Galileo, 17. Yüzyılın başlarında, Kopernik’in Dünya’nın Güneş etrafında dönmesi tezini savunarak tarihte bilim ile din çatışmasının sembolü olarak anılmış, Roma Engizisyonu tarafından yargılanmış, yazdığı kitaplar toplatılarak ömür boyu ev hapsine mahkûm edilmiştir. Galileo’nun sonsuz uzay-mekân yaratması, mekânın somutluğundan çıkarak açık uçlu bir kavrama dönüşmesine neden olmuştur. Michel Foucault, içinde bulunduğumuz çağın mekân çağı olduğunu söyler. ‘Günümüzdeki kaygının kuşkusuz zamandan ziyade, esas olarak mekânla ilgili olduğu kanısındayım; zaman, muhtemelen, mekânda bölüşülen unsurlar arasında mümkün olan dağılım oyunlarından biri olarak karşımıza çıkar.’ der.

Foucault, makalesinde Ütopya ve Heterotopya olmak üzere iki mekânsal kavramdan bahseder. Ütopyalar içinde bulundukları sistemle bütünleşmemiş ve onu değiştirmeye çalışan gerçekdışı mekânlar olarak tanımlanır. Ütopyanın karşıtı sayılabilecek öteki bir mekân heterotopyadır. Heterotopyalar, karşıtlıkları içinde barındıran, mevcut olanın doğruluğunu sorgulatan, yerleştirilebilir olsa da tüm alanların dışında olan, ötekileşmiş, uygulanmış, hayata geçirilmiş gerçek mekânlardır. Müze, kütüphane, mezarlık, hapishane, huzur evi, sinema, tiyatro gibi bir tek gerçek mekânda birden fazla zaman ve mekân barındıran mahaller heterotopyaya örnek olabilir. Bu mekânlar topluma ayna görevi görürler.

Foucault, aynanın da aynı gerçeklikte mevcut olduğu için bulunduğumuz konum üzerinde bir karşı eylem uyguladığı ölçüde bir heterotopya olduğunu söyler. Aynaya bakarız, kendimizi orada görürüz. Orada olmadığımızı bilmemiz bize konumumuzu düşündürür. 18. Yüzyılın sonuna kadar mezarlıklar şehrin göbeğinde, kilisenin hemen yanında konumlandırılmıştır. Sonrasında bu heterotopyalar banliyölere doğru kaydırılmış, 19. Yüzyılın batı kültürü heterotopyaları olarak müze ve kütüphaneler yaygınlaşmıştır. Heterotopyalar, kamu mekânları gibi serbestçe girilip çıkılabilen mekânlar değildir. Mecburi bir giriş ya da ayin söz konusudur. Bunun yanında, boş vakit geçirmek üzere tasarlanmış bahçeler de heterotopya tanımını karşılar. Doğu kültüründe halılar, bahçelerin röprodüksiyonları olduğu için heterotopik ögelerdir. Boş zamanın kural olduğu toplumumuzda aylaklık bir tür sapma sayıldığından festivaller, panayırlar ve tatil köyleri de boş zamanın ve boş mekânın değerlendirilmesi açısından birer heterotopyadır. Kendi içinde bağdaşmaz olan birçok mekânı tek bir gerçek yerde yan yana koyma açısından seyirci ve sahne olarak ele alındığında sinema ve tiyatro en doğru örnekler olacaktır.

Tiyatro, üç boyutlu bir düzlemde üç boyutlu bir seyir yaratırken, sinema ise kamera kaydına alınan üç boyutlu dünyayı, iki boyutlu bir düzlemin üzerinde izleyicisine ulaştırır. Sinema da tiyatro da, heterotopyanın tanımına uygun bir biçimde içinde çatışma barındırır, mevcut olanın doğruluğunu sorgulatır. Bu hem dramaturjik hem de seyirci izleği anlamında geçerlidir. Sinemanın seyirciyle film arasında kurduğu, seyircinin karakterle özdeşleşmesini sağlayan katharsis veya özdeşleşmesini zorlaştıran yabancılaştırma yöntemleri mekânsal olarak sinemanın ütopik veya heterotopik bir mahale dönüşmesinde rol oynayabilir mi? Foucault, ütopya ve heterotopyayı tanımlarken ayna üzerinden yaptığı tanımlamada, aynadaki yansımanın gerçeğin izdüşümü, gölgesi yani gerçekliğe ait olmaması açısından ütopya olarak tanımlarken, aynaya baktığında oradakinin yansımadan ibaret olduğunun farkında olunması kendi konumunu düşündürdüğü için heterotopya olabileceğini vurgular. Aristoteles için yaratmanın, sanatın bir koşulu olarak görülen, Antik Yunan’da ‘ruh dönüşümü’ olarak kabul edilen katharsis kavramı, Brecht’e göre seyircinin duygusal boşalım sonrası kendini sorgulamasına engel olmaktadır. İyileştirme ümit eden bu sorgulamayı gerçekleştirmek için seyirciye izlediğinin bir oyun, bir film olduğunun hatırlatılması gerekmektedir. Ütopya ve heterotopya açısından bakıldığında, seyirci aynanın içindeki gerçeğin izdüşümüne kendini kaptırmayacak, onun bir yansımadan, bir gölgeden ibaret olduğunun farkına varacak ve kendi konumunu sorgulayacaktır. Katharsis de filmin sunduğu dünya çerçevesinde bu sorgulamayı seyirciye yaşatır fakat bunu filmin dünyası içinde sınırlandırmıştır. Yabancılaştırma yöntemi seyirciye daha özgür düşünme alanı sunduğunu söyler ve eğer bu açıdan ele alınırsa Foucault’nun heterotopya olarak tanımladığı mekân olan sinemayı, ütopyaya yaklaştırma ya da ondan uzaklaştırma filmin seyirciye sunduğu bu düşünme alanına göre değişebilir.

Kaynakça

Michel Foucault, Other Spaces, 1967

Görsel Kaynak: Yougofirst – Heterotopia

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi