Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1125 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Gerilim [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/gerilim/ ) )
Suç unsuru
Forbrydelsens Element
1984 - Lars von Trier
104
Danimarka
Senaryo Lars von Trier, Niels Vorsel
Oyuncular Michael Elphick, Esmond Knight, Me Me Lai
Nuri Şimşek
Forbrydelsens Element, günümüzün delilik ile dahilik arasında gidip gelen bir yönetmenin ilk dönemini ve katettiği yolu anlamak adına izlenmeyi hak eden ilginç bir iş.

Forbrydelsens Element

Lars von Trier, bugün yaşayan sinemacılar arasında tartışmasız en sansasyonel yönetmenlerin başında gelmektedir. 11 yaşında kendisine hediye edilen Super 8 ile birlikte çok küçük yaşta sinemasal üretimlere başlayan yönetmen, bugün hala film çekmeye ve kendisinden söz ettirmeye devam etmektedir. Hiçbir zaman seyirciyi düşünerek film yapmamış; kendi zihnindeki karmaşaları, tuhaflıkları somutlaştırmak ve dünya ile içindekileri anlamlandırmak için sinemaya başvurmuş olan Trier, bu uğurda pek çok kez ötekileştirilmiş; yoğun eleştirilere maruz kalmıştır. Çektiği her filmin dolu dolu olduğu, izleyene farklı düşünce kapıları araladığı bilinen yönetmen, özellikle son dönemde iyice oturmuş olan sinema diliyle tarihin önemli yönetmenleri arasına adını yazdırmıştır. Yönetmenin akademiden mezun olduktan sonra çektiği ilk uzun metrajlı filmi, 1984 yapımı Forbrydelsens Element – The Element of Crime, standart sinema izleyicisine ağır gelebilecek fakat yönetmenin filmografisine hakim olan kişiler için oldukça ilgi çekici bir deneyim vaat eden özgün bir iş.

Aile kavramı gerçekten bireyin hayatı üzerindeki en büyük belirleyicidir. Lars von Trier’in deyim yerindeyse ‘kafayı yakması’ndaki en büyük etken de ailesidir. Genç Trier’in; hayatı aşırı özgürlükçü, sınırlarda yaşayan ve kural tanımayan ebeveynlere sahip olması, çevresindeki akranlarından oldukça farklı şekilde algılamasına sebep olmuştur. Bunun beraberinde kendi çıkış yollarını arayan ve sinemadan da bu noktada yoğun şekilde faydalanan yönetmenin filmlerinde gerçekten de geçmişte kalan travmaların etkisini yakalamak hiç zor değildir. Rahatsızlık duyduğu bir kavramdan yola çıkarak oluşturduğu filmlerde tamamen kendi istediği ile ilgilenen ve onu ortaya koyan yönetmen teknik anlamda bir auteur olarak kabul edilebilir mi tartışılır, fakat kesinlikle ciddi bir özgünlüğü bünyesinde barındırmaktadır. Dogville, Manderlay gibi tarz olarak oldukça farklı ve topluma dair incelemelerin yapıldığı filmler yanında Antichrist gibi doğrudan ebeveynlik üzerinden varoluş olgusuna da değinebilen işler ortaya koyan yönetmen, arka fonunda salt seksin olduğu bir birey draması çekmekten de geri durmaz; ortaya konan eser ‘porno’ olarak nitelenebilse bile Nymphomaniac, Trier’in sınırsızlığını gösterme açısından önemlidir.

Forbrydelsens Element, Trier’in yaşadığı topluma dair kızgınlığını anlattığı Avrupa üçlemesinin ilk filmi olarak dikkat çekmektedir. Dünyayı sorgulayışında Avrupa’yı hastalıklı ve kusurlu olarak gören yönetmen, bu tutumunu gerçek anlamdaki ilk ciddi uzun metrajında oldukça sert bir şekilde işlemiştir. Kahire’de bulunan bir polis memuru olan Fisher, Avrupa’nın tam olarak bilinmeyen bir bölgesinde meydana gelen bir seri cinayet olayını aydınlatması için geri çağrılır. Davayı, eski hocalarından Osbourne’un yazdığı Forbrydelsens Element kitabındaki prensipleri izleyerek çözmeye çalışan Fisher, katilin; geçmişte yaptığı hareketleri tekrarlayarak, bulunduğu yerlerde bulunarak, konuştuğu kişilerle konuşarak sonraki adımını, hamlesini çözmeye çalışacaktır. Sürecin sonunda Fisher, katilin yeni hamlesinden çok daha fazlasına ulaşacaktır.

Film bir ezan sesiyle açılır ve görüntüde de ayağa kalkmaya çalışan bir eşek vardır. Binek hayvanı metaforik anlamda filmin ilerleyen bölümlerinde de oldukça sık şekilde kullanan Trier, ana karakterin bulunduğu Kahire’yi betimlemek için mi ezan sesinden faydalandı bilinmez, fakat filmin büyük bir bölümünün geçtiği Avrupa kısmında buna benzer dini bir gönderme olmaması bu açılışı daha ilginç kılmaktadır. Film; aslında bir flashback bütünü olarak, hipnoz seansında anlatılanları göstermektedir. Olanlar olmuş, yaşananlar yaşanmış ve ana karakter tekrardan Kahire’ye döndüğünde, mistik bir lider/doktor karşısında manevi iyileşmeyi yaşamak için bulunmaktadır ve hipnoz yöntemiyle içindekileri aktararak rahatlamak istemektedir. Bu hipnoz detayı, filmin o gerçeküstücü yapısını daha anlaşılır ve kabul edilebilir kılmakta gayet etkili bir ayrıntı olmuş. Tamamı yoğun sarı ve turuncu ışıklarla bezeli film, en başta da söylediğim gibi seyirciyi hiç mi hiç önemsemeyen bir yönetmenin elinden çıktığı için zor bir seyir deneyimi yaşatıyor. Bir ilk film olarak değerlendirdiğimizde Trier’in sonraki dönemde alışkanlık haline getireceği bazı nüanslar olduğu gibi genel bir tedirginliğe de sahip olduğunu yakalayabiliyorsunuz. Alışılmışın dışında kamera hareketleri, uzun sabit açılardan sonra birden bire hızlı ve çevik hareketlere giren kamera biraz toyluk ve farklı olma çabasına bir işaret gibi gözüküyor. Bunlar rahatsız edici değil, aksine film içinde ilgi uyandıran detaylar fakat sinema dilini oturtmuş bir Trier’in yapacağı tarzda da hareketler değil açıkçası.

Forbrydelsens Element, pek çok tarzın sularında yüzen ve sınıflandırılması zor bir film. Yoğun bir kara film estetiğine sahip olan yapım, 40’ların sonu, 50’lerin başında efektlerin yeni yeni farklı anlamlarla kullanılmaya başladığı dönemlerde sıklıkla başvurulan görüntüleri üst üste bindirme tekniğine 3-4 defa başvuruyor. Anlatımına çok yoğun bir katkı sağlamayan bu sahneler yine Trier’in deneme isteğinden kaynaklanıyor muhtemelen. Sinemada belli bazı kalıplar vardır ve bunların tutması tecrübeyle sabitlendiği için yeni bir yol açmaya cesareti ya da inancı olmayan sinemacılar, bu yollardan giderek yaparlar yapmak istediklerini. Özellikle korku ve gerilim anlarında bu formüller herkes tarafından bilinmektedir. Son dönem filmlerinde artık sinemayı her yönüyle kavramış ve ona şekil vermeye başlamış olan Lars von Trier, 28 yaşındayken biraz ayaklarını yere sağlam basmak istemiş olacak ki sahnelerinde gerilim unsuru için bu bahsettiğimiz kalıplardan faydalanmış. Kamera hareketleri ve ses kullanımlarıyla yaratılmak istenilen gerilim, bugün için ucuz numaralar olarak gözüküyor. Melancholia gibi muazzam bir yapıtta ekstra hiç bir çabaya girmeyen, gerilimi mizanseni kurarken merkeze oturtan ve gerginliği seyircinin iliğine işleten yönetmenin bu gençlik girişimlerini de kötülemiyoruz, kötüleyemiyoruz.

Zaman içinde ünü ve başarıları Avrupa’yı aşan, dünyanın konuştuğu bir isme dönüşen Trier; pek çok usta oyuncuyla çalışmış, filmlerinde önemli yıldızlara rol vermiştir. Nicole Kidman’dan William Defoe’ya, Charlotte Gainsbourg’dan Kirsten Dunst’a kadar büyük oyunculardan harika performanslar alan yönetmen, oyuncu yönetimini de zaman içinde kazanmış olacak ki Forbrydelsens Element filminde teatral oyunculuğun önüne geçememiş. Aşırı yapay ve donuk oyunculuk bir süre filmin tarzından mı acaba dedirtse de sonraki bölümde bunun bilinçli bir tercih olmadığı da kendini gösteriyor.

Distopik yapılı, zengin alt metni olduğunu hissettiren fakat neyin neye karşılık geleceğini anlamanın gerçekten oldukça zor olduğu, Avrupa içinde zamansız ve mekansız bir yapıdaki Forbrydelsens Element, günümüzün delilik ile dahilik arasında gidip gelen bir yönetmenin ilk dönemini ve katettiği yolu anlamak adına izlenmeyi hak eden ilginç bir iş.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol