Büyük ressamların, bestecilerin, şairlerin, yazarların hayatları; verdikleri eserleri yaratırken yaşadıkları her zaman ilgi çeken, okuyup öğrenmekten ya da beyazperdede izlemekten keyif aldığımız şeyler olmuştur. Van Gogh kulağını neden kesti? Beethoven duymadığı halde o besteleri nasıl yaptı? Kafka’ya o mektupları yazdıran Milena nasıl bir kadındı? Bu sorular sanatın sonsuzluğuyla doğru orantılı olarak uzar gider. Bu hafta sonu seyirciyle buluşacak olan Fırtınalı Hayatlar – Genius da benzer sorulara cevap arayan ya da cevap veren bir edebiyat biyografisi. Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan ve kısacık ömrüne çok sayıda değerli eser sığdıran yazar Thomas Wolfe ve kitaplarının editörlüğünü yapmış Maxwell Perkins arasındaki fırtınalı ilişkiyi anlatan film, hem bu ikili arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor hem de seyirciyi kelimelerin sihirli dünyasında yolculuğa çıkarıyor.

Michael Grandage’in ilk uzun metrajlı filmi olan Fırtınalı Hayatlar’da Jude Law ve Colin Firth gibi iki güçlü oyuncuyu başrollerde, Nicole Kidman, Laura Linney, Guy Pearce ve Dominic West’i de yardımcı rollerde izliyoruz.

Fırtınalı Hayatlar: Yazıyı Roman Yapmanın Fırtınalı Öyküsü

Yazdığı bayağı uzunca romanı bütün yayıncılar tarafından reddedilen Thomas Wolfe en sonunda Maxwell Perkins’le bir araya gelince hem yazar olmanın kapılarını aralar hem de ikili arasında yazar-editör ilişkisinin çok ötesine geçecek ilginç bir ilişki başlamış olur. Çok çocuklu bir aile reisi olan Perkins bir yandan evi ve ailesine, elindeki kitap müsveddelerini hiç bırakmadan, ilgi göstermeye çalışırken bir yandan da Amerikan edebiyatına F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway gibi yazarlar kazandıran harika bir editör ve yayıncıdır. Hiçbir edebiyat eseri -maalesef- yazarın elinden çıktığı gibi gelmez önümüze. Editörlük süreci hem yazarın dehasını keşfedebilmek hem de eseri hatasız, bütünlüklü, okuyucunun en çok hoşuna gidecek hale getirmek (ki bunu eserin özünü zedelemeden yapmak bir hayli çaba gerektiren bir iştir) gibi zorlu görevlerle doludur ve ne yazık ki bu emek çoğu zaman yazarın/eserin gölgesinde fazlaca kalır. Perkins, Wolfe’un karman çorman taslaklarının içindeki, uzun tasvirleri ve ağdalı sözleri arasındaki dehayı görür görmez fark eder. Wolfe’un bilmediği şeyse kitaplarının olduğu gibi basılamayacağıdır. Uzun ve sancılı bir çalışma döneminin sonunda Perkins hiç sahip olamadığı bir erkek evlada, Wolfe ise hayatındaki eksik baba figürüne kavuşurlar. Bu süreçte Perkins’in aile hayatını, Wolfe’un sevgilisi Aline Bernstein’le olan ilişkisini, Fitzgerald ve Hemingway’i de izleriz. Amerika’nın yaşadığı en zorlu dönemlerden biri olan Büyük Buhran zamanlarıdır ama film bu olguyu seyirciye göstermemeyi tercih etmiş. Dönemin dokusunu daha ziyade atmosfer, kostümler, mekânlar ve ilişkiler açısından ele almış.

Bir dönem filmi için daha olsa fazlaca karanlık renklere bürünen film yer yer seyirciyi bunaltabilecek hale geliyor maalesef. Üstelik ele aldığı konu itibarıyla edebiyat meraklılarını çok daha fazla ilgilendiren ve az önce söylediğim gibi geri planda yaşananlara hiç odaklanmadığından sıkıcı bulunması çok muhtemel. Colin Firth ölçülü ama güçlü oyunculuğuyla dengesiz ve oynadığı role çok fazla bürünememiş Jude Law’dan bir adım önde. Yardımcı oyuncular rollerinin hakkını fazlasıyla veriyorlar. Ancak burada Nicole Kidman’a bir parantez açmak istiyorum. Yeteneğini tartışmayacağımız bu büyük oyuncu nedense son yıllardaki performanslarıyla bana eski seyir zevkini tattıramaz oldu. Bunun fazlaca estetik operasyon yüzünden giderek ifadesizleşmeye başlayan yüzünden kaynaklandığını düşünüyorum; umarım ben yanılıyorumdur.

Filmin orijinal adı olan “Genius” İngilizce’de deha anlamına geliyor. Fırtınalı Hayatlar ise sanırım yazar ve editörü arasındaki ilişkinin doğası gereği tercih edilmiş. Filmin en temel sorunlarından biriyse bahsi geçen “deha” nın yazarın mı editörün mü olduğuna; yani bu bağlamda kimin hikâyesini anlatmak istediğini seçememesine bağlı. Elbette iki dehayı ve hikâyeyi bir arada anlatmak da mümkün ancak bunun için çok daha ustaca bir senaryo ve yönetmenlik gerekiyor. Belki de bir ilk film olduğu içindir bu aksaklıklar diyelim. Sonuç olarak karşımızda bizi usta oyuncularla ve ilgi çekici edebiyat insanlarıyla buluşturan, biraz ağır tempolu olsa da kendini izleten bir film var. Thomas Wolfe’u tanımak ve Fitzgerald, Hemingway gibi eski tanıdıklara selam vermek için şans verilebilir. Yazıyı maalesef Türkçeye henüz çevrilmemiş bu büyük yazardan bir alıntıyla sonlandıralım.

“bir taş, bir yaprak, yitik bir kapı; bir yaprak, bir taş, bir kapı. ve tüm unutulmuş yüzler.

biz bu sürgüne çıplak ve yalnız geldik. karanlık rahminde anamızın yüzünü göremedik; hapis olduğumuz etinden kurtulup bu dünyada kelimelerle anlatılmayan hücre hapsine mahkum olduk.

hangimiz kardeşini tanıdı? hangimiz babamızın yüreğinin içine baktı? hangimiz ebediyen hücre hapsine mahkum olmadı? hangimiz her şeye ebediyen yabancı ve yalnız değil?

… ey rüzgarın savurarak getirdiği bedbaht hayalet tekrar geri gel.” 

İyi seyirler.

Büyük ressamların, bestecilerin, şairlerin, yazarların hayatları; verdikleri eserleri yaratırken yaşadıkları her zaman ilgi çeken, okuyup öğrenmekten ya da beyazperdede izlemekten keyif aldığımız şeyler olmuştur. Van Gogh kulağını neden kesti? Beethoven duymadığı halde o besteleri nasıl yaptı? Kafka’ya o mektupları yazdıran Milena nasıl bir kadındı? Bu sorular sanatın sonsuzluğuyla doğru orantılı olarak uzar gider. Bu hafta sonu seyirciyle buluşacak olan Fırtınalı Hayatlar - Genius da benzer sorulara cevap arayan ya da cevap veren bir edebiyat biyografisi. Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan ve kısacık ömrüne çok sayıda değerli eser sığdıran yazar Thomas Wolfe ve kitaplarının editörlüğünü yapmış Maxwell Perkins arasındaki fırtınalı ilişkiyi anlatan film, hem bu ikili arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor hem de seyirciyi kelimelerin sihirli dünyasında yolculuğa çıkarıyor. Michael Grandage’in ilk uzun metrajlı filmi olan Fırtınalı Hayatlar’da Jude Law ve Colin Firth gibi iki güçlü oyuncuyu başrollerde, Nicole Kidman, Laura Linney, Guy Pearce ve Dominic West’i de yardımcı rollerde izliyoruz. Fırtınalı Hayatlar: Yazıyı Roman Yapmanın Fırtınalı Öyküsü Yazdığı bayağı uzunca romanı bütün yayıncılar tarafından reddedilen Thomas Wolfe en sonunda Maxwell Perkins’le bir araya gelince hem yazar olmanın kapılarını aralar hem de ikili arasında yazar-editör ilişkisinin çok ötesine geçecek ilginç bir ilişki başlamış olur. Çok çocuklu bir aile reisi olan Perkins bir yandan evi ve ailesine, elindeki kitap müsveddelerini hiç bırakmadan, ilgi göstermeye çalışırken bir yandan da Amerikan edebiyatına F. Scott Fitzgerald ve Ernest Hemingway gibi yazarlar kazandıran harika bir editör ve yayıncıdır. Hiçbir edebiyat eseri -maalesef- yazarın elinden çıktığı gibi gelmez önümüze. Editörlük süreci hem yazarın dehasını keşfedebilmek hem de eseri hatasız, bütünlüklü, okuyucunun en çok hoşuna gidecek hale getirmek (ki bunu eserin özünü zedelemeden yapmak bir hayli çaba gerektiren bir iştir) gibi zorlu görevlerle doludur ve ne yazık ki bu emek çoğu zaman yazarın/eserin gölgesinde fazlaca kalır. Perkins, Wolfe’un karman çorman taslaklarının içindeki, uzun tasvirleri ve ağdalı sözleri arasındaki dehayı görür görmez fark eder. Wolfe’un bilmediği şeyse kitaplarının olduğu gibi basılamayacağıdır. Uzun ve sancılı bir çalışma döneminin sonunda Perkins hiç sahip olamadığı bir erkek evlada, Wolfe ise hayatındaki eksik baba figürüne kavuşurlar. Bu süreçte Perkins’in aile hayatını, Wolfe’un sevgilisi Aline Bernstein’le olan ilişkisini, Fitzgerald ve Hemingway’i de izleriz. Amerika’nın yaşadığı en zorlu dönemlerden biri olan Büyük Buhran zamanlarıdır ama film bu olguyu seyirciye göstermemeyi tercih etmiş. Dönemin dokusunu daha ziyade atmosfer, kostümler, mekânlar ve ilişkiler açısından ele almış. Bir dönem filmi için daha olsa fazlaca karanlık renklere bürünen film yer yer seyirciyi bunaltabilecek hale geliyor maalesef. Üstelik ele aldığı konu itibarıyla edebiyat meraklılarını çok daha fazla ilgilendiren ve az önce söylediğim gibi geri planda yaşananlara hiç odaklanmadığından sıkıcı bulunması çok muhtemel. Colin Firth ölçülü ama güçlü oyunculuğuyla dengesiz ve oynadığı role çok fazla bürünememiş Jude Law’dan bir adım önde. Yardımcı oyuncular rollerinin hakkını fazlasıyla veriyorlar. Ancak burada Nicole Kidman’a bir parantez açmak istiyorum. Yeteneğini tartışmayacağımız bu büyük oyuncu nedense son yıllardaki performanslarıyla bana eski seyir zevkini tattıramaz oldu. Bunun fazlaca estetik operasyon yüzünden giderek ifadesizleşmeye başlayan yüzünden kaynaklandığını düşünüyorum; umarım ben yanılıyorumdur. Filmin orijinal adı olan “Genius” İngilizce’de deha anlamına geliyor. Fırtınalı Hayatlar ise sanırım yazar ve editörü…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

60

Amerikan edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan ve kısacık ömrüne çok sayıda değerli eser sığdıran yazar Thomas Wolfe ve kitaplarının editörlüğünü yapmış Maxwell Perkins arasındaki fırtınalı ilişkiyi anlatan film, hem bu ikili arasındaki ilişkiyi gözler önüne seriyor hem de seyirciyi kelimelerin sihirli dünyasında yolculuğa çıkarıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.8 ( 2 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi