İlk kısa filmlerinde oyuncu olarak gerçek ailesini kendi karakterlerinde oynatıp sürekli öldüren bir yönetmen ve en hoşgörülü tavırla “Bu senin için iyi bir terapi, gerçekte yapmana gerek kalmayacak” diyen bir aile düşünün. İşte François Ozon’un filmlerinin çoğunda burjuva aileyi bir yerinden tutup parçalanana dek sarsma isteği bu kadar kişisel bir motivasyona dayanıyor.

Eşcinselliğini açık olarak yaşayan François Ozon’un, filmlerinde cinsel özgürleşmeyi odak noktasına alması ve toplum normlarına karşı gelen en temel ögeleri, bir de zaman zaman gerilim türü ile karıştıp ironileştirerek yer vermesi yüzünden ‘Fransız Sinemasının Kötü Çocuğu’na çıkmıştır adı. Fasbinder oyunu uyarlaması Gouttes d’eau sur pierres brûlantes (2000), ismini duyurduğu 8 Femmes (2002), en  başarılı yapımı kabul edilen Swimming Pool (2003) ve yine çok konuşulan güncel filmlerinden Jeune & Jolie (2013) ile anımsayabileceğimiz Ozon, henüz 48 yaşına girmiş olsa da hem çok sayıda başarılı filme imza atmış hem de her birinde kendi sınırlarını bir kez daha keşfedecek şekilde yenilik peşinde koşmuştur. Kendisine yöneltilen ‘auteur’ sıfatını bu yenilikçi tavrından dolayı kabul etmese de; imzasını hem stilinden hem de karakteristik özelliklerini taşıdığı düşünüldüğü New French Extremity ve Beden Sineması (Cinema du corps)’ndan hissettirir. Pasolini’nin Teorama’sı, Vinterberg’in Festen’i, Solondz’un Happiness’ı ve daha nicesinin temasını belirleyen geleneksel ve mutlu çizilen burjuva ailenin yıkımı, Ozon’un da uzun metraj çalışmalarına geçmeden yaptığı kısa filmleri Photo de Femille (1988) ve Victor (1993)’ün de temelini oluşturmuştur ve Sitcom (1998)’un da taslak çalışmaları olarak görülmüştür.

François Ozon’un özgürleştirici sinemasını anlatmak isterken ilk uzun metrajlı filmi Sitcom’a odaklanmamın sebebi ise ironi ile iç içe geçmiş bu hikayesinin hem auteur’un yolculuğunun başı –kendisi gençlik filmleri ile yetişkinlik filmlerinin dilini birbirinden ayrı tutsa da– hem en çok tartışılan filmlerinden biri, hem de toplumsal savlarını türlerin ideolojilerini de kullanarak belki de aslında en dolaylı ama en direkt akla işleyecek şekilde anlattığı filmi olmasıdır. Ancak niyetim bir eleştiri/analiz yapmaktan çok yönetmenin kavramlar üzerindeki genel duruşunu göstermeye çalışmak olacak.

François Ozon: Modern Burjuva Aileye Alternatif Postmodern Queer Aile

Freud’a göre toplumdaki tüm nevrozların ve sapkınlıkların kaynağı mutlu çekirdek ailenin eksikliğidir ve bu aile yapısı babanın entellektüel ve reis, annenin domestik ve güler yüzlü, çocukların da aynı toplumsal cinsiyet rollerine saygılı olmalarından geçer. Halbuki Ozon tam da bu hoşgörülü burjuva ailenin evinin içine, özeline, girip maskenin altındaki karanlığı ve nevrotikliğini göstererek Freud’un yanlı toplum incelemesinin karşısında durur. Normatif aile yapısının temelinde yatan cinsiyet ayrımı; yaşamın her parçacığına kendini yansıtmış, doğanın renklerini dahi çerçevesi içine hapsetmiştir.  Baba –erkek– kültürün bir temsilcisi olarak öyle bir erk sahibidir ki toplum ve aileye dayandırdığımız tüm sorunların çözümü hep onun yıkımıyla tasvir edilmiştir. Ozon gibi toplumu ‘queerleştirerek’ erkek yapımı rollerden özgürleştirmenin yollarını arayan sanatçılar da önce sembolik babaya saldırmıştır ki gölgesi ailenin üstünden kalkabilsin.

ozon-sitcom-2-filmloverss

Teorema’da Pasolini’nin burjuva aileyi bir yabancı ile dağıtması gibi Ozon da etkilendiği bu filme biraz parodi katarak ailenin, babanın eve getirdiği fare ile çözülmesini sağlar. Sinema perdesinin açılmasıyla bizi ailenin içine sokan Ozon, önce doğum günü şarkısıyla babayı karşılayan ailenin katlini –evin dışından, sesler üzerinden– gösterir, sonra da aylar öncesine dönerek aileyi tanıtmaya başlar. Anne Helen daha çok ev içinde resmedilen, güler yüzü eksik olmayan ama burjuva bakışını da koruyan bir kadındır. Jean ise sürekli dışarıdan eve gelen veya elinde kitabı, gazetesi olan ya da muhakkak entellektüel bilgi paylaşımı yapmaya çalışan ama asla duygusal yakınlığa girmeyen bir aile babasıdır. Nicolas çekingen bir çocukken Sophie daha çok ilgiyi üstüne çekmeye çalışan, annesinin önünde –açık pratiğinin hoşgörülü burjuva aile için sorun olmadığı– heteroseksüel cinsel ilişkisini doya doya sergilemekten çekinmeyen genç bir kızdır. Karakterleri böyle genel sıfatlar içinde toparlamamın sebebi ise daha sonra yıkılacak ailenin, heteronormatif ama sözde burjuva modern ahlakı çerçevesinde sunduğu hoşgörünün altında ezilerek sakladıklarını daha net gösterebilmek. Jean’ın eve beyaz bir fare getirmesi ile başta çizilen aile tablosu, Nicolas’ın fareyle etkileşime geçtikten sonra ailenin bir arada toplanıp pratiğini en net şekilde uyguladığı yemek masasında eşcinsel olduğunu açıklamasıyla ilk çatlağını verir ve bu açılma heteronormatif sınırlardaki ilk yumuşamaya, dolayısıyla da ailenin ‘öteki’ye yaklaşmasına sebebiyet verir. Sırayla baba hariç tüm aile bireylerinin ‘fallik’ fare ile etkileşime girmesi, motivasyonları dolaylı olarak Freudian teorilere gönderme yapacak şekilde kurulsa da cinsel devrimlerine kapı açar. Modernizm ile kalınlığı daha net bir şekilde belirginleşen yapay sınırların daha postmodern ve akışkan bir hal alması gerekliliğini, bunun da ilk olarak en temele oturtulan doğa–kültür / beden–akıl / kadın–erkek ayrımlarının cinsel özgürlüğün geri kazanımıyla kırılmasından geçtiği savunulur Sitcom’da da.

“Fantazi kurmak cinayet değildir. Ama fark edersiniz ki günümüzde fantezilerde bile siyaseten doğru olmanız gerekir. Biriyle yatakta ne yapmak istediğiniz bile eleştiri konusudur. İnanılmaz, ama günümüz böyle işte.”

– François Ozon

Aile yapısının ve bu toplumsal normların defalarca desteklendiği en büyük platfromlardan biri televizyon ve daha çok evin içini komedi çerçevesinde sunan sitcom türüdür. Bu nedenle Ozon’un özellikle Amerikan popüler kültürünün ve genel aile yapısının en çok hissedildiği sitcomu ele alması ama bunu yine de Fransız burjuva ailesi içinden göstermesi kaçınılmaz bir hal alır. Tek mekanda kurulan, karakterlerin belli stereotiplere oturtulduğu sitcomu melodram ile birleştiren Ozon’un bağımsız sinemasının ve ironisinin kendini gösterdiği yer ise doğal olarak klasik anlatının kaçınılmaz kıldığı çözümlenmeyi kendi dilinden, sitcomdan ayrılarak yapmasıdır. Geceleri yatakta aile değerlendirmesi yapan anne baba gibi klasik ayrıntılar ve evin İspyanyol hizmetçisi Maria ve Kamerunlu kocası Abdu’nun eve yemeğe davet edilmesi ve Maria’nın öncesinde kendi hazırladığı yemeği yemeye aşırı burjuva bir kıyafetle gitmesi gibi absürt detaylar sitcomu hem desteklemekte hem de bu ironi çerçevesinde Ozon’un dile getirmek istediği burjuva aile problemlerine, ötekileştirme ve sınıf çatışmalarına dair söylemlerine sahne hazırlamıştır. Sitcom’un kapalı mekan ve karakter yapısı da ırklar arası cinsel ortama, eşcinsel pratiğe ve ensest ilişkiye yer vermeyi sağlayacak şekilde zekice kullanılmış ve medyanın sunduğu gerçek üstü mutlu aile tablosunun ardında yatan karanlığı aynı silahı kullanarak gösterilmiştir.

Cinsel özgürleşme için aşılması gereken en büyük sınırlardan biri aile içindeki gelişimde farklı olarak kurulduğu kabul edilen cinsel roller ve pratiklerdir. Freud, Ödipal kompleks olarak adlandırdığı teorisinde* anne ve babanın değişmez rollerinin –özellikle odak noktasına baba ve oğulun penis ile anne ve kızın penis eksikliğini/kıskançlığını alarak– karşıt cins çocuklarının cinsel gelişimini etkilediğini savunur. Feminist teorinin Freud’u en çok eleştirdiği nokta da bu savının eril düzenin temelini daha da sağlamlaştırmaya yarayan desteğidir; çünkü kadınların nevrozlarının temeli penis eksikliği olarak konumlandırılmışken erkeğin gücü ve üstünlüğü aşılamaz biyolojik bir temele oturtulmuştur. Bu nedenle öncelikle baba figürünün eksikliğine dayandırılan ve sapkınlık olarak nitelendirilen erkek eşcinselliği; grup seks; cinsel fetiş sahibi olmaktan bile yoksun çizilen kadının cinsel özgürlüğünü eline alarak ataerkil yapıyı da yerle bir edecek bir biçimde dominant bir sadomazoşist bir cinsel ilişkide çizilmesi; kadının yeniden doğup aktif rol alarak babayla yüzleşmesi ve aileden onu öldürerek atışı; evlilik ile toplumsal cinsiyet rollerinin temelini kuran ensest ilişki yasağının bozulması Freud’un Ödipal teorisiyle de desteklenen kalın çizgilerle çizilmiş heteronormatif aile yapısını queerleştirmede büyük bir rol oynar. Kastrasyon korkusuzluğunu da babayı sembolize eden fallik farenin yok edilmesiyle gösteren Ozon, babanın aileyi katlettiği senaryoyu tersine çevirerek, geleneksel aileye alternatif bir özgür ve sınırlar içinde hapsolmayan bir aile yapısı sunar filmin sonunda: Eşcinsel çiftlerin ve cinsel özgürlüğünü çerçeve içinde yaşamayan heteroseksüel çiftin sözde erk sahibi babayı gömdükten sonra yeni ve mutlu bir hayata yürümesi sembolik ama güçlü bir umut ışığı yakar geleneksel eril sistemde hapsolmuş bedenlere.

*Bu teorinin de esasen Viktoryen dönem kapalı toplumunun cinsel pratikleri ev içinde kilitli tutup inkar etmesi ve Freud’un da bu nedenle kadın hastalarının nevrozlarını cinsel istismara bağlayan savının kabul edilmemesi üzerine teoriyi değiştirip daha kabul edilebilir olarak kadınların bilinçaltı isteklerine yormasından doğduğu söylenir.

Kaynakça:

Griffiths, G., 2008, Queer Cinema in Europe

Pisters, P., 2005,  Shooting the Family: Transnational Media and Intercultural Values

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi