Bir Filmekimi dönemi daha tadını damağımızda bırakarak sona erdi. Güzellikler ve eleştirilerle dolu bir dönemin ardından aklımızda kalan bazı sorular ve merak edilenleri İKSV Film Festivali Direktörü Azize Tan Hanım’la yapmış olduğumuz bir sohbet sırasında konuşma fırsatı bulduk. Biz çok keyif aldık, sizlerin de keyif almasını diliyoruz. 

Bu yoğun programının arasında bize vakit ayırarak sorularımıza içten cevaplar verdiği için kendisine çok teşekkür ediyoruz.

  • Filmekimi hakkında kısaca bilgi verebilir misiniz?

Filmekimi bizim düşündüğümüzün de üzerinde bir başarı kazandı. Bu sene 11. senesi. İKSV’nin 30. Yılında başladı düzenlenmeye. İKSV’nin oturmasıyla yıl içinde yalnızca belirli dönemlerde değil, 12 ay boyunca var olalım istedik.  Bunun üzerine ekim ayında niye sinemayla ilgili bir etkinlik yapmayalım dedik. Ekim ayı sinema açısından ülkemiz için çok doğru bir ay. Yaz ayları sinema açısından sönük geçiyor. Son zamanlarda popüler bir iki filmin tüm dünya ile aynı anda vizyona girmesi sebebiyle ilgi biraz arttı. Zaten yurtdışında böyledir. Yüksek bütçeli popüler filmler yaz aylarında vizyona girer. Ancak bizde tam tersi. İnsanlar yazlıklarına gider, büyük şehirler terk edilir. Ekim ise okulların, üniversitelerin açıldığı, insanların büyük şehirlere döndüğü bir dönem. Zamanlama biraz da şu açıdan doğru; sinema festivalleri için bir başlangıç tarihi belirleyeceksek eğer bu Cannes Film Festivali yani mayıs ayıdır. Bundan sonraki tüm takvim Cannes’a göre belirlenir çünkü tüm yönetmenler filminin Cannes’da olmasını ve açılışı orada yapmayı ister.  Ekim ayı ise hem Cannes film festivalinin üstünden uzun bir süre geçmemesi, hem de Toronto ve Venedik film festivallerinin hemen ardından gelmesi ile seyircinin merakı geçmeden filmleri görme şansı bulmasını sağlıyor ve festivale çekicilik katıyor. Mesela Pietta (Acı) altın aslan aldı ve dünyada birçok ülkede gösterime girmeden Filmekimi vasıtasıyla ülkemizde seyredildi. Filmekimi, bu bağlamda film festivaline nazaran daha flaş filmlerin yer aldığı tadımlık güzel bir festival diye düşünüyorum. Son 4,5 senede Filmekimi büyük ilgi görüyor. Gerçekten bizim beklediğimizin de üstüne çıktı. Biletlerin %99’u satılıyor. Çok hoş bir şey bu. Filmekimi ilk başladığında 19 filmle başlamıştı. 1 haftaydı. Bir sinemadaydı. Tüm konsept Emek sineması üzerineydi. Şimdi Emek yok(!) o yüzden bölmek zorunda kaldık. Şuanda kullandığımız 3 sinemanın toplam kapasitesi bir Emek ancak ediyor. Ama biz Filmekimi’nin butik havasını bozmak istemiyoruz. Zaten bence haddinden fazla büyüdü. Sinema olarak çok büyümek istemiyoruz. Geçen seneden itibaren başka şehirlere de açılmaya başladık ki son derece memnunuz. İzmir’de karşılaştığımız birçok insan artık bu filmleri görmek için İstanbul’a gelmek zorunda değiliz diyorlar. Aslında Filmekimi’ni İstanbul dışına çıkartmamızdaki amaç yönetmen sinemasına bir ilgi olduğunu insanların ayağına götürerek göstermek istememiz. Sinema kültürünün yerleşmesini amaçlıyoruz.

Ben ücretsiz etkinlik yapılmasına karşıyım açıkçası. Cüzi bir miktar da olsa bir bilet parası koyunca, etkinlik daha değerli oluyor.

Festival filmi diye bir algı var. Evet, bu doğru ama bu yanılgıdan çıkmamız lazım. Festival filmi sıkıcıdır diye bir şey yok. Öbür türlü, her konuda olduğu gibi sinemada da tek tipleşiyoruz. Tek tip insanları tembelleştirecektir. Farklı ufuklar açılabilir. Ben sinemanın, sanatın ufku geliştirdiğine inanıyorum. Bu filmler yalnızca üzülmenizi sağlamaz. Çok keyifli vakit geçirmenizi de sağlayabilir. İyi vakit geçirirken aynı zamanda düşündürebilir. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşananların aslında ülkemizden çok da farklı olmadığını görebilirsiniz. Örneğin No filmini izlerken ülkemizle ne kadar paralellikler taşıdığını görebilirsiniz.

  • Festival biletlerinin pahalı olduğu hakkındaki görüşlere katılıyor musunuz?

Özellikle öğrenciler için normal sinemalardan daha düşük tutmaya çalışıyoruz. Örneğin bazen belediyeler ücretsiz etkinlikler yapıyorlar. Ben ücretsiz etkinlik yapılmasına karşıyım açıkçası. Cüzi bir miktar da olsa bir bilet parası koyunca, etkinlik daha değerli oluyor. O parayı, harçlığınızdan ya da bütçenizden verdiğinizde etkisi daha fazla oluyor. Ekonomik sıkıntılar var evet, ama bu tip etkinliklere bütçe ayırmanın, gerçekten gelişim için ve tabii ki bu işe emek veren insanların da bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmesi açısından gerekli olduğuna inanıyorum. 

  • Bu sene Filmekimi nasıldı? 

Filmekimi çok iyi geçti. Genellikle her sene benzer bir ilgi oluyor. 22 Eylülde halka açık satış başladı. Ondan önce zaten lale kartın satışları vardı. İlk günden birçok filmin biletleri tükenince, festivali 9 günden 10 güne çıkardık. 29 Eylülde başlıyordu normalde. 28 Eylüle, 11 tane daha filme seans koyduk. Onların da biletleri tükendi. %99 oranında doluydu salonlar. Genellikle filmler izlenmiyor ön yargısını da yok ettik aslında. Asıl amaç Filmekimine gelen kitleyi yıl içerisinde, bu filmler vizyona girdiğinde salonlara çekebilmek. Bağımsız filmlere, repertuar filmlerine de izleyici çekebilmek. Bizde repertuar sineması hiç yok mesela. Daha önce sinematek vardı ama o da 80’lerde kapandı ve bir daha açılamadı. Bu tarz repertuar sinemalarının oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bu tarz filmlerin izleyicisi var ve bu filmleri bulmak her zaman kolay olmuyor. Vizyona giriyor, girdi darken, bir bakıyorsunuz çıkmış. Takip edemiyorsunuz.  Ulaşım sıkıntısı oluyor. Tanıtım konusunda yüksek bütçeli filmlerle yarışamıyorlar. O kadar reklam yapma imkanları olmuyor. Az sayıda kopyayla çıkıyorlar. 

  • Rekabet ortamı var mı? 

Şöyle diyeyim filmekimi çok rağbet gören bir festival olduğundan tabii ki o hafta boyunca diğer vizyondaki filmler de etkileniyor ama 1 haftalık etkinlik sonuçta. Bir de rekabetten ziyade ben festivalle sinemanın birbirini beslediğini düşünüyorum. İzleyici kitlesini normal zamanda da salona çekmek içine neler yapılabilir diye düşünülmeli. 

  • Uzun vadede bakmak gerekirse önce sizde, 3-4 ay sonra tüm sinemalarda gösterilmesi de bir rekabete sebep olmuyor mu?

İşte o rekabetten ziyade birbirini besliyor. Bilet bulamayan insanlar, ben bu filme gidememiştim bilet bulamamıştım deyip vizyondaki filme gidiyor. Haneke’nin filmi için konuşursak mesela biletleri hemen bitti. 2 tane ek seans koyduk, onlar da bitti. Ben de artık herkese diyorum bu film zaten vizyona girecek takip edin orada izleyin. 

Holy Motors filmini çok istemiştim.

  • Çok gelmesini istediğiniz ama getiremediğiniz bir film oldu mu?

Ben Cannes’da da izlediğimde Leos Carax’ın Holy Motors filmini çok istemiştim. En beğendiğim filmlerden bir tanesiydi. Çok konuşuldu zaten. Altın Palmiye için Amour’la yarışabilecek bir filmdi. Amour gerçekten çok özel bir film olsa da bu film için hakikaten Leos Carax’ın muhteşem dönüşü diyebiliriz. Çok yenilikçi bir isim. Holy Motors beni en heyecanlandıran filmlerden biriydi. Haneke’nin filmlerini biliyorsanız zaten o beklentiyle gidiyorsunuz ama Carax’ın filmi gerçekten taze bir nefesti. Önce gösteriyor gibiydik. Fakat filmi dijital olması dolayısıyla ne yazık ki festivale dahil edemedik. 

  •  Ben özellikle Rust and Bone’un gösterilmesini bekliyordum…

Bu film zannediyorum Oscar’a gidiyor. Türkiye’de de dağıtımcısı olan bir film. Onlar da Oscar döneminde olmak vizyonda olmak istiyorlar gibi bir durum söz konusu sanıyorum. Oyuncularıyla alakalı bir durum. Oscar adaylığı bekliyorlar çünkü. Dağıtımcılar da farklı farklı stratejiler izliyorlar. Şubat ayında çıkmak istiyorlarsa ekim onlar için çok erken olabiliyor.  Bir başka açıdan bakarsak, Looper’a birçok kişi ticari bir film gözüyle bakıyordu ve bazı kesimler onu gözden kaçırabilirdi. Biz dikkat çekmek için bunu yapıyoruz biraz da. Aslında çok saygı duyduğumuz bir yönetmen. Bu yüzden Filmekimi takvimine aldık ki izleyemeyenler bak bu film ilginç olabilir diye vizyona girdiğinde merak ederek filmi izlesinler. Aynı şekilde Fatih Akın’ın filmi de vizyona girdi ama biz başka türlü dikkat çekmek istedik bu filme de. 

  • Tarihleri dışında Film Festivali ve Filmekimi seçimlerinde farklı kriterleriniz var mı? 

Zamanlaması uygunsa ben bir filmin Filmekimi yerine Film Festivalinde yer almasını tercih ederim. Mesela Carlos Reygadas’ın filmi benim için film festivalinin programına daha uygun düşen bir filmdi. Çünkü dediğim gibi Filmekimindeki filmler, büyük festivallerde yer almış önemli filmler olsa da, Filmekimi izleyicisi daha fazla heyecan ve merak duygusunu yaratan filmlerle ilgileniyor. Ön planda olan şey filmlerin yönetmeninin oyuncusunun daha tanınmış, hatta belki “popüler” olması. O yüzden daha ilgi alaka gerektiren filmlerin Film Festivali programında hak ettikleri ilgiyi göreceklerini düşünüyorum. Bu yüzden de Reygadas’ı hiçbir zaman Filmekimi programına koymayı düşünmem. 

Festivallere gelen tüm misafirlerimiz Emek’e olan hayranlıklarını dile getiriyorlardı.

  • Filmekimi gibi etkinlikler bulundukları mekana değer katan etkinlikler. Siz de bu filmlerin gösterileceği yerleri seçerken, sinemaları belirlerken bu etkeni göz önüne alıp bir tercih yapıyor musunuz?

Bunlar birbirinden bağımsız şeyler değil. Mesela Film Festivali Beyoğlu’nda doğdu. Biz hiçbir zaman Beyoğlu’ndan ayrılmayı düşünmedik, düşünmeyiz de. Beyoğlu çevresi çok değişiyor. Normal şartlar altında buraya gelemeyen insanlar festival zamanlarında geliyorlar. Festival sırasında burasının hala seyirciler için önceliği var. Pek çok insan konforlu ve donanımlı sinemaları tercih ederken, bu izleyiciler ısrarla Beyoğlu’nu tercih ediyor, ondan vazgeçmiyor. Biz de festivalin ruhuna uygun olarak Beyoğlu’nu tercih ediyoruz. Normalde dünyanın her tarafında festivallerin bir merkezi olur, şehrin merkezi diyebileceğimiz bir yer. Biz ilerleyen yıllarda yaşanan bu dönüşüme ne kadar direnebiliriz bilmiyorum ama biz aksımızı biraz daha Nişantaşı’na doğru çevirdik, kaydık ama özellikle Atlas devam ettiği sürece ana merkezimiz olarak kullanacağız. Bütün festivallerin hep merkezi vardır. Kocaman konukları ağırlama salonları, ya da gelen misafirlerin bir arada bulunup sosyalleşebileceği, teknolojik donanımlara sahip yerler. Bizim bir merkezimiz yok ve Emek bizim yıllarca olmayan festival merkezimizdi. Öyle bir sinema salonuna sahip olmanın avantajını yaşadık 28 yıl boyunca. 975 kişi kapasiteli bir salon. Filmekimine çok fazla ilgi var ve o salonu bir seansta doldurabiliyorsunuz ama şimdi biz bunun eksikliğini ve sıkıntılarını çok yaşıyoruz. Örneğin bir konuğunuz geliyor ve Emek’in sahnesine çıkartıyorsunuz. Hem gelen konuğunuz etkileniyor hem de daha fazla kişi izleme şansı bulabiliyor. Daha büyük bir perdede izleme şansı buluyorsunuz. Şimdi Emek’in son zamanlardaki yıkık dökük hali de sorulabilir. Bakıma ihtiyacı vardı. Kimse buna itiraz etmiyordu. Ama bu kültürel bir mirastı, korunması gerekiyordu. En acıklı kısmı ise bunun özel bir mülk değil kamu malı olması. Ancak bizim de yapabileceğimiz pek bir şey kalmadı. Bir ihale açılmış ve bu ihale de başka birine verilmiş. Arada yapılmış hukuki sözleşmeler var. Bir yere kadar müdahale edebiliyorsun. Biz bununla ilgili önerimizi de yaptık. Buranın işletilmesi konusunda talip de olduk. Ancak iletişime geçtiğimiz yetkililerden cevap dahi alamadık. Oysa geçen hafta Hollanda’daydım ve kimsenin gitmediği bir bölgeye inanılmaz güzel bir festival alanı yaptılar ve şimdi herkesin ilgisini çeken bir alan ve cazibe merkezi haline geldi. Emek’te böyle bir cazibe haline gelebilirdi. Ancak biz bir tane Emek sinemasını korumaya aciziz. İllaki Beyoğlu’na insan çekmek istiyorlarsa kaliteli ve eğitimli insanları bu şekilde çekebilirlerdi.  Festivallere gelen tüm misafirlerimiz Emek’e olan hayranlıklarını dile getiriyorlardı. 

  • Filmekimi sona erdi ve artık rahatlıkla sorabiliriz. Festival kapsamında gösterilen filmlerden en beğendiğiniz film hangisiydi?

Ne desem ki (gülüyoruz) Aşk (Amour) tabi ki çok özel bir film. Herkesin görmek istediği bir film. Ama öteki açıdan Kim ki Duk’un Acı filmi, zor bir film herkese hitap etmez. Sonra, bu filmi mi beğenmiş diyenler olmasın (gülüyoruz) Ama ben Kim ki Duk’u seven, uzak doğu sinemasını seven biri olarak hem Altın Aslan almasına hem de böyle bir film yapmasına sevindim. Kendini bulduğuna inanıyorum. O yüzden Acı, festivalde benim sevdiğim bir film. Ruby Sparks gerçekten benim sevdiğim bir film. İlk izlerken böyle bir film beklemiyordum. Eternal Sunshine of Spotless Mind kalitesinde ve senaryosunu çok zekice bulduğum bir film, çok başarılı. Beklentimin çok üzerinde bir film oldu benim. Düşler Diyarı özellikle başroldeki küçük kızın performansıyla benim çok beğendiğim filmlerden bir tanesi oldu. 

Lale kartlılar gerçekten bu etkinliklerin sponsoru.

  • Lale Kart sahiplerinin, festival biletlerini genel satışa çıkmadan bitirdiği konusundaki eleştirilere katılıyor musunuz?

Bir şeyi eleştirmek dünyanın en kolay işlerinden bir tanesidir. Ama bunu eleştirirken, arkasındaki sebeplere de bakmak lazım. Lale kart sahipleri İKSV’nin bütçesinin %6sını sağlıyorlar. Ve bu çok ciddi bir rakam. Ve lale kartlılar aslında bu etkinliklerin yapılabilmesini sağlayan insanlar. Bu filmlerin gelmesine katkı sağlayan insanlar. Yani sizin bir lale kartınız varsa Filmekimi’nin yapılmasına katkıda bulunuyorsunuz. Biz ne yazık ki Türkiye’de gereken desteği göremiyoruz. Örneğin belediyelerden hiçbir yardım alamıyoruz. Bilet gelirleri, sponsorlar ve bir de Kültür Bakanlığı’nın katkısı oluyor. Biz bu sayede gerçekleştirebiliyoruz bu etkinlikleri. O yüzden lale kartlılar gerçekten bu etkinliklerin sponsoru. Ve siz gerçekten sinemayı seviyorsanız kartın avantajları ile daha avantajlı duruma geçiyorsunuz. İnsanlarında tepkilerini anlayabiliyorum ancak birçok filme ek seans konuldu. Ve bilet bulamamak sonunda bir efsaneye dönüşüyor. İnsanlar bakmadan zaten bitmiş diyorlar. Oysa denememişler bile. Örneğin 10 filme bakarsın 1 tanesine bulamazsın 9 tanesine bulursun. Filmlerden önce davetiyelerden kalanlar da satışa sunuluyor ve Emek’in kapandığı bir yerde ne yazık ki salonların küçük olması sebebiyle kontenjan problemi de oluşuyor. O yüzden lale kartı olmayanlar, lale kartı olanların bu etkinliklerin sponsoru olduğunu, desteklerini düşünsünler. 

  • Son olarak sinema blogları ile ilgili düşünceleriniz nelerdir? Takip ediyor musunuz?

Ne yazık ki düzenli olarak takip edemiyorum. Özellikle Twitter ve Facebook üzerinden bir tartışma, önemli bir konu gördüğüm zaman takip etme şansı bulabiliyorum. Fakat şöyle bir şey var. Blogların da sayısı arttıkça şuna bakmak lazım. Blogu kim hazırlıyor? Konusu ne? Kurucusu kim? Yalnız mı yazıyor yoksa yazarları da var mı? Hani amatör olabilir, bu konuyla hiçbir alakası olmayabilir. Açıkçası ben burada biraz dinozor ve eski moda fikirli bir insan olduğumu düşünüyorum. Paylaşmak iyi, başkalarının fikirlerini dinlemek iyi ancak ben kendi kararlarımı kendim vermek istiyorum. Mesela bir filmle ilgili bir şeyi beğeniyorsunuz, o beğendi mi bu beğendi mi diye düşünüyoruz ancak ben filmle ilgili kendi kararımı kendim vermek isteyenlerdenim. Bir tartışma açması ya da öğretici olması açısından yine de önemli. Örneğin filmin yapımıyla ya da filmle ilgili önemli bir detayı sizin verdiğiniz gibi vermek ve öğretici olmak güzel. Ancak bunda da birçok blog yazarı bunu yapınca kontrol mekanizması olmadığı için yanlış bir bilgi dilden dile doğruymuş gibi dolaşabiliyor. Bu tamamen o blogu açan veya hazırlayan insanların kalitesi ile alakalı bir durum. Blogları takip ederken o seçiciliği mutlaka yakalayabilmek lazım. O kadar çok blog var ki, bilgi kirliliği ile karşılaşabiliyorsunuz. O yüzden kesinlikle seçicilik gerekiyor ve bu anlamda blog yazarlarına da büyük sorumluluk düşüyor.

  • Sizinle tanıştığımıza çok memnun olduk. Değerli vaktinizi ayırdığınız için teşekkür ederiz. 

Ben de, sizlerle tanıştığıma çok memnun oldum. Çok keyifli bir sohbet oldu. Başarılarınızın devamını dilerim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi