Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 208 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Savaş [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/savas/ ) )
Fear and Desire
1953 - Stanley Kubrick
62
Senaryo Howard Sackler
Oyuncular Frank Silvera, Kenneth Harp, Paul Mazursky
Ekin Can Göksoy
Fear and Desire'ın, evrensel mesajını halen içinde taşıyan Kubrick sinemasının en önemli temalarından birinin kendi tarafından ilk kez dile getirildiği dikkate değer bir film olduğunu söyleyebiliriz.

Fear and Desire

Stanley Kubrick dendiğinde sinemaya azıcık da ilgi duymuş herkesin aklında bambaşka imajlar ve filmler canlanır. Barry Lyndon’daki savaş sahnelerinden, 2001’deki maymun-insanlara veya en azından The Shining’de Jack Nicholson’ın malum sahnesine kadar, Kubrick dendiğinde herkesin söyleyebileceği, anlatabileceği, hatırlayabileceği bir an vardır. Ancak kimseden kolay kolay “Fear and Desire” ile ilgili bir şey duyamayız. Kubrick’in ilk filmi – ve muhtemelen en az izlenmiş filmi – olan Fear and Desire, gerek yapım hikayesi, gerekse de Kubrick’in film ile ilişkisi açısından ilgi çekici bir yapıt.

Fear and Desire, bilinmeyen iki ülke arasındaki hayali bir savaş esnasında geçiyor. Dört askeri taşıyan bir uçak düşünce, askerler düşman hattının gerisinde kalır. Birliklerine dönmek için ne yapmaları gerektiğini düşünürlerken bir nehre rastlarlar. Nehri geçmek için bir sal yapmaya karar verirler. Bu esnada yerli bir kadın ile karşılaşırlar ve onu esir almak zorunda kalırlar. Yanlışlıkla düşman hattının gerisinde kalmış bu grubun içerisinde bir de yakınlarda olduğunu bildikleri bir düşman generalini öldürme planları yapan bir asker de vardır.

Kubrick, hayatı boyunca yer yer değineceği savaş karşıtlığını, savaşın insanın doğasına aykırılığı temasını ilk kez bu filmde gün yüzüne çıkarıyor. Talihsiz askerlerin savaş koşullarında çok farklı eğilimler gösterebileceğini ima eden bir film bu. Örneğin askerlerden biri savaşı içselleştirmekte çok daha başarılıyken, bir diğeri karşılaştığı ilk sivil ile – düşman ülkenin vatandaşı olan ve aynı dili konuşamayan genç kadın – bir diyalog kurmaya, bağ kurmaya çalışıyor. Fakat, bu bağı kurmakta başarısız oluyor; bu da onu çaresizliğe ve belki de daha fazla şiddete itiyor. Bu asker ile sivil – esir – genç kadının arasındaki ilişki, bir şekilde savaş dışı bir dünyaya değme çabasında olan genç bir adamın çaresizliği, bana Terence Malick’in İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line) filminde ateş altındaki bir askerin burun buruna geldiği küstüm otuna dokunuşu ve otun kendini kapatışını hatırlatıyor. Savaşın ne insan doğasına ne de doğaya uygun bir şey olmadığını sessizce ama etkileyici bir biçimde anlatıyor aslında Fear and Desire. Gençliği İkinci Dünya Savaşı’na denk gelmiş, büyük sinemacı Stanley Kubrick’in, savaş ile neden bu denli iç içe olduğu anlaşılabilir; daha erken dönem Paths of Glory filminden son filmlerinden Full Metal Jacket’a içinde bulunduğu politik koşulları gözetmeksizin her daim savaşın karşısında duran mesajını oluşturduğu ilk film olarak da Fear and Desire önemli bir yapıt.

20. yüzyılın en büyük sinema dehalarından Stanley Kubrick’in 25 yaşında çektiği bu bir saatlik savaş karşıtı drama, çekim hikayesi ile de ilgi çekiyor. Yönetmenin, fotoğrafçılık mesleğinden ayrılarak büyük bir kısmını dayısından aldığı para ile çektiği film, Kubrick’in kısıtlı bütçe ve imkan ile nasıl inovatif bir sinemacı olacağının ipuçlarını da taşıyor. Filmin sessiz planlanıp, sonradan sesli çekilmesi ile artan bütçeyi karşılamak için Kubrick bir yapımcı ile başka bir işte çalışması karşılığında anlaşıyor. Sis yaratmak için tarım makinesi kullanıyor, kaydırmalı çekim için kamerayı bebek arabasına koyuyor. Film gişede harikalar yaratmıyor ancak belli başlı eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanıyor. Fakat, Kubrick’in daha sonra bu filmin gösterilmemesi için elinden geleni yaptığı, hatta tüm kopyalarını ele geçirmek için çaba harcadığı söyleniyor. Filmin sonraki ilk gösterimi de 40 yıl sonra 1993’te yapılıyor. Yani, Kubrick bile kendi filmini yok etmeyi başaramamış. Filmin acemiliği, düşük bütçesinden dolayı ortaya çıkan problemler düşünülünce, Kubrick gibi mükemmeliyetçi ve titiz bir yönetmenin filminin görülmesini neden istemediğini anlamak zor değil.

Sinemanın gördüğü en büyük yönetmenlerden Stanley Kubrick’in bütün filmlerini izlediğimizde, mükemmeliyetçiliğinden bu filmde pek de eser olmadığını söyleyebiliriz. Bunun sebebi ustanın dikkatsizliğinden ziyade imkanların kısıtlı oluşu aslında. Fakat, filmin 1953’te yapıldığını ve hem Kubrick’in ilk kurgu denemesi hem de bağımsız sinemanın ilk örneklerinden biri olduğunu düşünürsek, evrensel mesajını halen içinde taşıyan Kubrick sinemasının en önemli temalarından birinin kendi tarafından ilk kez dile getirildiği dikkate değer bir film olduğunu söyleyebiliriz.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol