Birçok farklı disiplini iç içe geçirebilen bir dal olan sinemanın üzerindeki resim sanatının etkisi kesinlikle yadsınamaz. Jim Jarmusch her ne kadar ima ettiği kavram aynı olmasa da “çalın” der. Gördüğünüz bir tablodan, dinlediğiniz bir şarkıdan, duyduğunuz bir hikâyeden hatta yolda gördüğünüz herhangi bir ağaçtan bile kendi filminiz için bir şeyler alabileceğinizi zaten özünde hiçbir şeyin özgün olmadığını belirtir. Yanı sıra Godard’ın en ünlü sözlerinden biri olan “bir şeyi nereden aldığınız değil, onu nereye götürdüğünüz önemlidir.” cümlesi bir bakıma Jim Jarmusch ile aynı konuya odaklanır gibidir. Film sahneleri bazen unutulmaz tablolarla benzerlik taşırken bazen de bu tabloları birer arka fon olarak kullanmayı tercih eder. Aşağıda yer alan video ise tam olarak film ve resim sanatını bu minvalde kullanan yapımları bir araya getiriyor.

Film ve Resim Sanatının Karşı Konulamaz İç İçeliği

Amelie-filmloverss

In Bruges’dan Midnight in Paris’e bazen açıktan filmin merkezine alarak bazense gizliden ancak resmin büyülü hissiyatını görselliğe taşıyarak resim sanatını kullanan birbirinden başarılı filmler için bu hissiyat birer imza niteliği taşıyor. En nihayetinde resim, bir sanat formu olarak gündelik hayatımızın içerisinde yeniden üretilebilirlik çağının da yadsınamaz etkisiyle yoğunlukla yer alıyor. Evlerimizde asılı olan tablolar, telefon, bilgisayar ekranlarımıza kadar var olmaya devam ediyor. Bu noktada elbette bu iç içeliği, sinema sanatının görmezden gelmesi beklenemez. Bazen filmin renk skalasıyla, sanat yönetimiyle ilgili olarak duvarlarda yer alabilen tablolar bazen de karakterin iç dünyasına dair yönetmenin izleyicisine yansıtmak istediği gizli mesajları bünyesinde barındırıyor. Aşağıda yer alan video aracılığıyla resim ve sinema sanatlarının kışkırtıcı iç içeliğini en keyifli hâliyle deneyimleyebilirsiniz.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi