İlkokul sıralarından başlayan, çok okuyan mı çok gezen mi daha iyi bilir ikilemi, yüzyılın çözülememiş sorunlarındanken aynı zamanda da okul sıralarında aşina olduğumuz müzakere konularından biridir kuşkusuz. Peki ya bu ikileme yeni bir soluk getirmeye ne dersiniz? Bence biz tüm bunları boşverelim; en iyisi filmler izleyip, izledikçe bilgilenelim ve yıllarca süren bu tartışmaya bir son verelim.

Paris’i Fransa’nın başkenti olmasından öteye aşkın ve romantizmin merkezi haline getirmemizde tarih kitaplarının etkisinin olmadığı malum. Fransızca şarkılarla mest olurken aklımıza ilk gelen şehrin Paris olması da elbette ki diğer şehirlerin konuşmaya değer olmamasından değil. Paris”i aşkın başkenti olarak ilan etmemizde elbette ki sinema dünyasının büyük bir payının olduğu kaçınılmaz bir gerçek. Gezip görmeden, sanki şehri yaşamışçasına anlatmamızda büyük katkısı olan filmlerin, fırsat bulup gittiğimizde ise görülmesi gereken yerler listesinin başına iliştirdiğimiz notlarda olmasına elbette ki şaşırmıyoruz. Bize enginarın bile bir kalbi varken bazı insanların sebze bile olamayacağını hatırlatan Amelie’nin çalıştığı Cafe des Deux Moulins, Woody Allen’ın en sevilen filmlerinden olan ve bizi zamanlar arasında Paris’te bir yolculuğa çıkaran filmi Midnight in Paris’te Gil’in  oturduğu merdivenler, Before Sunset’de Jesse ile Celine’in bitmesini istemediğimiz yürüyüşlerini yaptıkları Promenade Plantee… Tüm bunlar bizi tam olarak şu sorunsalın orta yerine bırakıyor; “İnsan güzel bir filmde tanıdığı şehirden nasıl ayrılabilir ki?”

Avrupa’nın büyülü şehri Paris’e çıplak gözle değil de; kadrajdan bakmak için The Culture Trip adlı bir sitede yer alan haberi derledik.

Filmlerle Özdeşleşmiş Paris’in 7 Unutulmaz Mekanı

Amelie – 2001 – Cafe des Deux Moulins

amelie-filmloverss

Birbirinden güzel cafelerin olduğu Paris’te Cafe des Deux Moulins’in bu kadar popüler bir mekan olmasının sebebi çok güzel kahve yapıyor olması veya leziz pastalara sahip olması değil elbette. Bizi Paris’in relist dünyasından uzaklaştırıp, Amelie Poulain’in masalsı dünyasıyla tanıştıran ve Paris’i büyülü bir yer olarak tanımamıza vesilen olan; 2001 yapımı Amelie’nin yönetmen koltuğunda Jean-Pierre Jeunet oturuyor. İnsanları mutlu etmek için elinden geleni yapan Amelie olarak tanıdığımız Audrey Toutou’nun başrolünde yer aldığı filmin en önemli mekanlarından biri Cafe des Deux Moulins. Amelie’nin birbirinden oldukça farklı karakterlerle birlikte garson olarak çalıştığı cafe, Montmartre’nin dik sokaklarına yolu düşen her Amelie severi ağırlıyor.

The Bourne Identitiy – 2002 – Pont Neuf and La Samaritaine

the-bourne-identitiy-filmloverss

Robert Rudlum’un aynı adlı romanından uyarlanan, Matt Damon’ın başrolünde yer aldığı ve yönetmenliğini Doug Liman’ın üstlendiği The Bourne Identity, geçmişini ve kimliğini unutan bir adamın kendisini tanımaya çalışmasını ve bilmediği özel yeteneklerinin farkına varmasını konu alır. Başarılı bir casus hikayesi olarak beğeni toplayan ve ardından gelen devam filmlerinin ilk filmi olan The Bourne Identitiy’de, Leos Carax’ın yönetmenliğini üstlendiği Les Amants du Pont Neuf’la tanıdığımız ve Paris’te mutlaka gitmeliyiz listemize eklediğimiz şehrin en eski köprüsü olan Pont Neuf’a ve La Samaritaine manzarasına tanık oluruz.

Before Sunset – 2004 – Promenade Plantee

before-sunset-filmloverss

Hikayelerinde zaman kavramını öne çıkaran başarılı yönetmen Richard Linklater’ın farklı şehirlerde çektiği Before üçlemesinin ikincisi Before Sunset, bizi adeta Paris sokaklarında gezintiye çıkarır. Celine ve Jess’in altı yıl sonra birbirlerini tekrar buldukları Shakespeare Kitapevi’nde başlayan sohbetleri Paris sokaklarını arşınlarken, bizi eski bir demiryolunun üzerine gizlenen ve Paris’liler tarafından iyi bilinen bir buluşma noktası olan Promenade Plantee’ye getirir. Jesse ile Celine’in aşka, hayata, felsefeye dair yaptıkları konuşmalarla ve birbirlerine attıkları kaçamak bakışlarla özdeşleştirmiş olduğumuz Promenade Plantee, pek çok gezginin tarihi mekanlarla dolu listesinde yer bulamaz. Tabii eğer o kişi zamanın birinde Before Sunset’le buluşmadıysa… Ethan Hawke ve Julie Delpy’nin başrollerinde yer aldığı üçlemenin ilki Before Sunrise Viyana’da gün doğumuna kadar olan süreyi anlatıken, sonuncu film Before Midnight ise Yunanistan’da geçmektedir.

The Devil Wears Prada – 2006 – Fontaines de la Concorde

the-devil-wears-prada-filmloverss

New York’ta bir moda dergisinde acemi bir asistanken, bir anda kendini moda dünyasının merkezi olarak nitelendirilen Paris’te bulan Andy Sachs’in kariyer ve dönüşüm hikayesini ele alan The Devil Wears Prada, Lauren Weisberger’ın aynı adlı kitabından bir uyarlama. New York’un koşuşturmalı dergi dünyasından, Paris’e yolculuğa çıkan Andy’nin siyah elbisesiyle önünden geçtiği, ve patronu Miranda Priestly’den gelen bitmek bilmeyen çağrıları sonlandırmak için telefonu fırlattığı ünlü çeşmenin adı, Fontaines de la Concorde. Paris’te yer alan çeşmelerin belki de en gösterişlisi olanı ve Paris’in simgelerinden biri olarak sayılan Fontaines de la Concorde 1840 yılında inşa edilmiş. Özellikle moda dünyasına ilgili olan izleyiciler tarafından oldukça beğenilen The Devil Wears Prada’nın oyuncu kadrosunda Meryl Streep ve Anna Hathaway’i görüyoruz.

Sex and the City – 2008 – Salon de the

sex-and-the-city-filmloverss

1998’den 2004 yılına kadar devam eden, New York’lu dört kadının hayat hikayesinin anlatıldığı ekranların efsanevi dizisi Sex and the City, ekranlara vedasının ardından 2008 yılında beyazperdede izleyiciyle buluşmuştu. Dizide yakaladığı başarıyı sinemada pek yakalayamayan Sex and the City, yine de Carrie, Miranda, Samantha ve Charlotte’u özleyen dizi hayranları için bir özlem gidermece olmuş; sadece ekranlarda değil, moda hayatında da öncü olan ve New York’lu olmayı anlatan dizi, sinemaya Paris’te devam etmişti. Bir Paris’li gibi bir gün geçirmeye çalışan Carrie’yi çeşit çeşit tatlılarla gördüğümüz yer ise; şehrin en ünlü mekanlarından biri olan Salon de the.

Inception – 2010 – The Endless Bridge

inception-filmloverss

Sinemanın başarılı yönetmenlerinden biri olan Christopher Nolan’ın imzasını taşıyan, son yılların en iyi filmi olarak gösterilen Inception, oyuncu kadrosuyla, hikayesiyle ve muhteşem kurgusuyla vizyona girdiği yıl fırtınalar estirmişti. Rüya ile gerçek hayat arasında, sonu belirsiz bir yolcuğa çıkaran film, yetenekli bir hırsız olan Dom Cobb’un etkileyici yeteneğine odaklanıyor. Birçok şehirde çekimleri yapılan, akıllara durgunluk veren senaryosuyla ve başarılı çekim teknikleriyle göz dolduran filmin oyuncu kadrosunda; Leonardo di Caprio, Ellen Page, Marion Cotillard ve Joseph Gordon Levitt yer alıyor. Birçok şehre uğrayan filmin yolu  elbette ki Paris’e de düşüyor. Cobb’un yetenekli öğrenci Ariadne’ye rüyaların nasıl inşa edildiğini anlattığı sahnenin geçtiği yer Eiffel kulesinin yakınlarında yer alan The Endless Bridge’den başkası değil.

Midnight in Paris – 2011 – Merdivenler

midnight-in-paris-filmloverss

Kendine has tarzıyla dikkat çeken Woody Allen’ın Avrupa serisinde yolunun düştüğü şehirlerden birisi de Paris’ti. Zamanda yolculuk hikayesini oldukça fantastik ve şairene bir dille beyazperdede buluşturan Midnight in Paris, şüphesiz ki Allen’ın en sevilen filmlerinden biri. Hemingway’den Salvador Dali’ye kadar bir çok sanatçıyla bizi buluşturan filmde, zamanlar arasında yolculuk eden Gil’in hikayesinin ele alındığı film, Allen’ın hayal dünyasının ne kadar büyüleyici olduğunun da bir kanıtı. Peki Gil’in geçmişten gelen bir taksiyle buluştuğu an oturduğu merdivenleri hatırladınız mı? İşte o merdivenler Saint-Etienne-du Mont Kilisesi’nin merdivenleri. Birçok turist tarafından ziyaret edilen Kilise’nin şimdi daha farklı bir amaçla gelen konukları var. Paris’e yolu düşen Kilise’yi ziyarete gelen gelmeyen herkes, Gil’in oturduğu merdivenlerde oturup onu geçmişten gelen bir taksinin bulmasını bekliyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi