Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Yüzler
Faces
1968 - John Cassavetes
130
ABD
Senaryo John Cassavetes
Oyuncular John Marley, Gena Rowlands, Lynn Carlin
Ecem Şen
Amerikan bağımsız sinemasının önemli örneklerinden birinin sizi çıkaracağı yolda, sisteme dair birçok sorgulama yapmak ve içinde yaşadığımız toplumun her bir bireyinin takındığı sahte yüzlere biraz daha yakından bakmak istiyorsanız John Cassavetes’in Face

Faces

Roman Polanski’nin başyapıtlarından olan Rosemary’s Baby filminde gözleri üzerine çevirebilecek derecede başarılı bir oyunculuk sergileyen oyuncu/yönetmen/senarist John Cassavetes’in; Hollywood’un bayağılığından bunalan izleyiciye yeni bir soluk getirdiği bağımsız filmlerinden biri olan Faces, yönetmenin de en başarılı filmlerinden biri olarak değerlendirilebilir. Amerikan Bağımsız Sineması için oldukça önemli yapıtlar ortaya koymuş olan ve yönetmenlerin yönetmeni söylemiyle de bir ikon haline gelmiş Cassavetes’in günümüzde severek izlediğimiz birçok genç yönetmenin üzerinde de etkiler bıraktığını söylemek mümkün.

Yönetmenin Faces adlı filminin analizine başlamadan önce konusuna değinmek gerekirse, orta yaşlı bir grup insanın sistem içinde kayboluşu olarak özetlenebilir. Richard (John Marley) ve Maria (Lynn Carlin) uzun süredir evli bir çifttir ancak evliliklerinde yolunda gitmeyen bazı durumlar vardır. Bu evliliğin sekteye uğradığına dair ilk itiraf Richard’dan gelir ve sabah uyandığı gibi karısına boşanmak istediğini söyler. Bu istek karşısında sessiz kalan Maria’nın duygularını dışavurumu ilerleyen sahnelerde bir başka genç erkeğin kollarında gerçekleşecektir. Richard’ın daha önceden tanıştığı bir seks işçisi olan Jeannie’ye Maria’nın yanında telefon etmesinin ardından ikili bir buluşma ayarlar. Maria’nın bir başka erkekle, Richard’ın da bir başka kadınla geçirdiği zamanın ardından karı koca yeniden karşı karşıya gelir.

Film İçinde Film ya da Salt Gerçeklik Vurgusu

Richard’ın iş yerine gelmesiyle burada bir film gösteriminin yapılacağını anladığımız açılışın ardından, Richard ve orada filmi sunmak üzere bulunan grup, hep birlikte bir film izlemeye başlarlar: Faces. İkinci filmin başlamasıyla ana karakterimiz yeniden Richard olur ve onun bir bardan arkadaşı Freddie ve Jeannie ile ilişkisine tanık oluruz. Richard’ın yanında çalışanlara karşı sergilemekten çekinmediği yerici tutum ve üsttenci tavırların ardından izlenen filmle Richard’ın hayatına dair gerçeklerin yine Richard’ın yüzüne vurulması, bu noktada izleyiciye yöneltilen bir mesaj niteliği de taşımaktadır. Bu mesaj, izleyiciyi Richard’ın yerine konumlandırır. İzleyicinin kurgu olarak izlediği bu görüntüler aslında onun hayatına dair salt bir gerçeklik vurgusu taşır.

Orta sınıfa ait, orta yaşlı, heteroseksüel, beyaz Amerikan erkeği temsili olan Richard’ın film boyunca etrafındaki herkesi, özellikle de kadınları aşağılaması, aslında onun bu bizzat sahip olduğu hakim statüsünden ileri gelmektedir. Yediği yemeği, yapılan espriyi ya da kadınların görünüşünü beğenmeyen ve bunu her daim eleştirebilecek güce sahip olan Richard karakterinin kendi hareketlerine dair herhangi bir sorgulamada bulunduğuna ilişkin bir belirti göze çarpmaz. Tabi ki bir insanın “normal” olarak kendini kabul ettiği bir dünyada diğer tüm farklılıklar aşağılanabilir olacaktır. Ayrı bir başlıkta değineceğim kadın temsillerinin yanı sıra filme dair belirtilmesi gereken bir diğer unsur ise Richard’ın entelektüellik vurgularıdır, ancak bu vurgular daha çok yönetmen Cassavetes tarafından mesaj verme amaçlı karakterlere söyletilir gibidir. Richard içkiliyken gerçekleştirdikleri eylemlerin bir entelektüelin tavırlarına uymadığını söyler. Bu noktada entelektüel nedir ve nasıl davranmalıdır soruları ve bu soruların günümüzde birçok insanda doğurduğu kalıplaşmış düşünceler gündeme gelecektir. Nitekim bir entelektüele yakışmayan hareketler tanımlaması tam da bu kalıplaşmış düşüncelerin bir temsili gibidir. Entelektüelin ne olduğu konusuna kısaca değinmek gerekirse Edward Said’den referanslarda bulunmak yerinde olacaktır. Said bu konuda iki ünlü düşünür Benda ve Gramsci’nin düşüncelerini karşılaştırır. Gramsci “Hapishane Defterleri” adlı kitabında bütün insanların entelektüel olduğunu ancak herkesin entelektüel işlevi görmediğini söyler. Benda ise kısaca “benim krallığım bu dünyanın krallığı değil’ diyen kişiler entelektüeldir” der. Edward Said’in de bu noktada Benda’ya yakın durduğunu söylemek mümkün. Cassavetes’in ise entelektüelliğe dair bazı durumları eleştirdiği bir gerçek. Ancak bu eleştirinin direkt olarak entelektüellere yöneltildiğini söylemek yanlış olacaktır bu eleştiri daha çok Türkçede kabaca çakma entelektüel olarak tanımlanan “entel” kelimesinin karşılığına yöneltilmiş gibidir.

Kahkaha ve Öksürük

Film boyunca izleyiciyi rahatsız edecek ve filmden koparacak unsurlar mevcut, tabi ki bu Yeni Dalga’da da görüldüğü gibi yönetmenin bilinçli bir tercihi. Mütemadiyen kullanılan aktüel bir kamera her ne kadar kurulan mizansenin içinde bizzat bulunma hissi yaratsa da bir o kadar da izleyicinin dikkatini toplamasını zorlaştıran etkenlerden. Bunun yanı sıra, filmde bazı seslerin kullanılmaması da izleyiciyi yabancılaştırabiliyor ancak bunların hiçbiri filmde duyacağınız kahkahalar kadar rahatsız edici olmayacaktır. Türkiye’de de bir döneme damgasını vuran soğuk Amerikan esprilerine ya da olabilecek her şeye durmaksızın gülen erkek karakterler film boyunca izleyicinin sabrını zorlayacak kadar yoğun. Tabii ki bu kahkahalar filme ismini de veren durumun en net eleştirilerinden biri. Yüzler… Yapmacık yüzler, bir ortamda delicesine eğleniyormuş gibi davranan orta sınıf ve ne dediğini hatta ne dinlediğini dahi bilmeyen insanlar… Bu gülen yüzler aslında mekanikliğin, çürümüşlüğün bir başka yansıması. Film, döneminin Amerikan hayat tarzına bir eleştiri olarak değerlendirilse de günümüzde kapitalizmin geldiği noktaya bakılarak yapılacak bir değerlendirmede bu çürümüş mekanikliğin her yere yayıldığını söylemek mümkün. Bu mekaniklik, Haneke’nin ünlü üçlemesinde belirttiği gibi “Duygusal Buzlanma” şeklinde yansıtılabildiği gibi Cassavetes’in sinemaya aktardığı şekilde ciddilikten kasıtlı olarak uzak durup yapışkan bir sosyalleşme çabasına da dönüşebilir. Ancak filmin sonunda Maria ve Richard’ın yakalandığı öksürük krizi, bu çürümüş mekanikliğin kendini dışa vurumu gibidir.

Maria ve Jeannie Üzerinden Kadın Temsilleri

Richard ve arkadaşı Fred’in iletişime geçtikleri her kadına yönelik durmaksızın gerçekleştirdikleri aşağılama ve kadınların bu aşağılamayı kabullenişi, Faces filminin altını çizdiği bir başka önemli konu. Richard’ın Jeannie’yi adeta reddedip karısına koşması ve ardından oldukça eğlenceli geçirdikleri akşam yemeğiyle birlikte çiftin çok mutlu bir evlilik yürüttüğü düşünülebilse de sabahında Richard’ın boşanmak istemesi, takınılan sahte yüzlerin bir başka yansıması olarak değerlendirilebilir. Bu isteğin ardından, arkadaşlarıyla eğlenmeye giden Maria, aslında sergilediği tavırlarla bu mekanikliğin ve sosyalleşme çabasının dışında kalan bir karakter gibidir. Nitekim filmin sonunda ayakta duramadığı sahneler bu sistemin içinde yer alamadığı yönünde okunabilir.

Jeannie bir seks işçisi olsa da, paraya yönelik yapılan muhabbetlerde kırılıp ağlaması ya da Richard tarafından uğradığı türlü hakaretler sonucu mutfakta tek başına gözyaşı dökmesiyle ve Richard’ı en ufak bir hareketiyle affetmesiyle tamamen sistemi içselleştirmiş bir kadın gibi görünmektedir. Richard’ın dakikalarca konuşup kahkahalarla güldüğü sahnelerin ardından iki kadına da “çok konuşuyorsun” uyarısında bulunabilmesi belki de filmin en yoğun ironi içeren sahnelerinden biri olarak değerlendirilebilir. Kadınların konuşmasına fırsat bırakılmayan eril bir dünyada erkeğin kendi sarf ettiği cümle sayısına bakmaksızın kadınlar hakkında yargılarda bulunabilmesi tabi ki yeni bir şey değil, ancak Cassavetes’in bu eleştirel yaklaşımı kadın temsilleri konusunda da filmi bir adım ileri taşıyor.

Sonuç olarak; Amerikan bağımsız sinemasının önemli örneklerinden birinin sizi çıkaracağı yolda, sisteme dair birçok sorgulama yapmak ve içinde yaşadığımız toplumun her bir bireyinin takındığı sahte yüzlere biraz daha yakından bakmak istiyorsanız John Cassavetes’in Faces filmini hemen izlemelisiniz.

Edward Said, Entelektüel : Sürgün, Marjinal, Yabancı ( Ayrıntı Yayınları, 2013)



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol