The Congress – Son Şans

“Beşir’le Vals” filmi ile gerek görsel açıdan gerekse içeriden bir bakışla İsrail politikalarını ele alış şekliyle başarıya ulaşan Ari Folman, bu kez oklarını stüdyo ve yıldız oyuncu sistemine yöneltiyor. Bunu yaparken Stanislav Lem’in bilimkurgu klasiği “Gelecekbilim Kongresi” eserini akıllıca kullanarak serbest bir uyarlamaya imza atıyor. Oyuncuların benliklerini film stüdyolarına sattıkları alternatif (?) bir dünyayi Lem’in kitabi aracılığıyla rüya sekansları ile ütopik ve distopik açıdan iki bakışla ele alabiliyor.

Hikaye anlatımı açısından “Yapay Zeka”yı hatırlatan film, alt ve üst dünya karşıtlığı ile “Matrix”i andırıyor. Bu benzerliklere karşın anlatının merkezine stüdyonun üretim ideolojisini ve popüler kültür ürünü yıldızlarla özdeşleşerek benliğinden kurtulmak isteyen yığınları yerleştiriyor. Yer yer ele aldığı konuların ağırlığı altında filmin temposu düşse de Folman’ın son filmi, felsefeden ve mitolojiden beslenen bilimkurgu meraklıları için görülmesi gereken bir yapım.

Batu Anadolu

The Lunchbox – Sefertası

Sefertası belki festivalin en iyi değil ama en keyifli, en umut dolu filmi. Basit bir sefertası karışıklığının bambaşka dünyaları olan bir kadın ve bir adamı dert ortağı olarak bir araya getirdiği naif bir film Sefertası. Çarpıcı olmak, izleyenin boğazına bir yumru oturtmak için büyük hikayelere, iddialı projelere gerek olmadığının da kanıtı niteliğinde. Muzip dili ve oyuncularının çarpıcı performanslarıyla hafızalarda kalan film belki de Hindistan’ın “Mary and Max”i olarak kabul edilebilir. Cannes’da “İzleyici Seçimi” olan film, Filmekimi’nde de oyuncusu ya da yönetmeni gösterimde olmadığı halde seyirciden alkış alarak ödüllendirilen nadir filmlerden.

Güzin Tekeş

Omar – Ömer

Ömer, daha önce gördüğümüz Orta Doğu meselesi filmlerine benzemiyor. İsrail ajanlarıyla işbirliği yapmak zorunda bırakılan Ömer karakteri ve arkadaşları üzerinden bölgede yaşanan gerilimin “paranoya” kısmına yöneliyor. Zor şartlar altında yaşayan, duvarlar aracılığıyla birbirlerinden koparılmış insanlar daha ne kadar acı çekebilirler diye düşünürken hapishane günleri ve işkenceler, soykırım günlerine atıfta bulunuyor.

Yönetmen Hany Abu-Assad, bireylerin birbirlerini casuslukla suçladığı bir ortamda gerilim türü üzerinden değil de dram üzerinden ilerlemeyi tercih ediyor ve sahici karakterler sayesinde bunu başarıyor. Fakat hikayenin ilerledikçe tekrarlara dayalı kalması ve bazı temel dayanakların zayıflığı (örnek olarak ajanların Ömer’e olan güveni) bu sahiciliğe darbe vuruyor. Yine de merak duygusunu son sahneye kadar ayakta tutan Abu-Assad, “Kurye” gibi facia bir Hollywood macerasından sonra bildiği topraklara güzel bir geri dönüş yapıyor.

Batu Anadolu

When Evening Falls On Bucharest Or Metabolism –  Bükreş’e Gece Çöktüğünde Yada Metabolizma

Bükreş’e Gece Çöktüğünde Yada Metabolizma, tamamen diyaloglar üzerinden ilerleyen, gerçek zamanlı çekimleriyle izleyicinin sabrını sınayan bir film. Festivalin belki de en overrated filmi olan Bükreş’in tek iyi yanı ise 89 dakikalık kısa süresi.

Güzin Tekeş

The Past- Geçmiş

Bir Ayrılık’la Oscar kazanarak tüm dünyaya adını duyuran İranlı yönetmen Asghar Farhadi’nin İran dışında çektiği ilk film olma özelliği taşıyan Geçmiş, birçok sinemasever tarafından festivalin merakla beklenen filmlerinden biriydi. Kısaca konusuna göz atacak olursak film, yıllar önce Fransa’dan ve karısından ayrılmış olan Ahmad’ın resmi olarak boşanmak için Fransa’ya geri dönmesiyle gelişen olayları konu alıyor.  İlk bakışta oldukça sıradan görünebilecek bir hikayeyi, olabildiğince naif bir dille anlatan Farhadi, bize bir film değil, yakınımızda bulunan bir ailenin iç dünyasını seyretme şansı sunuyor. Bir Ayrılık’ın ardından artan beklentilere rağmen  ne  hayranlarını, ne de festival seyircisini hayal kırıklığına uğratmayan Farhadi, filmlerini yaşarken takip edebilme şansı bulduğumuz için şanslı olduğumuzu düşündüğüm ender yönetmenlerden.

Utku Ögetürk

Michael Kohlhaas – Adalet İçin 

19 yüzyıl Alman edebiyatının önemli isimlerinden Heinrich von Kleist’in 16. yüzyılda yaşanmış bir olaydan esinlenerek kaleme aldığı Michael Kohlhaas adlı romanından uyarlanan film, bu sene Cannes Film Festivali’inde Altın Palmiye için yarışan iddialı filmlerden biriydi. Arnaud des Pallieres’in yönetmenliğini yaptığı filmde baş rolü, bu yıl Danimarka’nın Oscar adayı filmi olan Jagten’deki rolü ile geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivalinde en iyi erkek oyuncu ödülüne layık görülen Mads Mikkelsen oynuyor.

Micheal Kohlhaas sakin bir hayat süren ve mutlu bir ailesi olan at tüccarıdır. Bir seyahat dönüşünde feodal düzenin gereklerinden olan ayak bastı parasını ödemek yerine, bir süreliğine atlarını arazinin baronuna rehin bırakır. Döndüğünde atlarının zarar görmüş ve uşağına baronun adamları tarafından işkence edilmiş bulunca hakkını aramak için mahkemeye başvurur. Ancak soyluların birbirini kollaması yüzünden mahkeme Kohlhaas’ın talebini reddeder. Kohlhaas’ın mücadelesi bundan sonra başlar. İnançlı bir adam olan Kohlhaas, kendi adaletini sağlamak için çıkardığı isyan ile ölümü ve öldürmeyi bile göze almıştır artık. Filmdeki din adamının söylemiyle Kohlhaas artık kendi davasının yargıcı olmuştur. İzleyiciye “Ben adalet uğruna ne kadar ileri giderdim?” sorusunu sordurtan film inanılmaz at sahneleri ve Mads Mikkelsen’in muhteşem oyunculuğu için bile izlemeye değer.

Kübra Çağlayan

Omar – Ömer

Cannes Film Festivali’nden bu yıl Jüri Ödülü ile dönen, yönetmenliğini Filistinli Hany Abu-Assad’ın yaptığı “Ömer” aynı zamanda Filistin sinema endüstrisinin bütçesi tamamen Filistin tarafından finanse edilmiş ilk filmi olma özelliğini de taşıyor.  Dünyanın yıllardır kanayan yarası olan İsrail işgali altındaki Filistin’de geçen bir aşk hikayesi üzerinden bölgede yaşananlara da değinen film, baştan sona Filistinlilerin yaşadığı zulmü, hangi şartlar altında yaşam mücadelesi verdiklerini ve psikolojilerini anlatıyor.

Ömer çocukluk arkadaşları ve sevgilisi Nadya ile buluşmak için kurşunlara hedef olmayı göze alarak Batı Şeria duvarını aşan bir gençtir. Ama en önemlisi Ömer çocukluk arkadaşı ve sevgilisinin ağabeyi Tarık sayesinde artık bir direnişçidir. Bir İsrail askerinin öldürüldüğü olaya karışır. İsrail askerleri tarafından yakalanan Ömer direnişçilerin başı olan Tarık’ın yerini söylemesi için sorgulanır, hapishanede  işkence görür, aşağılanır. Her şeye rağmen arkadaşlarını ele vermek istemeyen Ömer’in aklında sadece sevdiği kız Nadya ile evlenmek vardır. Ancak Ömer ya 90 yıl hapis cezası yiyecek ya da İsrail ile işbirliği yapıp sevdiği kıza kavuşacaktır. Zaten işgal altında zor bir hayat yaşayan Filistin’li çocukluk arkadaşı olan Ömer, Tarık ve Amjad için bundan sonra güven, sadakat ve ihanet üçgeninde hayat hiç de kolay olmayacaktır. Yıllardır yaşadıkları zulmü  haberlerde izlediğimiz, gazetelerde okuduğumuz Filistin insanını biraz daha anlamak, hayatlarına yakından bakmak için Ömer izleyiciye bir yol açıyor.

Kübra Çağlayan

 

1.Gün – Filmekimi’nde Bugün Ne İzledik (28 Eylül)

2.Gün – Filmekimi’nde Bugün Ne İzledik (29 Eylül)

3.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (30 Eylül)

4.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (1 Ekim)

5.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (2 Ekim)

6.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (3 Ekim)

7.Gün – Filmekimi’nde Bugün Neler İzledik? (4 Ekim)

 

Filmekimi Filmleri Yıldız TablosuYıldız tablosu

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi