İnsanla beraber doğduğuna inanırım kötülüğün. Doğada hiç bir canlının bir başka canlıya bilinçli kötülük yaptığını görmedim ve duymadım. Fakat insan, bencilliği ve egosundan ötürü başka canlılara, insanlara zarar vermekten, onları aşağıya çekmekten hiç bir zaman geri durmadı. Kendi egemenliklerini korumak için insanlara doğrudan zarar verildiği gibi, insanlığın gelişimine katkısı olan birçok şeyin de varlığına katlanılamadı. Yok edilmeye çalışılan düşünceler, susturulmaya çalışılan müzikler ve yakılan kitaplar, kütüphaneler… Deneyimleri, yaşanmışlıkları sonraki kuşaklara aktarmadaki en büyük araç olan yazı ve yazılarla oluşan kitaplar tarih boyunca hem dünyada hem de bizim kendi toplumumuzda, gücü elinde bulunduran kötüler tarafından hep tehlike olarak görüldü ve ortadan kaldırılmaya çalışıldı. Naziler, iktidara geldikten sonra karşıt görüşlü kitapları hızlıca yok etmeye başlamışlardı. Özellikle 80 darbesinde de ülkemizde birçok insan evinde bulunan kitaplar yüzünden sorgulandı, tutuklandı, işkence gördü. Ray Bradbury de, kitapların en büyük tehlike olarak görüldüğü bir toplum tasviri yaptığı distopik romanı ‘Fahrenheit 451’de bu konulara dikkat çekmiştir. Yeni Dalga’nın öncü yönetenlerinden François Truffaut da bu esere kayıtsız kalamamış ve 1966 yılında Fahrenheit 451’i filme almıştır.

Fahrenheit-451-05-3

Guy Montag karısı Linda ile birlike yaşamaktadır. Kendisi itfaiye personelidir ve işindeki başarısından dolayı yakın zamanda terfi almayı beklemektedir. Fakat itfaiye kavramı, bizim bildiğimiz yangınları, ateşleri söndüren itfaiyelerden oldukça farklıdır. Bahsettiğimiz toplumda itfaiye, sembolü ejderha olan ve evleri basarak, buldukları kitapları ateşe veren bir kurumdur. Bu toplumda televizyon insanların uyuşturulmasında büyük önem taşımaktadır. Anlamsız ve amaçsız sorular sorulur ve TV karşısındaki insanlar, zaten cevaplara yönlendirildiklerini anlamadan cevaplar verirler. Verdikleri cevabın doğru olduğunu gördükleri zaman kendilerini akıllı, zeki ve başarılı hissederler. Böylelikle sistem, içinde barındırdığı bireylere ters giden bir şey olmadığını düşündürtmüş olur. İnsanların isyan etmemeleri için düşünülmüş bir başka yöntem ise ilaçlardır. Toplumun çok büyük bir kesimi uyuşturucu ve uyarıcı haplar almaktadır. Bu toplumda gazetelerde bile yazı yoktur, sadece resimler vardır. Kitaplar ve yazılar insanı asosyalleştiren, mutsuz eden nesneler olarak resmedilir. Montag, bir gün işten evine dönerken Clarisse ile tanışır. Evleri birbirine yakındır. Zaman içinde Clarisse ile diyalogları arttıkça Montag’ın içindeki kitap okuma isteği artar çünkü Clarrisse bir öğretmendir ve gizli de olsa kitaplarla ilgilenmektedir. Montag, günlük hayatında kitapları yakan bir kitap karşıtı gibi gözükürken, akşamları sistemin kuklası olmuş karısının her türlü tepkisine rağmen kitap okumaya başlar. Çevresine, mesleğine ve sisteme karşı iyice yabancılaşan Montag, işinden istifa etmeyi düşünürken karısı kendisini ihbar eder ve kendi evi basılır. Burada itfaiye şefini ateşe verdikten sonra kaçmaya başlar. Clarisse, zamanında ormanın içinde yaşayan kitap insanlardan bahsetmiştir. Burada insanlar bir kitap ezberlerler. Kitap bulundurmak ve okumak yasaktır fakat iyi insanlar daima zekice bir yöntem bulmuşlardır. Toplumdan uzakta yaşayan bu insanların hepsi ezberlediği kitabın ve yazarının ismiyle çağırılır. Sistemin bir süre sonra aramayı bıraktığı Montag, bu insanların arasına karışır ve kendi de bir kitap ezberlemeye başlar. Edebiyat, kitaplara özgürlük gelene kadar varlığını bu insanların zihinlerinde devam ettirecektir.

f45109

Dünya sinema tarihinin en önemli akımını başlatan insanlardan birinin yaptığı her film belli bir standart üstünde olacaktır, bundan daha normal bir şey olamaz. Fahrenheit 451, François Truffaut filmografisi içinde en güzel, en başarılı film olmayabilir belki fakat başarılı bir uyarlama olduğu su götürmez bir gerçek. Film, François Truffaut’nun cektiği ilk renkli film olma özelliğiyle birlikte, yönetmenin dil olarak İngilizce çektiği tek filmdir. Bilimkurgu filmleri mi teknolojiyi tetikliyor, yoksa bilimkurgu çeken insanlara ilerleyen yıllarda keşfedilebilecek ürünler önceden söyleniyor mu bilinmez ama bu filmde de çekildiği yıldan çok sonra günlük kullanıma girecek olan aletler karşımıza çıkıyor. Plazma Tv’ler, küçük kulaklıklar sıradan vatandaşın kullanımındayken, bugün hala çok yaygınlık kazanmamış olan uçmaya yarayan jetpack’ler filmde polislerin kullanımında. Film her ne kadar Yeni Dalga’nın sonrasında çekilmiş olsa da yönetmenin o döneme ait alışkanlıklarından bazılarını görmek mümkün. Filmin başlangıcındaki jeneriğin bir dış ses ile verilmesi bunun en belirgin örneklerinden biriyken, film içindeki kamera açıları, keskin zoomlar ve hareketli kamera kullanımı verebileceğimiz örneklerden bir kaçı. Filmde Linda Montag ve Clarisse karakterlerinin aynı isim, Julie Christie tarafından canlandırılması da yine Truffaut’nun bedenden, dış görünümden ziyade; beyin ve düşünme şeklinin daha önemli olduğunu sinema dilinde söylemesidir. Filmde yandığını gördüğümüz ilk kitabın Cervantes’in Don Kişot’u olması, baş karakterimiz Montag’ın ileride sistemin yel değirmenleriyle dövüşecek olmasının bir göstergesi olarak anlamlandırdım ben. Büyük adamsın Truffaut.

Fahrenheit-451

Truffaut’yu film boyunca en çok zorlayan konu ise Guy Montag karakterini canlandıran Avusturyalı oyuncu Oskar Werner olmuş. Yönetmenin yönlendirmelerine yanaşmayan, duyguları istenildiği gibi yansıtamayan oyuncu, ayrıca sette sürekli içki kullanarak da huzursuzluk yaratmış. İkili arasındaki ipleri kopartan olay ise Werner’in filmin çekimlerinin bitmesine 2 hafta kala saçlarını kestirmesi olmuş. Son sahnelerde de fark edildiği gibi Werner’in saçları filmin bütününde olandan bir hayli farklıdır. Seyirci gözüyle beni çok rahatsız ettiğini söyleyemem fakat genel olarak bir yönetmene karşı bu kadar isyankar takılmak, özellikle karşınızdaki yönetmen François Truffaut ise kabul edilemez. Aralarında yaşanan bu gerginliğin filmi izlerken hissedilmemesi yine Truffaut’nun başarsı olsa gerek.

İnsanın gelişimine en büyük katkıyı sağlayan kitapların, var olmadığı bir gelecekte insan da maalesef olamayacaktır. Ne yazık ki günümüzde birçok insan bunun farkında değil. Geçmişte yapılan karanlık gelecek tasvirleri her geçen gün biraz daha gerçek oluyor. İnsan kitaptan uzaklaşırken, kendini aptallaştıran şeylere daha büyük ilgi duymaya başlıyor. Fahrenheit 451, bu karanlık geleceğin başarılı şekilde perdeye yansıtıldığı bir film. Kitapların, yayınlanmadan önce yasaklandığı, yazarlarının tutuklandığı bir ülkede lütfen kitap okumaktan vazgeçmeyin. Biz okudukça büyüyeceğiz, biz büyüdükçe onlar küçülecek. Kalın sağlıcakla.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi