Wakolda – Aile Doktoru

Luis Puenzo, 1985 yılında çektiği “Resmi Tarih” ile Arjantin’in askeri cunta altında yaşadığı acılarla hesaplaşmış ve En İyi Film Oscar’ını kazanmıştı. Kızı Lucia Puenzo’nun kendi kitabından uyarlayıp yönettiği ve Arjantin’in bu yılki Oscar adayı Aile Doktoru (Wakolda) ise ülkenin başka bir tarihi dönemiyle yüzleşiyor.

“Ölüm Meleği” olarak bilinen Nazi savaş suçlusu Doktor Josef Mengele’nin, Arjantin’de bir ailenin yanına sığınmasını anlatan ve tarihi arka planıyla sürükleyici bir gerilim olan film; Mengele rolündeki Àlex Brendemühl, ilk sinema tecrübesinde göz dolduran genç oyuncu Florencia Bado ve Nicolas Puenzo’nun görüntü çalışmasıyla değer kazanıyor.

Her ne kadar Mengele’nin hikayesinin kapladığı alan, onu evlerine kabul eden Arjantinli aile üzerinden yapılacak bir eleştiriye yer bırakmasa da Puenzo’nun hassas bir konuyu başarılı bir ana akım esere dönüştürmesi alkışı hak ediyor. Aile Doktoru Filmekimi’nin güzel sürprizlerinden biri.

Batu Anadolu

Blue is The Warmest Color – Mavi En Sıcak Renktir

Bu yıl Cannes Film Festivali’nden Altın Palmiye ile dönen festivalin ses getiren filmlerinden olan Abdellatif Kechiche’in son filmi Mavi En Sıcak Renktir konusuyla hayli dikkat çekiyor. Film ergenlik çağındaki genç bir kızın cinsel kimliğini arayışını ve ergenlik dönemine özel ani duygusal değişimlerini anlatıyor. Gerçekten aradığı aşkı tesadüfen karşılaştığı mavi saçlı kız Emma’da bulduktan sonra yalnızlığına son veren Adele için artık başka sorunlar ortaya çıkıyor. Farklı çevrelerde yetişmiş, eşcinselliği doğal karşılayan ve bir tabu olarak gören iki farklı ailede büyümüş lise öğrencisi Adele ile üniversitede güzel sanatlarda okuyan Emma’nın aşkını yalın ve dokunaklı bir şekilde anlatan film aynı zamanda, bugün her toplumda, insanların kendi gibi olmayana karşı tutum ve davranışlarına da inceden değiniyor. Filmde yoğun ve uzun cinsel sahnelerin bulunması ister istemez iki kadın arasındaki aşkın sadece cinsellik üzerine kurulmuş olduğunu düşündürtüyor. Oysa birbirini ruhen de tamamlayan Adele ve Emma arasında tutkuyla yaşadıkları cinsellikten çok daha özel bir bağ var. Yönetmenin filmde değinmek istediğinin ne olduğunu bilmemekle beraber bu kadar özel bir konuyu ve filmin büyüsünü filmde yer verdiği yoğun cinsel sahneler ile bozduğunu düşünüyorum. 

Kübra Çağlayan

Fruitvale Station – Son Durak

Son zamanlarda ülkemizde yaşanan polis şiddeti, birçok canın aramızdan ayrılmasıyla sonuçlanmasına rağmen, yaşananlar örtbas edilmeye çalışılıyor. Hatta bir adım ileri giderek devlet büyükleri cezalandırmak yerine kendileriyle gurur duyduklarını belirttikleri açıklamalar yapıyorlar. İşte  Son Durak kendileriyle gurur duyan bu insanlara “yaptıklarınızla övünmeyin, alın, buyrun kendinizden utanın!” diyor.

Amerikan bağımsız sinemasının en iyilerinin sergilendiği Sundance Film Festivali’nden Büyük Jüri Ödülü ve İzleyici Ödülü ile dönen Son Durak Ryan Coogler’in ilk uzun metraj denemesi olarak göze çarpıyordu. Kendi adıma 12.Filmekimi’nin Mavi En Güzel Renktir ile birlikte de en dikkat çekici filmiydi. 

Vakit kaybetmeden filmle ilgili düşüncelerimi uzun uzun yazacak olsam da kısaca belirtmem gerekiyor ki Son Durak aldığı ödülleri sonuna kadar hak eden, sarsıcı bir film. Zamanlaması açısından, Filmekimi’nde izlediğimiz için şanslı olduğumuz Son Durak şimdilik festivalin en iyi filmlerinden.

Utku Ögetürk

Only Lovers Left Alive – Sadece Aşıklar Hayatta Kalır

Başrollerinde Tom Hiddleston ve Tilda Swinton’ın rol aldığı ve ilk kez Cannes Film Festivali’nde seyirciyle buluşan Sadece Aşıklar Hayatta Kalır Filmekimi seçkisinde de öne çıkan yapımlardan.

Adam ve Eve birbirlerine yüzyıllardır aşık iki vampirdir. İkilinin sıra dışı hikayesini merkezine alan film, tarihi ve edebi figürlerin de desteğiyle vampirlerin uzun süredir yaşadıkları çağlara, kısacası insanlık tarihine göndermeleri de barındırıyor. Ne var ki çıkış noktası çok iyi olan bir film olmasına ve başarılı oyunculara sahip kadrosuna rağmen izleyiciye aktaramadığı duygular bulunuyor. Vampirizme yüzeysel yaklaşımı, toparlayamadığı dağınık yan karakterleri ve geçmişe dönük hatıralar üzerinden anlatım yöntemi bu eksikliklerin başında geliyor. Kişisel listemde merakla beklediğim filmin kendi adıma bu beklentinin altında ezildiğini söyleyebilirim.

Ayça Ögetürk

Soshite Chichi Ni Naru – Benim Babam, Benim Oğlum 

Bazı filmler ele aldıkları konuların ağırlığını avantaja dönüşmeyi başarırlar. Hikaye ne kadar çetrefilli olursa sinema dili o ölçüde keskin kenarları törpüler. Sinema öncelikli olarak görsel bir büyüdür ve belki de klişe deyimle “görüntüyle anlatabileceğin bir şeyi diyaloglar ya da kaba göstergelerle ele almak” büyüyü bozabilir.

Bu uzun girizgahın nedenine gelince: Benim Babam Benim Oğlum, “Aileyi mümkün kılan öncelikli olarak kan bağı mıdır yoksa sevgi bağı mı” sorusunu soruyor. Japonya’nın farklı sosyal ve ekonomik kesimini temsil eden iki ailenin anlatıldığı film, ilk bir saatinde büyüsünü koruyor. Görsel dilin mükemmelliği, ele alınan karşıtlıkların uyumlaştırılması Hirokazu Koreeda’nın usta işi bir çalışma sergilediğini gösteriyor. Fakat ikinci saat diliminde tempo kaybeden film çaresizce melodrama sarılıyor. Zaten gözümüzle gördüğümüz şey, kafamıza vura vura anlatılıyor. Cevabı belli olan bir sorunun kaba hatlarla ele alınması şık durmuyor. Bu açıdan avantajın dezavantaja dönüştüğü ve sinema dilinin, anlatma derdine yenik düştüğü söylenebilir.

 “Benim Babam Benim Oğlum” oyuncularının da katkısıyla uzun vadede eli yüzü düzgün, sıcak bir film. Ama aynı zamanda kaçırılmış bir fırsat.

Batu Anadolu

 

1.Gün – Filmekimi’nde Bugün Ne İzledik (28 Eylül)

 

3.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (30 Eylül)

 



Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi