Titanic ve Avatar gibi başarılı yapımlarda James Cameron ile çalışma fırsatı yakalayan Steven Quale’in üçüncü yönetmenlik deneyimi, devasa hortumların yol açtığı bir doğal felaket üzerine. Son Durak 5 filminden de hatırlayabileceğimiz yönetmen, Fırtınanın İçinde’de sırtını özel efektlere dayayarak gayet bilindik ve her saniyesi öngörülebilir bir filme imza atmış. Zayıf bir senaryoya sahip olan film, hikayeyi uzatmak için gereksizce düşünülmüş hamleleri ve tek boyutlu oluşturulmuş karakterleri ile izleyiciye ciddi bir hayal kırıklığı yaşatıyor.

Amerika’nın küçük bir kasabası olan Silverton beklenmedik bir biçimde devasa hortumların etkisi altında kalırken, bu hortumların görüntüsünü kaydederek belgesel film yapmak isteyen Pete ve ekibi, Silverton Lisesi’nin müdür yardımcısı Gary ve zaman kapsülü oluşturmak amacıyla çekimler yapan oğulları Donnie ile Trey ve Youtube’da şöhret yakalamak için kendilerine maceralar yaratıp sonra da bu maceraları filme alan iki kafadar Donk ve Reevis,  Fırtınanın İçinde’nin hortumlarla savaşan karakterlerini oluşturuyor. Ana hikaye çatısı altında, yaklaşan hortumlarla doğrudan muhatap olacağını bildiğimiz karakterlerin, melodramatik unsurlarla süslenmiş yan hikayeleri izleyici de klişe etkisi yaratırken, dallanıp budaklanan ama hiçbir yere bağlanmayan hikayeler senaryodaki işlevsizliği görünür kılıyor.

Karakterlerin gözünden izliyormuşuz etkisi yaratan ‘pov’ çekimlerle yaratılmaya çalışılan gerçeklik duygusu, filmin iyi düşünülmüş fakat biraz fazla abartıya kaçmış tekniklerinden birini oluştururken; Quale’in, kameranın kendisini filmin içindeki herhangi bir karaktermişçesine konumlandırmak istemesi önemli bir tercih. Fakat kameranın gözü, karakterlerin gözü, hortumun gözü ve hatta Tanrı’nın gözü imajıyla yaratılmak istenen ama yaratılamayan anlamlar filme bir gedik daha ekliyor.

Fırtınanın İçinde’nin en büyük artısı özel efekt tasarımcılarının oluşturduğu ciddi anlamda gerçekçi ve korkunç gözüken hortumlar. Koca koca kamyonları, uçakları, arabaları harekete geçirip girdabına alan hortumların oluşturduğu görsellik, felaket filmi hayranlarına yeni deneyimler  sunarken, filmin de tek olumlu yanını oluşturuyor. Fragmanda da yer alan ateşler içinde yanan hortum görüntüsü kısa süreli de olsa önemli bir görsel deneyim sağlarken, bu görüntülerin kısa tutulmuş olması ne yazık ki beklenen etkiyi yaratmaya yetmiyor.

Sandy ve Katrina gibi yıkıcı fırtınalarla büyük felaketler yaşayan Amerika’da, hem sosyal hem de toplumsal bir bilinç oluşturmak adına yaşananları filmleştirerek, küresel ısınma sorununa da dikkat çekebilecekken aksini gerçekleştiren Fırtınanın İçinde, bir tür popcorn ürünü olarak nitelendirilebilir. 

Belli bir seviyede görsel tatmin yaşamayı arzulayan felaket filmi hayranlarına çerezlik bir deneyim yaşatabilecek olan Fırtınanın İçinde’ye büyük beklentilerle girmemenizi öneririm.

Titanic ve Avatar gibi başarılı yapımlarda James Cameron ile çalışma fırsatı yakalayan Steven Quale’in üçüncü yönetmenlik deneyimi, devasa hortumların yol açtığı bir doğal felaket üzerine. Son Durak 5 filminden de hatırlayabileceğimiz yönetmen, Fırtınanın İçinde’de sırtını özel efektlere dayayarak gayet bilindik ve her saniyesi öngörülebilir bir filme imza atmış. Zayıf bir senaryoya sahip olan film, hikayeyi uzatmak için gereksizce düşünülmüş hamleleri ve tek boyutlu oluşturulmuş karakterleri ile izleyiciye ciddi bir hayal kırıklığı yaşatıyor. Amerika’nın küçük bir kasabası olan Silverton beklenmedik bir biçimde devasa hortumların etkisi altında kalırken, bu hortumların görüntüsünü kaydederek belgesel film yapmak isteyen Pete ve ekibi, Silverton Lisesi’nin müdür yardımcısı Gary ve zaman kapsülü oluşturmak amacıyla çekimler yapan oğulları Donnie ile Trey ve Youtube’da şöhret yakalamak için kendilerine maceralar yaratıp sonra da bu maceraları filme alan iki kafadar Donk ve Reevis,  Fırtınanın İçinde’nin hortumlarla savaşan karakterlerini oluşturuyor. Ana hikaye çatısı altında, yaklaşan hortumlarla doğrudan muhatap olacağını bildiğimiz karakterlerin, melodramatik unsurlarla süslenmiş yan hikayeleri izleyici de klişe etkisi yaratırken, dallanıp budaklanan ama hiçbir yere bağlanmayan hikayeler senaryodaki işlevsizliği görünür kılıyor. Karakterlerin gözünden izliyormuşuz etkisi yaratan ‘pov’ çekimlerle yaratılmaya çalışılan gerçeklik duygusu, filmin iyi düşünülmüş fakat biraz fazla abartıya kaçmış tekniklerinden birini oluştururken; Quale’in, kameranın kendisini filmin içindeki herhangi bir karaktermişçesine konumlandırmak istemesi önemli bir tercih. Fakat kameranın gözü, karakterlerin gözü, hortumun gözü ve hatta Tanrı’nın gözü imajıyla yaratılmak istenen ama yaratılamayan anlamlar filme bir gedik daha ekliyor. Fırtınanın İçinde’nin en büyük artısı özel efekt tasarımcılarının oluşturduğu ciddi anlamda gerçekçi ve korkunç gözüken hortumlar. Koca koca kamyonları, uçakları, arabaları harekete geçirip girdabına alan hortumların oluşturduğu görsellik, felaket filmi hayranlarına yeni deneyimler  sunarken, filmin de tek olumlu yanını oluşturuyor. Fragmanda da yer alan ateşler içinde yanan hortum görüntüsü kısa süreli de olsa önemli bir görsel deneyim sağlarken, bu görüntülerin kısa tutulmuş olması ne yazık ki beklenen etkiyi yaratmaya yetmiyor. Sandy ve Katrina gibi yıkıcı fırtınalarla büyük felaketler yaşayan Amerika’da, hem sosyal hem de toplumsal bir bilinç oluşturmak adına yaşananları filmleştirerek, küresel ısınma sorununa da dikkat çekebilecekken aksini gerçekleştiren Fırtınanın İçinde, bir tür popcorn ürünü olarak nitelendirilebilir.  Belli bir seviyede görsel tatmin yaşamayı arzulayan felaket filmi hayranlarına çerezlik bir deneyim yaşatabilecek olan Fırtınanın İçinde’ye büyük beklentilerle girmemenizi öneririm.
puan - 30 / 100

3

Belli bir seviyede görsel tatmin yaşamayı arzulayan felaket filmi hayranlarına çerezlik bir deneyim yaşatabilecek olan Fırtınanın İçinde’ye büyük beklentilerle girmemenizi öneririm.

Kullanıcı Puanları: 4.7 ( 1 votes)
3
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi