı anda yeteneğe kavuşacağını düşünüyor. Doğuştan yetenek konusunda genel geçer söylemler üzerinden ters köşe yapan filmin tek eksik yönünün senaryodaki boşluklar olduğunu söylemek lazım. Filmin başında ani gelişen olaylar silsilesi ve hikayenin Amerika’ya taşınmasıyla birlikte “Amerikan rüyası”nı ters yüz etme denemeleri fazlasıyla hesaplı bir görüntü çiziyor. Frank rolünde Michael Fassbender, maske altındaki oyunculuğu ile “Kuleşov etkisi” yaratırken Domnhall Gleeson ile Maggie Gyllenhaal da ona başarıyla eşlik ediyorlar. Abrahamson’un “Ne Yaptın Richard?”ın aksine daha ana akıma hitap eden ve beklentileri karşılayan bir film yaptığını söyleyebiliriz. Özellikle beyazperdede kimlik konusuna meraklı olanlar için “Frank” eğlenceli olduğu kadar ufuk açıcı. 

Yazar Puanı

Puan - 72%

72%

Kullanıcı Puanları: 4.65 ( 1 votes)
72
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi