Biyografi filmlerini her zaman sevmişimdir. Ya tanımadığım ve tanımam gereken kişiler hakkında bilgi sahibi olurum, ya hakkında kulaktan dolma bilgilere sahip olduğum kişilerle ilgili detay bilgilere sahip olurum ya da tanıdığım, bildiğim kişiler için ne tarz yaklaşımlar sergilenmiş bunları görür, değerlendiririm. Biyografi diğer türlere nazaran daha risklidir çünkü insanların yaptığınız işi kıyaslayabileceği bir ‘gerçek’ vardır ortada. Hassas dengeler içinde hem gerçeklikten ödün vermeden hem de sanatın yaratıcı dokunuşlarıyla bir film yapmanız gerekir. Maalesef ki bu tarz örneklere çok sık rastlanmıyor. 2006 yapımı Factory Girl de, eksikleri artılarından fazla olan bir biyografi filmi olarak dikkat çekiyor.

Pop Art’ın babası Andy Warhol’u, yaşantısının ayrıntılarını bilmeseniz bile mutlaka eserlerinden veya sıra dışı görünümünden ötürü tanırsınız. Yaptığı farklı sanat eserleri dışında, uçuk yaşam stili, alışkanlıkları ve etrafındaki kadınlarla da, yaşadığı dönemde ve  sonrasında da hep konuşulan bir isim olmuştur . Etrafındaki kadınlar içinde Andy için en özeli ve en popüleri Edie Sedgwick’tir muhtemelen. Factory isimli Warhol’un meşhur atölyesinin bir dönem en gözde kadını olan Sedgwick’in, önce hızlı bir şekilde parlayıp, ardından yine hızlıca sönen ışıltılı yaşamını anlatıyor bize Factory Girl.

Factory Girl 2

Kökleri bağımsızlık mücadelesi yıllarında Amerika’nın önemli ailelerinden birine dayanan,zengin ama sorunlu bir ailenin kızı olan Edie için hayatın zorlukları daha çok küçük yaştan başlıyor. Eşcinsel olduğu için babası tarafından hor görülen ve bu yüzden kendini asan bir erkek kardeş zaten başlı başına bir travma sebebiyken, babanın Edie’ye karşı ensest yaklaşımları da ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak olan problemlerin temellerinden başka birini oluşturuyor. Problemli ev ortamından kendini kurtarmak için sanat eğitimine yönelen Edie, özendiği pırıltılı hayatlar gibi yaşamayı ve daha mutlu olacağını ümit ederek New York’a taşınıyor. Güzelliği, neşesi ve cana yakınlığı ile etrafındaki insanların hemen dikkatini çeken Edie, hayranı olduğu Andy Warhol’un bir sergisinde, çılgın sanatçıyla tanıştırılıyor. Ve o andan itibaren hayatı çok farklı bir hal alıyor bu genç kızın. Çünkü Andy Warhol onun derinlerde sahip olduğu ışığı görüyor. “60’larda bir kişi beni tanıdıklarım arasında gelmiş geçmiş herkesten daha fazla büyüledi. Ve yaşadığım büyülenme bir tür aşka çok yakındı.” Sedgwick için söylediği bu sözler eşcinsel olan Warhol’un karşısındaki kadın için hissettiklerini net bir şekilde özetliyor.

Kısa süre içinde Factory’nin popüler kızı haline gelen Edie, Warhol’un filmlerinde oynayarak süperstarlık yolunda hızla ilerlerken aynı zamanda açılışlarda, sergilerde, galalarda Warhol’un kolunda gezdirdiği bir süs bebek olarak da dikkatleri üzerine çekiyor. Filmde kısa fotoğraf çekimi sahneleriyle geçiştirilse de dönemin Vogue, Time, Life gibi dergilerine kapak olan Edie, özendiği hayata sahip olmuş oluyor. Fakat bu pırıltılı günler malesef çok uzun süre devam etmiyor. Filmde anlatılanları onaylamadığı için isminin kullanılmasına izin vermeyen Bob Dylan, Edie’nin hayatına giriyor ve işler o noktadan itibaren değişmeye başlıyor. Warhol, gözbebeğini başka bir erkekle paylaşma düşüncesini kabul edemiyor ve Edie’ye tavır alıyor. Başlangıçta müzisyen sevgilisiyle mutlu olan Edie, hayatında önemli yeri olan iki erkeği kaynaştırmak için Bob’u Factory’de Warhol’un çekeceği bir filmde oynamaya ikna ediyor fakat işler planlandığı gibi gitmiyor. Egosu tavan yapmış olan iki adam doğal olarak anlaşamıyorlar; birbirlerini küçümseyen tavır ve konuşmalar ardından Bob mekanı terk ediyor ve giderken Edie’nin Andy Warhol tarafından kullanıldığını, gerçekleri artık görmesi gerektiği söyler. Edie’nin Warhol için “Ondan nefret edemem!” cümlesi filmin belki de en güzel anlarından biriydi. Bu noktadan sonra ne Andy Warhol ile ne de Bob Dylan ile olamayacaktır Edie. Warhol kızmıştır bir kere ve elinden geldiğince acı çektirmek istemektedir bu genç kadına. Kendisine benzeyen kadınlar bulur ve onlara filmlerinde rol verir, Edie gibi olmaya çalışmalarını söyler. Sonraki dönemde The Velvet Underground grubunu keşfeden Warhol’un artık oyalanmak ve esinlenmek için kullanacağı farklı bir malzemesi vardır ve Edie’nin içine düştüğü karanlıkla kesinlikle ilgilenmez. Pırıltılı günlerinde uyuşturucu kullanmaya başlayan Edie zamanla bir bağımlı haline gelir. Warhol’dan sonra medyanın ilgisini kaybedip, popüler günlerinde kendi istedikleri gibi olmadığı için arasının bozulduğu ailesinden de destek göremeyen Edie, maddi anlamda da bir çöküş içindedir. Etrafında kalan kötü insanlar da bağımlılığını kullanarak Edie’den faydalanırlar. Film boyunca ara ara gözüküp yaşadıklarını dışardan bir göz olarak anlatan Edie’nin filmin sonunda sağlıklı ve yaşananları aşmış bir şekilde tedavi olduğu hastane ortamını ve doktoruyla konuşmalarını görürüz.  Bu güzel kızın hikayesinin mutlu bir şekilde sonlandığı görüp biz de tam mutlu olacakken, film sonlarında beliren geleceğe dair yazılardan biri çıkar karşımıza ve şok oluruz. “Edie Sedgwick tedavi olduğu hastanede tanıştığı biriyle evlendikten 3 ay sonra 28 yaşında aşırı dozda uyuşturucudan ölmüştür.”

Factory Girl 3

Factory Girl, mekan tasarımı, sanat yönetimi ve oyunculuk gibi teknik konularda başarılı bir film. Fakat sinemanın formüllerini çözmüş olan Hollywood sisteminde bir filmin genel olarak başarılı kabul edilmesi için bunların yeterli olmadığına inanmaktayım. Özellikle senaryo konusunda ciddi sıkıntıları olan filmin yönetmen koltuğunda, stüdyo sisteminin yaratıcı zekadan uzak maaşlı yönetmenlerinden George Hickenlooper dışında sinematografik açıdan kişiselleşebilen başka biri otursaydı nasıl olurdu merak ediyorum. Edie karakteri üzerine kurulu olan film, sürekli kamerayı Edie üzerine çevirmek dışında karakterin yaşadığı problemleri temellendirmek konusunda yetersiz kalmış. Neden bu kadar özellikli ve ilgi çekici olduğu düzgün bir şekilde yansıtılamamış. Ailenizle ters düşerseniz, uyuşturucu kullanırsanız, çılgınlıklar yaparsanız sonunuz böyle olur gibi bir yapıya bürünmesi de oldukça saçmaydı. Egosu yüksek erkeklerin arkasında kalarak bir kaybedene dönüşen, zamanının en büyük ikonlarından olan Edie’nin hayatını, umarım işini daha iyi yapan ellerden çıkan bir filmde izleme şansına ulaşırız. Andy Warhol’u, çevresindekileri merak eden, o dünya hakkında fikir sahibi olmak isteyenlerin izlemesini tavsiye ederim Factory Girl’ü. Fakat kaliteli bir biyografi filmi izlemek istiyorsanız şuraya bakmanızı önereceğim: http://www.filmloverss.com/15-biyografik-film-onerisi/

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi