Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 38 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Animasyon [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/animasyon/ ) )
Fehérlófia
1981 - Marcell Jankovics
81
Macaristan
Senaryo László György, Marcell Jankovics
Oyuncular György Cserhalmi, Vera Pap, Gyula Szabó
N. Levent Tanıl
Feherlofia; animasyon izlemeyi bir tutku haline dönüştürmüş olan kişiler açısından bir an önce izlenilmesi gereken muazzam bir çizgi film.

Feherlofia

Macar sinemasının geçmişine kısaca bir göz atacak olursak eğer, sinemanın icadından hemen sonra ilk filmlerini çekmeye başlayan Macar halkının sessiz ile sesli film furyası arasında ideolojik varsayımlar sunmaktan çok sanat yönü ağır basan yapımlarla var olmaya çalıştığını görebiliriz. Kaldı ki 1989 yılında Komünist rejime geçiş yapan Macar Hükümeti, ülkesi içerisinde var olan çalkantılı ve işlenmeye oldukça müsait temalara sırtını çevirerek sanatı sinema filmlerinde yaşatmaya devam etmiştir.  Sinemada sanatsal kaygıları kolektif olarak kullanabilen en önemli yapımcı ve yönetmenleri içerisinde bulunduran Macar Sineması, günümüzde küllerinden yeniden doğma gibi bir arayış içerisinde olsa da, özellikle 80 ve öncesi yıllarda hayata kazandırdıkları filmlerle dönemin Avrupa’sında sanat ile toplumsal çıkarımları harmanlamayı başaran bir sinema anlayışı geliştirmişlerdir. Sinema salonlarının Hollywood filmlerine teslim oluşuna az bir zaman kala tökezleme eşiğine gelmiş olan Macar Sineması’nın Çizgi Film alanında ise en fazla ismi duyulan kişisi Marcell Jankovics olmuştur.

Kariyerine grafik tasarımlar yaparak başlamış olan Jankovics, yetmişli yılların başlarında animatörlük görevini üstlendiği kısa filmleriyle başta Avrupa Sineması olmak üzere dalga dalga yayılan bir popülerlik kazanmaya başlamıştır. Yapmış olduğu 2 dakikalık kısa filmlerde simgesel üslubunu ön plana çıkartan yönetmen, Kübizm’i doruklara taşıdığı filmlerinde, taviz vermeden vurguladığı masalsı anlatım sayesinde de başta Cannes ve Oscar Törenleri olmak üzere pek çok festivalden alkışlar eşliğinde evine dönmüştür.  Yönetmenin 2009 yılında Leonardo Da Vinci Dünya ödülünü kazanmasına vesile olan kısa çizgi filmler ve uzun metrajlarının içerisinde atalarına epik bir saygı duruşunda bulunan filmi Feherlofia ise, masalsı anlatımına ciddi eylemler katarak ilerlemektedir.

Yönetmenin Hun, Avar ve diğer göçebe topluluklarının anısına adamış olduğu film ana hikayesini de Antik kökenli efsanelerle şekillendirmektedir. Feherlofia ya da Beyaz Kısrağın Oğlu, insanüstü güçlere sahip baskın bir karakterdir. İlk 15 dakika içerisinde dünyaya geliş hikayesine tanık olduğumuz bu baş karakterimizin beyaz bir kısraktan doğarken yansıtılan sembolik betimlemelerde insan ve doğanın varoluşu gereği uyması gereken zorunlu kurallara tanıklık ederiz. Nitekim anne kısrağın kadın cinsel organını andıran bir ağaç kovuğunun içerisinde doğum yapması ve insan bebeğin ilk adımlarını attığı esnada doğaçlama bir hareketle mahremiyet bölgesinin kapatma ihtiyacı duyması da özgürlük ile evrensel dayatmaların renkli bir simgesi olmaktadır.

Doğumun ardından anne kısrağın anlattığı masalla şekil almaya başlayan film, kralın kilitlemiş olduğu gizli odanın kapısını açan üç oğlunun ejderhalar tarafından kaçırılmasını konu alan hikayeyle paralel zamanlı bir yörünge izler. İlk 7 yıl boyunca iyice güçlenebilmek adına sadece annesinin sütünden beslenerek hayatta kalanFeherlofia, ondan önce dünyaya gelip başka yerlere savrulan kardeşlerinin varlığını öğrenmesiyle de bir 7 yıl daha bu şekilde beslenmeye devam eder. Küçük çocuğun büyüme aşamasında belli dönemlerde karşılaşmış olduğu tanrı silüeti ise, yaşam için ihtiyaç duyulan gücü soyut bir aktarımla dışa vurmaktadır.

Annesinin ölümünden sonra ağaçları yerinden sökebilecek kadar güçlü olan Feherlofia, daha güçlü olup esir olan prensesleri ejderhaların elinden kurtarabilmek adına diğer iki kardeşini bulmak için yollara düşer. Filmin gelişme bölümünü oluşturmakta olan bu yolculuk sırasında, kardeşlik olgusunun taşımış olduğu sevgi ile şefkatten çok kıskançlık ve kaynağı olan ego duygularının daha ağır bastığına şahitlik ederiz. Birbirleriyle tanışma aşamalarında güç gösterileri sergileyen kardeşler, hitap şekillerini de sahip oldukları doğaüstü özelliklere göre sergilerler. Kendilerine Ağaç Söken, Toprak Ufalayan ve Demir Büken isimlerini veren bu üç kardeş, ejderhalardan alınacak olan intikam yolunda da kademeli iş bölümleri tercih etmektedirler.

Filmin belki de en güçlü mitolojik simgesi olan Dünya Ağacı’nın kovuğuna girmeyi başaran üç kardeş, kovuk içerisinde geçirdikleri zaman çerçevesinde de farklı sınavlardan geçerler. Pek çok din ve mitoloji de ( en fazla da Kızılderili inançlarında ) kozmik bir yaratılış düzenini gösteren Dünya Ağacı; dünyanın merkezinde yerin eksenini temsil eden imge yüklü bir motiftir.  Yer, gök ve yer altı olmak üzere üç ayrı kurgulama biçiminde oluşan bu ağaç, pek çok rivayete göre içerisinde doğaüstü yaratıkların yaşamış olduğu ve hayatta var olabilmek adına ihtiyaç duyulan aydınlanmanın sembolü olmaktadır. Bu ağacın içerisinde prenseslere giden yolu bulan Feherlofia ise, varılan duraklarda kadınlık ile erkeklik içgüdüsünün pek çok evresini zorlu sınavlar eşliğinde aşmaya çalışır. Keza kurtarmaya gittiği ilk prenses’in sergilemiş olduğu seksi vücut ile kendisini esir alan ejderhanın gösterdiği tepkiler filmin yansıtmaya çalıştığı güç kavramının ana sebeplerini ortaya çıkarmaktadır. Kurtarılmaya gidilen diğer prenses yolunda ilk kurtarılanın kardeşine karşı sergilemiş olduğu kıskanç tavır ise insan kavramının göreceli boyutlarını açığa çıkarmakla kalmayıp soyut ilerleyen filme gerçekçilik de katmış olur.

Üçüncü prensesin kurtarılma esnasında ise film boyunca sert mizacından asla taviz vermemiş olan Feherlofia’nın aşık olma sürecine tanıklık ederiz. Yeryüzüne yeniden dönmek için gidilecek son durak olan Griffin ya da bizdeki deyişiyle Kızıl Akbaba, filmin ana temasını yansıtan ilahi gücün tanrısal bir sembolü olarak sahne alır. Yeryüzüne çıkmak adına bacağını Kızıl Akbaba’ya bağışlamış olan Feherlofia’nın kardeşleriyle yeniden buluştuğu sahne de ise nefret, sevgi ve akabinde oluşan affetme dürtüleri bir kadının erkeğine arkadan sarılması aracılığıyla açığa çıkar.

Feherlofia; animasyon izlemeyi bir tutku haline dönüştürmüş olan kişiler açısından bir an önce izlenilmesi gereken muazzam bir çizgi film. Her ne kadar filmin ana merkezini noktası noktasına şekillendirmiş olan olgunlaşma teması ve iç içe geçmiş simgelerle verilmeye çalışan mesajların karmaşıklığı ilk sahnelerde küçük tereddütler oluşturmuş olsa da, gösterilebilecek sabırlı tutum izleyeni oldukça tatminkar ayrılacağı bir sona kavuşturacaktır. Şimdilerde 75. Yaş gününü kutlamak için iki yıl daha bekleyecek olan yönetmen Marcell Jankovics, suluboya tablolarını anımsatan çizimleri ve daha ilk sahne itibariyle göz alıcı renk tonlamalarıyla filmini akıcı bir kurguda ilerletiyor. Feherlofia’nın bir çizgi film olması ve aynı zamanda da çocuklardan çok büyüklere yönelik içeriklerle tasarlanmasına karşın maalesef günümüzde pek çok sinefilin gözünden kaçmıştır. Lakin; varoluşu üç ayrı evrede duru bir akıcılıkta yansıtmayı başaran yönetmen, belki de bu film sayesinde meraklılarının tekrar tekrar izleyebileceği ve üzerinde ateşli tartışmalar yapılacağı sinema ortamlarına sağlam bir referans sağlamıştır.

Feherlofia; izledikten sonra uzun süre etkisinden çıkamayacağımız bir yapım olma özelliğini asla taşımamakla beraber, yönetmenin çizimleriyle de yeterince belli ettiği gibi gelip geçer bir konuyu felsefik betimlemelerde yansıtan tutucu bir film.  Lakin Yeryüzünde nefes almanın belli başlı yaptırımlarını açığa çıkartmakta olan film, eskiyi bir de çizgi masallar aracılığıyla yad etmek isteyenlere hoşça vakit geçireceği estetik imkanlar sunmakta.

İyi Seyirler…



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol