36. İstanbul Film Festivali kapsamında gerçekleştirilen Köprüde Buluşmalar etkinliklerinden birinde bu sene, yıllardır çözüme kavuşamamış önemli bir konu tekrar gündeme geldi. Biraz okuma yapınca ve ilgili kişilerle görüşünce dağıtım ve pazarlama üzerine konuşulacak konular birikti. Söz uçar, yazı kalır nihayetinde.

Film tanıtımı, senaryo yazım aşamasında başlayan bir çalışmadır. Bu konuda hemfikiriz. Sektörün hâlâ tökezlediği ve birbirinden bağımsız hareket ettiği kısımsa; dağıtım ve pazarlama süreçlerini yeni ve yaratıcı yollarla yapmak isterken iletişim sıkıntısı çekmek bana kalırsa.

Sinema, var olduğu günden bugüne tartışmasız ekip işidir. Dağıtım ve pazarlama ise onu görünür kılar. Yapımcının kilit rol oynadığı bu iki dinamiğin tüm sorumlulukları onun üstüne yıkılsa da bu çok sağlıklı bir yöntem değil. Peki bu aşamada yeni, taze ve yaratıcı olduğu kadar sağlıklı bir yol nasıl izlenebilir? Tüm bu konulara girmeden önce hatırlatmakta fayda var; her filmin kendine has bir yolculuğu var. Filmin üretim aşamasında görev alanların da filmi heyecanla bekleyenlerin de beklentisi farklı ve her birini dengeli bir şekilde ve orta yol bularak tatmin edecek kişiler de dağıtım ve pazarlama ekibinden başkası değil.

Diğer ülkelerdeki rakamlara istinaden Tuik’in Haziran 2016’da yayınlanmış son raporuna göre Türkiye’de 2356 sinema salonu olduğu gerçeğiyle yüzleşelim önce. 2016’dan bu yana bu salonlarda 529 film oynamış. Üstelik her hafta vizyona giren filmlerden üçü yerli. Üretim payı yüksek denebilir ama niteliğe baktığımızda durum pek de iç açıcı değil. Tüm bu rakamları değerlendirmemizi sağlayacak prosedürler, kanaat önderleri, vakıflar, dernekler ve ilgili bakanlıklar başka bir yazının konusu olduğu için bu verileri konuyu bağlamak istediğimiz yere köprü olarak düşünelim ve devam edelim.

2013’te bağımsız sinema takipçilerine rahat bir nefes aldıran Başka Sinema oluşumuyla birlikte, seyirci profili biraz daha belirgin bir çizgiyle ayrılsa da elbette kendine sadece 21 salon bulabilen oluşum, tüm çabasına rağmen nihai amacına ulaşabilmiş değil. Bu noktada, özellikle artık seri üretime geçen ve sektörü ele geçirmiş yapım şirketlerinin kimi zaman iletişim stratejisi bile oluşturmak zorunda kalmadığı durumlarda bağımsız filmlerin kendini bir şekilde fark ettirmesi gerekiyor. Dağıtım ve pazarlamanın birlikte hareket etmesinin önemi ve birbirini beslemesi gerekliliği de tam olarak bu aşamada anlam kazanıyor.

Dağıtım ve pazarlama ekibinin birlikte hareket ederek çekim aşamasından vizyona kadar neler yapabileceklerine gelecek olursak; Türkiye’deki yapımcıların belki de en büyük sorunu, bütçe planlamasında pazarlamayı es geçiyor olmaları diyebiliriz. Geleneksel ve dijital medyanın günümüzde ne kadar aktif rol aldığını görmezden gelen yapımcılar bütçe planlaması yaparken pazarlama için pay bırakmadığında, yönetmen, yapımcı ve dağıtımcının bir araya gelip ikinci hamle olarak proje için bir iletişim stratejisi uygulaması oldukça zor. Eskiden ciddi maliyetler ayrılan 35 mm kopyaların DCP’ye dönüştürülerek daha pratik olması maliyet ve zamandan tasarruf edilmesini sağladı. Bu dönüşüm üzerine, 35 mm kopyalara ayrılan gelirin bile pazarlamaya aktarılmaması tercihi akıl alır gibi değil. Dijital iletişim çalışmaları yürüttüğüm dönemde gözlemlediğim kadarıyla gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki pazarlama için ayrılan bütçeler oldukça komik rakamlar. Elbette burada film için alınan fonun önemi büyük ama bunun birçok yapımcının bilinçli tercihi olduğu gerçeğini de yadsıyamıyorum.

Bir filmin çekim aşamasından vizyona kadar olan sürecini kapsayan ikinci hamle üzerinde duralım; iletişim stratejisinin oluşturulması. Yönetmen, yapımcı ve dağıtımcı yine bir araya gelerek, bir iletişim danışmanının da desteğiyle iletişim stratejisi belirlerken nelere dikkat etmeli? Proje sahibi her şeyden önce, proje henüz senaryo aşamasındayken bir iletişim danışmanıyla çalışmalı. Emek verilen ve inanılan projeye karşı duygular şöyle bir yana dursun; filme fon desteğinde bulunacak kişilerden tutun da, satabileceği bilet sayısına bakan sinema salonu işletmecisine kadar herkesin tek bir derdi vardır: hikâyeyi anlatmak değil satmak. Filmin ulaştırılmak istenen izleyici kitlesinden önce sinemacılara pazarlanması gerekliliği de yine aynı şekilde göz ardı edilen bir aşama olduğu için konunun üzerinde durmakta fayda var. İletişim stratejisi oluşturmak bize ne kazandırır?

İletişim Stratejisinin Projenize Yansıması

Oluşturulacak iletişim stratejisi her şeyden önce chmzer filmlerin pazarlama hamlelerini araştırarak öğrenilmesini sağlar. Filmin festival filmi mi, gişe filmi mi olduğuna dair bir cevap bulunmuş olur. Bu aşamada kendimize sorduğumuz sorular rakiplerimizi ve hedef kitlemizi belirlememize de yardımcı olur. Spesifik bir hedef kitle (filminizi yansıtan anahtar kelimelerle oluşturabilirsiniz), benchmark aldığınız filmlerde üretilen yaratıcı fikirler, öne çıkarılması gereken janr vb. dinamiklere karşı duyarlılık arttıkça gireceğimiz piyasaya karşı daha bilinçli kalır ve bir sonraki adım için de daha sağlam bir zemine sahip olunur.

Bir filmin iletişim stratejisini oluştururken hem online hem de offline için sorulması gereken sorular sabittir. Kime, nerede, ne zaman, nasıl ve ne söyleyerek ulaşılacak? Ülkenin politik durumundan hızla değişen gündeme kadar birçok etkenin olduğu bu aşamada; yapımcı, yönetmen ve dağıtımcı kafa kafaya verip bir iletişim danışmanının desteğiyle “doğru zaman”ı kovalamazsa ve en az bir ay önce filmin iletişimine başlamak için hazır olmazsa gişede hüsrana uğramaları şaşırtıcı olmaz. İletişime başlamak için afiş, tanıtım fragmanı, fragman ve ihtiyaç olunan diğer görsel materyallerin çok önceden pazarlama ekibinin elinde olması gerekir. Bu, her bir materyal için sağlıklı iletişim stratejisi kurulmasına olanak sağlar. (Bir fragmanın vizyon tarihinden çok önce gişedeki filmin reklamında dönmeye başlaması gibi.) Sadece filmi programlayan dağıtımcılara satmak için bile bu materyallerin hazır olması gerekir. Hâli hazırda Türkiye’deki pazarlamacılara vizyon haftasının iki-üç hafta öncesinde gelen materyallerle hayal edilen dönüşümün alınması çok ütopiktir. Kültür & Sanat basınının ülkemizde parmakla sayılacak kadar az olması da elbette bir handikap. PR şirketleri bu engeli, magazin değeri olan küçük haberlerle aşmaya çalışarak sinema programcılarının dikkatini çekmeye çalışsa da bu, daha az harcamayla ve doğru strateji belirleyerek oluşturulan iletişim dili kadar filmin lansmanını beslemeyebilir. Böyle bir durumda yapımcının görevi bellidir. Yapımcının pazarlama ekibine yardımcı olabilmesi ve daha verimli sonuç elde edebilmesi için öncelikle her sette nitelikli materyal üretebilecek profesyonel bir set fotoğrafçısına ihtiyacı vardır. Set fotoğrafçısı yönetmenin görsel dünyasını yansıtacak fotoğraflar çekmelidir çünkü filmin sosyal medya iletişimini yürüten ekip de ancak bu şekilde doğru atmosferi yansıtacak evreni kurabilir.

Yeri gelmişken, filmin hedef kitlesi genç bir kitle ise sosyal medyayı etkin kullanmanın öneminden bahsetmemek olmaz. Online ve offline mecralar için üretilen yaratıcı fikirlerin filme katkısı olması isteniyorsa PR ekibiyle sosyal medya ekibinin birbirini besleyerek çalışması ve ortak hareket etmesi sağlanmalı, aralarındaki iletişim koordine edilmeli. Hedef kitlenize uygun sosyal medya kanallarında yakalanacak doğru iletişim, yapımcıyı bütçesinden ve zamanından alıkoymadığı gibi çok cüzi maliyetler ayırarak dijital medyada görünür olmasını sağlayabilir. Ulusal ve uluslararası festivallerden alınan ödüller, sinema yazarlarının olumlu görüşleri, seyircilerin sosyal medya kanallarındaki olumlu tepkileri kulaktan kulağa yayılır ve “fısıltı gazetesi” dediğimiz çığ büyürse, ki bütün amaç bu, gişeye yansıyan sonuçların yapımcıyı memnun etmesi kaçınılmazdır.

Elbette o çığ yapımcıyı her zaman mutlu edebilir diye bir şey yok. Tam tersi bir etki yaratabilir ve bir kriz yönetimine ihtiyaç duyulabilir. Tüm bunlara hâkim bir iletişim danışmanıyla çalışmanın önemi nerede, nasıl hareket edileceğini, panik hâlinde dâhi kontrol altına alınmasını sağlar. Bu tip kriz durumlarında veya sosyal medyada ön plana çıkarmak istediğiniz her durumda ciddiye alınmanız ve ulaşılabilir olmanız için projenizin adını belirlediğinizde tüm sosyal medya platformlarından doğru “kullanıcı adı”nı almanın önemini de hatırlatmış olalım. Takipçiye bu kanallardan kolaylıkla ulaşabiliyor olmak projeyle ilgili merak edilenleri yanıtlamak açısından da önemli bir kazanım. Takipçiyi hem online’da, hem offline’da çalışacak içeriklerle ve interaktif projelerle filmin bir parçası hissettirmek ise tamamen filmin yararına olur. (Film sonrası söyleşiler, oyuncularla izleyiciyi bir araya getiren etkinlikler, imza günleri, gala davetiyeli ödüller, canlı yayınlar, küçük sürprizler…)

Toparlama vakti. Tüm bunların bir arada olması ve bu sürecin sağlıkla yönetilmesi için her bir aşamasında iletişim hâlinde olunan insanlarla empati yapabilmenin önemi hiçbir maddi kazançla ve zararla ölçülemez. Sinemanın çok güzel örneklerini izledik, hâlâ izlemeye devam ediyoruz ve bu büyük şans. Eğer içinize sinen iyi bir film çektiğinizi düşünüyorsanız, bu âna kadar birçok engeli aşmışsınız demektir. Sonrası içinse o tutkunun diri kalmasına ihtiyacınız var. Hâl böyleyken biraz sevgi, biraz saygı, belki biraz da bu yazı elinizden tutacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi