Bu yıl 15. kez düzenlenecek olan !f İstanbul 18 – 28 Şubat tarihleri arasında sinemaseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. “!f İstanbul birleştiriyor!” teması ile yol çıkan festival, ülkemizin en ihtiyaç duyduğu şeye, ayakta kalabilmemizin tek yoluna vurgu yaparak sanatla bilhassa sinemayla ufak bir teneffüse ihtiyaç duyan yorgun zihinlerimize, hafızalarımıza, kırık kalplerimize nefes olacak. 40 ülkeden 113 filme ev sahipliği yapacak olan !f İstanbul 2016’nın sımsıcacık tanıtım videosuna aşağıdan ulaşabilir, birbirinden başarılı 113 filmin arasından ne izleyeceğine karar veremeyen ve alternatif önerileri tercih eden izleyiciler için hazırladığımız seçkimize göz gezdirebilirsiniz.

!f İstanbul 2016’da Kaçırılmaması Gereken 27 Film!

1- The End of the Tour (Yolun Sonu)

the-end-of-the-tour-jason-segel-jesse-eisenberg-filmloverss

90’ların sonunda, iki siyah köpeği, duvarında Alanis posteri, Barney bebek havlusu ve Infinite Jest’in kopyalarıyla dolu mütevazı ama dağınık kulübesinde yaşayan bir David Foster Wallace düşünün. Infinite Jest’in şöhrete yeni kavuşmuş kült yazarı, evinin yakınındaki bir üniversitede öğretmenlik yapmakta ve fonda kışın yer aldığı okuma turunun son kısmındadır. Rolling Stone dergisi muhabiri David Lipsky hem Wallace’ı doğal ortamında ziyaret etmek hem de ona bu okuma turunun son beş gününde eşlik edip bir makale yazma niyetindedir. Otuzlu yaşlarında iki yazar. Biri diğeri gibi olmak istiyor, diğeri ise artık kim olduğundan pek de emin değil. Bundan sonrası ise çiğnenen tütünler, Amerikan yol kenarı restoranlarında içilen mega boy içecekler, ve büyük boy abur cuburlar eşliğinde kırılganlıklarımıza ve yalnızlıklarımıza dair muhabbetler. Bu arada tabii ki Wallace’ı en insani ve samimi yönleriyle tanıyoruz.

Neden İzlenmeli?: David Lipsky’nin anı kitabından uyarlanan ve pek çok festivalden ödüllerle dönen filmin yönetmeni The Spectacular Now (2013), Smashed (2012) gibi filmlere de imza atmış James Ponsoldt. Sadeliğiyle göz kamaştıran filmin başrollerini ise How I Met Your Mother dizisiyle gönülleri fetheden Jason Segel ve Amerikan filmlerinin genç yeteneği Jesse Eisenberg paylaşıyor.

2- Innocence of Memories (Masumiyet Müzesi)

innocence-of-memories-if-istanbul-2016-filmloverss

İstanbul’a gelen birçok ziyaretçi gibi yönetmen Grant Gee’nin de şehirle ilk tanışıklığı Orhan Pamuk’un edebiyatı üzerinden oldu. Bir süre sonra Masumiyet Müzesi’nin açılışından haberdar oldu. Müze, Pamuk’un aynı isimli kitabının 1970’lerde geçen aşk hikâyesine dair gerçek objelerin sergilendiği, kendisi de hikâyenin parçası olan bir mekân. !f izleyicilerinin W.G. Sebald hakkında yaptığı özel filmle hatırlayacağı Gee, yine belgesel ve kurmacanın sınırları arasında dolanırken baş karakterleri İstanbul şehri, Masumiyet Müzesi ve Orhan Pamuk olan bir hikâye örüyor. Romanla müze, yazarla şehir, gerçekle kurmaca arasındaki ilişkiler sorgulanırken röportaj, arşiv görüntüleri, müzik, animasyon ve seslendirme gibi farklı yollar kullanılıyor. Neredeyse tamamı gece çekilen film görmeye alışık olmadığımız bir İstanbul’da gezdiriyor bizi; gece çalışanlar, Boğaz’ın akıntısı, müzede sergilenenler arasında yolculuk ediyoruz.

Neden İzlenmeli?: Başarılı belgeselleriyle tanınan İngiliz yönetmen Grant Gee’nin gözünden İstanbul’u ve Masumiyet Müzesi’ni gerçek ve kurmacanın iç içe geçtiği bir hikâye sunan Innocence of Memories festivalin parlayan filmlerinden biri.

3- James White

cynthia-nixon-and-christopher-abbott-in-james-white-filmloverss

Filme adını veren James White’a bir gece kulübünde dans ederken rastlıyoruz ilk, kamera onun hareketlerini o kadar yakından takip ediyor ki, neredeyse derisinin altına geçip onun bedenini ele geçirmek ister gibi. Film, yirmili yaşlarında, babasını yeni kaybetmiş ve kendine zarar vermeye, ölümcül bir hastalıkla mücadele eden annesine yardım etmekten daha meyilli New Yorklu James White’ın etrafında geçiyor. Martha Marcy May Marlene’in yapımcısı Josh Mond’un ilk yönetmenlik denemesi James White göze ve duyulara hitap eden, hem hüzünlü hem de büyüleyici bir büyüme hikâyesine dönüşüyor.

Neden İzlenmeli?: Alışılmışın dışında bir büyüme hikâyesi sunan James White 2015’in en çok konuşulan filmleri arasında yer aldı. Sundance Film Festivali’nden ödülle dönen film Christopher Abbott ve Cynthia Nixon’ın muazzam oyunculuklarıyla da parlıyor.

4- Þrestir (Serçeler)

sparrows-serceler-if-istanbul-2016-filmloverss

Serçeler’in açılış sahnesinde ilk gördüğümüz şey filme ismini veren kuşlar değil, kilise korosunda şarkı söyleyen melek yüzlü, tiz sesli bir genç. Ari on altı yaşındadır, Reykjavik’te annesiyle yaşamaktadır. Bir gün aniden babası Gunnar’ın yanına, Westfjords’a gönderilir. Bundan sonrası babasıyla ilişkilerini yeniden gözden geçirmeleriyle, değişen manzara ve farklılaşan çevresi karşısında hissettiği yalnızlıkla ilgilidir. Bir önceki filmi Volkan’ın izinden giden Rúnar Rúnarsson, kırılgan ama bir o kadar da büyüleyici bir büyüme hikâyesiyle karşımızda. Rúnarsson’un önceki filmindeki sıcak gözlemci tavrı, arka planda nefis İzlanda manzarasının yer aldığı düşsel görüntülerle ve Sigur Rós’tan Kjartan Sveinsson’un hipnotik müzikleriyle destekleniyor.

Neden İzlenmeli?: İzlandalı yönetmen Rúnar Rúnarsson, 2004 yapımı kısa filmi Síðasti Bærinn ile 2006 yılında Oscar adayı, ilk uzun metrajı Volkan (2011, !f 2012) ile de Cannes’da Altın Kamera adayı oldu. Kuzeyin göz alıcı görüntüsüyle harmanladığı ikinci uzun metrajı Þrestir ile şiirsel bir anlatım sunuyor.

5- Tangerine

tangerine-if-istanbul-2016-filmloverss

Senaryosu, oyuncu seçimleri ve görsel tasarımıyla belki de şimdiye kadar çekilmiş en kendine özgü “Noel filmi”. Yirmi sekiz gün hapis yattıktan sonra dışarı çıkan trans seks işçisi Sin-Dee Rella, erkek arkadaşı Chester’ın onu “gerçek” bir kadınla aldattığını öğrenince çılgına döner ve Hollywood sokaklarında “cadı avı” başlar.

Neden İzlenmeli?: Duplass Kardeşlerin yapımcılığını üstlendiği ve Sean Baker’ın üç iPhone 5s kullanarak çektiği Tangerine, bu bağlamda yılın en dikkat çekici filmlerinden biri.

6- Aaaaaaaah!

aaaaaaaah-lucy-honigman-steve-oram-if-istanbul-2016-filmloverss

Acaba insanlar da maymunlar gibi davransaydı nasıl olurdu diye sorduğunuz oldu mu hiç? İngiliz aktör ve senarist Steve Oram bu konuya kafayı takmış olacak ki, cevabını almak için bir film çekmiş. Ve işte karşınızda gerçeküstücü bir komedi korku filmi! Soru her ne kadar kulağa çok yaratıcı ve orijinal gelmese de cevabı sarsıcı ve benzersiz. Her şeyin günümüzdeki gibi seyrettiği bu dünyada farklı olan tek şey, insanların kelimelerle değil de homurtu, bağırma ve çığlık atma gibi daha ilkel yöntemlerle iletişim kurması. Filmin çok karmaşık olmayan senaryosu, iki yabancının çıkagelmesiyle düzeni bozulan bir aileyi konu alıyor.

Neden İzlenmeli?: It’s All Gone Pete Tong (2004) ve The World’s End (2013) gibi filmlerde rol alan ve Ben Wheatley’nin Sightseers (2012) filminin senaristliğini üstlenen Steve Oram’ın ilk uzun metrajlı filmi olma özelliği taşıyan Aaaaaaaah! dikkat çekici konusunu dikkat çekici bir anlatımla izleyicisine sunuyor.

7- Veşartî (Gizli)

ali-kemal-cinar-vesarti-gizli-if-istanbul-2016-filmloverss

Ali Kemal ve Berfin kendi sakin hayatlarına devam ederek evlenmeyi bekleyen bir çift. Bir gece Ali Kemal’in bakkalına gelen bir kadının anlattıklarının ardından, kendilerini büyülü bir cinsiyet kaymasını beklerken buluyorlar. Bu değişimi kabul edip edemeyeceklerini anlamaya çalışırken Türkiye’de ve Kürt toplumundaki geleneklerde, aile düzeninde, ülke politikasında kadının yeri ve ondan beklenenler tüm somutluklarıyla çevrelerinde. Karakterleri konuşurken duyduğumuz ama göremediğimiz Gizli , Mem û Zîn’in ‘cross dressing’ açılışına, Mem’in kadın kıyafetleri içinde, erkek kıyafetleri giymiş Zîn’i gördüğü ana selam veriyor sürekli.

Neden İzlenmeli?: İlk uzun metrajı Kurte Film’i (Kısa Film) !f 2014’te gösterilen yönetmen Ali Kemal Çınar ikinci uzun metraji Veşartî ile kendine özgü sinemasını oluşturarak yoluna devam ediyor. Bu yılki festivalin yarışmacıları arasında öne çıkan filmlerden biri olan Veşartî, coğrafyanın tabuları içerisinde ilerleyen hikâyesiyle kaçırılmaması gereken bir seyir sunuyor.

8- Ma dar Behesht (Cennet)

ma-dar-behesht-sina-ataeian-dena-if-istanbul-2016-filmloverss

Cennet, İran’da öğretmenlik yapan yirmi beş yaşındaki Hanieh’nin hikâyesini anlatıyor. Hanieh, bir yıl önce beklenmedik bir şekilde anne ve babasını kaybetmiştir ve hamile ablasıyla birlikte yaşamaktadır. Bu trajedinin yanında aslında daha da ciddi bir sorunu vardır: Çevresindeki diğer kadınların aksine Hanieh, baskıcı rejimin kurallarına boyun eğmemekte direttiği ve ondan beklenen role uygun davranmadığı için birtakım zorluklar yaşamaktadır. Tıpkı bir uyurgezer gibi, herhangi bir duygu zerreciği dahi dışa vurmadan günlük hayatını sürdürmektedir. Kayıtsız, depresif bir tavır ve ifadesiz bir yüz belki de içinde kopan fırtınayı gizlemek için başvurduğu bir korunma yoludur. Bu pasif direnişe daha ne kadar devam edebileceği ise belirsizdir.

Neden İzlenmeli?: İlk kısa animasyon filmi Especially Music ile 2009’da Tahran Kısa Film Festivali’nde En İyi Film ödülünü alan genç yönetmen Sina Ataeian Dena, Tahran sokaklarında izinsiz çektiği ilk uzun metrajı Ma dar Behesht’te İran’da kadın olmak kavramını samimi bir dille beyazperdeye aktarıyor.

9- Bağlar

baglar-melis-birder-berke-bas-if-2016-filmloverss

Yıllardır bu ülkede yaşanan kaosun kalbindeki bir ilçe Bağlar. Bağlar basketbol takımıyla üç sezon geçiriyoruz. Koçları 37 yaşındaki Gökhan Yıldırım, takımın kurulmasına, bölgenin en başarılı takımı haline gelmesine, Diyarbakır’ın karanlığın ve korkunun kol gezebildiği sokaklarında geçici sevinçlere ve tabii bu çocukların hayatlarında yürüyebilecekleri başka yolları hayal edebilmelerine ön ayak olmuş. Ülke finalleri umuduyla yapılan antrenmanların, otobüs yolculuklarının, maçların, soyunma odasındaki maç öncesi konuşmaların içindeyiz. Bu ‘Doğulu’ çocukların kendileriyle, koçlarıyla, kentleriyle, sokaklarıyla ve devletle bağlarını anlamaya çalışıyoruz; hem çok güçlüler hem de çok kırılgan. Roboski’den sonra ilk maçlarını kaybetmelerine hiç şaşırmıyoruz. Onlarla birlikte, öfkenin, korkunun ve hayatın içine işlemiş hayal kırıklıklarının yanında umut da olsun, hayat yeniden başlasın istiyoruz.

Neden İzlenmeli?: Onuncu Gezegen (2004) ve Ziyaretçiler (2009) adlı yapımlarıyla yurt içi ve yurt dışında çeşitli ödüller kazanan Melis Birder ile Transit (2004), Bu Ne Güzel Demokrasi! (2008), Beton Park (2009) ve Nahide’nin Türküsü (2009) gibi belgesellere imza atan Berke Baş’ın birlikte yönettiği Bağlar; Diyarbakır’ın Bağlar ilçesinde, kaosla iç içe bir bölgede umudun hâlâ var olduğuna inanmamızı istediği için, karanlığın ortasında hâlâ nefes aldığınızı hissedebilmeniz için festivalin kaçırılmaması gereken filmlerinden biri.

10- The Russian Woodpecker (Rus Ağaçkakanı)

the-russian-woodpecker-filmloverss

Ukraynalı sanatçı Fedor Aleksandroviç dağınık saçları, kocaman gözleri, aklından geçeni fütursuzca söylemesiyle Dostoyevski romanlarından fırlama bir karakter gibi. Çernobil patlaması, o sırada sadece dört yaşında olmasına rağmen, Fedor’un tüm hayatını etkilemiştir. Kemiklerinde dahi radyasyon taşımaktadır. Patlamanın perde arkasını araştırmaya karar veren Fedor’un ilgisi, Çernobil alanına yakın bir arazide Sovyetler tarafından inşa edilen dev radyo antenine takılır. Duga adı verilen bu antenin Soğuk Savaş sırasında yapılan yüksek maliyetli, gizli bir silah olduğunu öğrenir. Amaç Batı’daki iletişim sistemlerine ve belki de insanların zihinlerine sızabilmektir. Bu antenin gerçek işlevi hakkında bilgi edindikçe Fedor, Duga’nın Çernobil’le bağlantısını açıklayan korkunç bir gerçeğe daha ulaşır. Öğrendikleri, Rusların komşu ülkeye karşı uyguladıkları şiddete yeni bir boyut getirir. Bu sırada günümüz Ukrayna’sında bu tarihi çekişmenin yeni bir perdesi yaşanmaktadır –Kiev sokakları demokrasi ve Avrupa yanlısı göstericilerle Rusya’ya yakınlaşan hükümet arasındaki çatışmayla doludur. Tehdit edilen Fedor’u öğrendiklerini ifşa edip etmeme konusunda zor bir karar beklemektedir.

Neden İzlenmeli?: Chad Gracia’nın ilk filmi olan İngiliz yapımı The Russian Woodpecker, kişisel bir anlatımın yanı sıra tarihsel gerçekliklerden beslenen hikâyesiyle samimi bir mücadele filmi. Aynı zamanda film, 2015 yılında Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödülünün sahibi oldu.

11- Liza, a Rókatündér (Tilki Perisi Liza)

liza-the-fox-fairy-if-istanbul-2016-filmloverss

Liza, güzel, naif ve çok yalnız bir hemşiredir. Yatılı olarak çalıştığı evde, bir süredir kendisine arkadaşlık eden Japon bir şarkıcının hayaliyle mutlu olmaktadır. Sürekli okuduğu ucuz bir Japon romanının etkisiyle hayatının aşkını beklemektedir. Fakat bir anda etrafında onu seven ya da sevebilecek olan herkes birer birer ölmeye başlar. Bu gizemli ölümler emniyetin dikkatini çeker ve olayların iç yüzünü öğrenmek için bir polis, Liza’nın evine kiracı olarak taşınır. Bir gün Liza, bir peri masalına denk gelir ve kendisinin bir ‘Tilki Perisi’ olduğuna inanmaya başlar; ona âşık olan her adama istemeden ölüm getiren, Japon mitolojisinden bir figür. Peki bu laneti bozabilecek midir?

Neden İzlenmeli?: Dolu dolu ve başarılı bir kariyerin ardından çektiği ilk uzun metrajıyla karşımıza çıkan Macar yönetmen Károly Ujj-Mészáros, büyüleyici  ve sıra dışı bir masalla yılın merakla beklenen filmlerinden birine imza atıyor.

12- Mænd Og Høns (İnsanlar ve Tavuklar)

men-and-chicken-if-istanbul-2016-filmloverss

İnsanlar ve Tavuklar, kült yönetmen Anders Thomas Jensen’in yeni tuhaflığı! Filmin ilk yarısı Gabriel ve Elias adındaki birbirinden tuhaf kardeşleri tanımamızla başlar. Gabriel (Mads Mikkelsen) hayattan bıkmış bir üniversite profesörü, Elias ise bütün ilgi alanı gereksiz bilgiler ve kadınlar olan kardeşi. Olaylar, babalarının ölümü üzerine bıraktığı bir video kasedi izlemeleri ve gerçek babalarının başka birisi olduğunu öğrenmeleriyle ilginçleşir. Biyolojik babalarını bulmak üzere çıktıkları yolculuk, yavaş yavaş onlardan daha da tuhaf olan yeni kardeşleriyle tanışmamızla ve onların daha da tuhaf dünyasının içine girmemizle devam eder.

Neden İzlenmeli?: Danimarkalı yönetmen Anders Thomas Jensen’ın 2005 yapımı Adams Æbler’ın ardından yönettiği ilk filmi olan Mænd Og Høns, yönetmenin sıra dışı tarzına aşina olanların mutlaka görmesi gereken filmlerden biri. Yeni kara komedisinde de absürtlüğünden hiçbir şey kaybetmeyen yönetmen bir kez daha favori oyuncusu Mads Mikkelsen ile çalışıyor.

13- Queen of Earth (Yeryüzünün Kraliçesi)

Queen-of-Earth-Elisabeth-Moss-Alex-Ross-Perry-Filmloverss

Babasının ölümü sonrası sevgilisinden ayrılmış olan Catherine kendisini bir anda hayatının karanlık bir noktasında buluverir. Bunalımın kıyısında sürüklenirken, çocukluk arkadaşı Virginia’nın göl kenarındaki kulübesine birlikte bir kaçamak yapma teklifi çekici gelir. Ancak, geçmişin ağırlığı, başka hayaletler ve Virginia’nın orada düşen enerjisi, bu tatilin amacından uzaklaşmasına neden olur çabucak. Yalnız kalan Catherine yavaş yavaş depresyonun ve deliliğin dünyasına tekrar çekilmeye başlar. Amerikan bağımsız sinemasının son yıllardaki en dikkat çekici yönetmenlerinden Alex Ross Perry, Elizabeth Moss’la ve uzun süredir birlikte çalıştığı görüntü yönetmeni Sean Price Williams’la tekrar bir araya geliyor.

Neden İzlenmeli?: The Color Wheel (2011), Listen Up Philip (2014) gibi filmleriyle tanıdığımız  yönetmen Alex Ross Perry, son filmi Queen of Earth ile yılın en çok konuşulan ve en rahatsız edici filmine imza atıyor. Gerek atmosferi gerekse hikâyesiyle büyüleyici bir seyir sunan Queen of Earth gözlerden kaçmaması gereken bir yapım.

14- Speed Sisters (Hızın Kızları)

speed-sisters-if-istanbul-2016-filmloverss

Orta Doğu’nun ilk kadın araba yarışçısı takımı olan Hız Kızkardeşleri her açıdan şaşırtıyor. Tellerle örülü işgal altındaki Batı Şeria’da normal araba parçalarından devşirerek ürettikleri yarış arabalarıyla hem işgale hem de kadınları yarış şoförü olarak görmeye alışkın olmayan muhafazakar topluma meydan okuyorlar. Bol espri, adrenalin ve cesaretle yol yapan kadınlar ailelerinden ve toplumdan gelen baskıya ve ekonomik sıkıntılara rağmen tutkularının peşinden giderek ün yapıyor. Ancak baskılar zamanla takımın geleceğini de tehdit etmeye başlıyor.

Neden İzlenmeli?: Lübnan asıllı Kanadalı yönetmen Amber Fares’in ilk uzun metrajı olan Speed Sisters, aşina olduğumuz hikâyeyi, bambaşka bir perspektiften izlememizi sağlıyor. Bir grup kadının Ortadoğu’nun kadınlara koyduğu sınırlara rağmen tutkunu oldukları bir şeyin peşinden gitmelerini ve inanılmaz mücadelelerini gözler önüne seriyor.

15- The Bunker (Sığınak)

der-bunker-if-istanbul-2016-filmloverss

Amerikan başkanı olmasını hayal ettikleri sekiz yaşındaki oğullarını okula göndermeyen Alman anne-baba, evde eğitim konusunda yaşadıkları sorunları aşmak amacıyla, bir süreliğine kiracıları olan fizik öğrencisinin yardımına başvururlar. İsmini bilmediğimiz öğrenci, inzivaya çekilip çalışmalarına odaklanmak amacıyla geldiği ormanın derinliklerindeki bu yeraltı evinde, oldukça garip ve ürkütücü olaylara şahit olur. Ancak nedense bu gerçeküstü ortamdan kaçmaya yeltenmez, aksine aşırı disiplin ve baskıya maruz kalan küçük Klaus’a yardım etmek ister. Fakat işler giderek daha da karışır. Komedi ve gerilim arasında ince bir çizgide gidip gelen Sığınak, tuhaflıkları aklın sınırlarını zorlayan bir aileyle tanıştırıyor bizi. Nikias Chryssos’un eğitimle ilgili derin bir hiciv taşıyan bu ilk uzun metrajlı filmini farklı biçimlerde yorumlamak mümkün.

Neden İzlenmeli?: Kısa filmleri Berlinale dahil birçok festivalde gösterildi ve birçoğundan ödüllerle dönen Alman yönetmen Nikias Chryssos, ilk uzun metrajı Sığınak (2015) ile son derece tuhaf bir aile öyküsüne imza atıyor. Gerilimi yüksek tutan film festivalin en ilgi çekici filmlerinden.

16- Iris

iris-albert-if-istanbul-2016-filmloverss

Dışarı çıkarken ne giyeceğinize karar vermek için harcadığınız zamana acıyor musunuz? Belki de tadını çıkarmalısınız… Her gün giyeceği kıyafeti ve aksesuarlarını seçerken sürdürdüğü doğaçlama ritüelini caz müziğe benzeten Iris Apfel ile tanışın. Yarım asırdır New York’un en renkli moda ikonu olarak adından söz ettiren 94 yaşındaki Iris ile sokakta karşılaşırsanız dönüp tekrar bakmaktan hatta durup onu bir tablo izler gibi seyretmekten kendinizi alamayabilirsiniz. Giydiklerimizin iç dünyamızın dışarı yansıması olduğuna inanan ve hata yapmanın önemli olmadığını, güzel olanın denemek ve yanılmak olduğunu söyleyen Iris’e göre herkesin giydiklerini giymezseniz herkes gibi düşünmek zorunda kalmazsınız. Ne büyük özgürlük! Geçtiğimiz yıl aramızdan ayrılan usta belgeselci Albert Maysles, gitmeden önce iyi ki kamerasıyla Iris’in peşine düşmüş. Iris’ten öğrenecek çok şeyimiz var.

Neden İzlenmeli?: Geçtiğimiz yıl hayata veda eden efsanevi belgesel yönetmeni Albert Maysles, gözlerinizi alamayacağınız moda ikonu Iris Apfel’i beyazperdeye taşıdığı belgeseli ile unutulmaz bir yapıma imza atıyor.

17- Listen to Me Marlon (Dinle Beni Marlon)

listen-to-me-marlon-if-istanbul-2016-filmloverss

Coolluğun kitabını yazmış olan Marlon Brando’nun daha önce hiç gün yüzüne çıkmamış yüzlerce saatlik kişisel ses kayıtları ilk defa bu belgeselde ortaya çıkıyor. Stevan Riley’nin bu büyüleyici arşiv filmi, senenin en nadide belgesellerinden biri. Dinle Beni Marlon, Brando’nun kariyerinin çeşitli dönemlerindeki karmaşık ruh hallerine bakış atmakla yetinmiyor, onu en insani yönleriyle, güvensizlikleriyle, ilişkilerinde yaşadıklarıyla anlatıyor. Böylece şiirsel bir Brando tablosuyla karşılaşmanın yanı sıra, onun yaratma sürecinin ve kendine bakışının da bir parçası oluyoruz. Adeta bir hipnoz seansı gibi ilerleyen film Max Richter’in müzikleri ve arşiv görüntüleriyle Brando’nun alışık olmadığımız, daha önce hiç görmediğimiz bir portresini çiziyor.

Neden İzlenmeli?:  Blue Blood (2006), Fire in Babylon (2010), Everything or Nothing (2012) filmleriyle tanıdığımız yönetmen Stevan Riley, usta oyuncu Marlon Brando’nun muazzam bir portresini çizdiği Listen to Me Marlon ile yılın öne çıkan yapımlarından birine imza atıyor. Sundance 2015’te Büyük Jüri Ödülüne de aday olan film mutlaka görülmesi gereken yapımlardan biri.

18- Theory of Obscurity: A Film about the Residents (Belirsizlik Teorisi: The Residents Hakkında Bir Film)

theory-of-obscurity-a-film-about-the-residents-if-istanbul-2016-filmloverss

Belirsizlik Teorisi: The Resident Hakkında Bir Film, gizemli performanslarıyla dikkat çekse de fazla tanınmayan, tuhaf mı tuhaf müzik grubu The Residents’ın hikâyesini anlatıyor. Kırk yıla yayılan bu hikâye büyük bir gizem barındırıyor. Zira grupla ilgili pek çok detay bilinmiyor; buna üyelerinin kimlikleri de dahil. Üyeleri performansları sırasında her zaman kostüm giyip maske takan grubun gecikmiş denebilecek belgeseli de grubun kendisi kadar ilginç. Grubun menajerliğini yürüten Cryptic Corporation’la yapılan röportajlar, acayip performansların arşiv görüntüleri ve yılmaz takipçilerin konuşmaları eşliğinde bir yolculuğa çıkıyoruz.

Neden İzlenmeli?: Amerikalı grup The Residents’ın neredeyse hiç bilinmeyen hikâyesini mercek altına alan bu belgesel !f Music’in en dikkat çekici yapımlarından biri. Çok özel röportajlar ve dokümanlarla ilerleyen belgeselin yönetmenliğini ve senaristliğini üstlenen isim ise Don Hardy.

19- Ceset

ceset-if-istanbul-2016-filmloverss

İhsan bir hastanede hademe olarak çalışıyor. Sessiz, silik, içine kapalı bir tip. Ne sürekli her hareketini izleyen ve karışan ev sahibine, ne ayak işlerine koşturmasına rağmen ona teşekkür bile etmeyen hemşirelerle doktorlara sesini yükseltmiyor. İçten içe kızgınlığı birikirken dışarıdan hep aynı garip, yabani, zayıf halde. Hayat sıkıcı bir normallikte akıyor. Hastanede ayak işlerini bitirince eve dönüyor, mahallede alışverişini yapıyor, ona laf atan kahvedekilere takılmadan eve gidiyor, alt katında yaşayan ev sahibinin dediklerine tamam deyip yemek programları izleyerek akşam yemeğini yiyor. Herkesin kendi sırları olduğu gibi onun da kendi sırları var. Doktor, karısını aldatıyor, hemşire uyuşturucu kullanıyor, İhsan cesetlerle tuhaf şeyler yapıyor.

Neden İzlenmeli?: Katil Kim? (2004) ve Gümüş Kaşıklar (2006) adlı iki kısa filmin yönetmeni Pınar Sinan, Ceset ile ilk uzun metrajına imza atıyor. Kırılmış insanların bu tuhaf dünyadaki tuhaf arayışlarını konu olan film, festivalin görülmesi gereken filmlerinden biri.

20- No Home Movie

no-home-movie-if-istanbul-2016-filmloverss

“Bu film her şeyden önce artık bizimle olmayan annem hakkında. 1938 yılında Polonya’daki şiddetten ve pogromlardan kaçıp Belçika’ya gelen bu kadını sadece evinin içinde görebiliyoruz, Brüksel’deki bir apartman dairesinde. Ama film, aynı zamanda annemin görmediği, evin dışında kalmış keşmekeş içindeki dünyayı da konu ediniyor.” Geçtiğimiz Ekim ayında kaybettiğimiz Chantal Akerman’ın annesi hakkında insanın içine işleyecek derecede samimi olan bu filmi sadece kişisel yaralarla ve onları çevreleyen şeylerle ilgili değil. Aynı zamanda mekanın ve zamanın ruhunu en iyi yakalayabilen sinemacılardan birisinin, belki de en iyisinin, bize dünyaya bakmanın farklı biçimlerini keşfetme imkanı veren son armağanı.

Neden İzlenmeli?: Geçtiğimiz Ekim ayında kaybettiğimiz Belçikalı yönetmen ve sanatçı Chantal Akerman’ın son filmi olan No Home Movie, !f İstanbul’un en kıymetli filmlerinden biri.

21- The Sky Trembles and the Earth Is Afraid and the Two Eyes Are Not Brothers (Gök Gürülder, Dünya Korkmuştur ve İki Göz Birbirinin Kardeşi Değildir)

the-sky-trembles-and-the-earth-is-afraid-and-the-two-eyes-are-not-brothers-if-istanbul-2016-filmloverss

!f’in en sevdiği yönetmenlerden olan Ben Rivers bizi Fas’ın muazzam güzellikte manzarasıyla buluşturuyor önce. Sonra Atlas Dağları’nın inişli çıkışlı yüzeyine ve oradan da çölün tuhaf ve ıssız uçsuz bucaksızlığının sarmaladığı bir alanda dolaştırıyor. Burada kumların arasındaki sanrılı gerçeklik bir anda film içindeki bir film ekibiyle karşılaştırıyor bizi ve arka planda deliliğin, vahşetin ve kötülüğün yer aldığı bir masalın içine çekiyor. Paul Bowles’un bir hikâyesindeki bir cümleden yolan çıkan Rivers, kendi estetiğini biraz daha ileri götürürken, giderek dijitalleşen sinema dünyasında, analog sinemanın olanaklarını kullanıyor ve filmini nesneler hakkında metafizik bir denemeye dönüştürüyor. Belgesel, fantezi ve masalsılık arasında mekik dokuyan Gök Gürülder, Dünya Korkmuştur ve İki Göz Birbirinin Kardeşi Değildir epik bir labirenti andırıyor.

Neden İzlenmeli?: !f’in geçtiğimiz yıllarda da programında yer verdiği belgesel yönetmeni Ben Rivers’ın yeni belgeseli adı gibi şiirsel, masalsı bir seyir vadediyor.

22- Loev (Akş)

loev-if-istanbul-2016-filmloverss

Hindistan’da birlikte çıktıkları kısa tatilde, Mumbai’li müzisyen Sahil ve New York’ta yaşayan işkolik bankacı Jay arasındaki ilişki dostluk, sevgi, romantizm ve cinsel arzu arasında gidip gelir. Eşcinsel ilişkiyi kanunen yasaklayan Hindistan’da geçen Akş, odağına gey ilişkileri değil daha büyük ve karmaşık bir resim olarak insan ilişkilerini alırken, söylenenler ve yapılanlar kadar söylenmeyen ve yapılmayan şeylere de bakıyor. İnsan arzularını ve endişelerini incelerken, ataerkil sistemi ve güç ilişkilerini de iki erkek karakter arasındaki dinamik üzerinden gözlemliyor. Akş, klişelerden uzak, etkileyici ve sarsıcı bir ilk film!

Neden İzlenmeli?: Birçok televizyon projesinde çalışmış olan Sudhanshu Saria’nın ilk uzun metrajı olan Loev, etkileyici hikâyesi ve gözlemleriyle festivalin kaçırılmaması gereken filmlerinden biri.

23- Mów mi Marianna (Bana Marianna De)

call-me-marianna-if-istanbul-2016-filmloverss

Marianna cinsiyet değişimi sürecinde. Göğüs ameliyatını olmuş, genital ameliyatı ve adem elmasının alınmasını sabırsızlıkla bekliyor. Bir taraftan mahkemede, ailesinin bu değişimi kabul etmemesiyle uğraşıyor. Neredeyse mahcup bir biçimde, kendisini anladığından çok onları anlamaya çalışıyor. Eski karısı onunla telefonda konuşmayı kabul etmiş, kızları onu da yapmıyor. Tamamen tek başına değişmeye çalışıyor. Bir taraftan da gelecekteki Marianna’yı izliyoruz. Yürüyemiyor, tekerlekli sandalyesiyle sahneye çıkıp hafif sağa çeken dudaklarıyla iki oyuncuya kendi hikâyesini nasıl oynayacaklarını anlatıyor. Bana Marianna De, kendisi olmayı hayatındaki herkesten çok isteyen bir kadının hikâyesi.

Neden İzlenmeli?: Polonyalı yönetmen Karolina Bielawska’nın ilk uzun metrajı olan Mów mi Marianna, sade ve sakin anlatımıyla başarılı bir kadın hikâyesini aktarıyor beyazperdeye.

24- Nasty Baby (Yaramaz Bebek)

nasty-baby-if-istanbul-2016-filmloverss

Polly artık bir bebeği olsun istiyor ama bir sevgilisi yok. Erkek arkadaşı Mo’yla yaşayan en yakın arkadaşı Freddy onunla bir bebek yapmaya hazır, hatta kendisinden minik bir tane daha olması fikri o kadar hoşuna gidiyor ki, bir sonraki enstalasyonunu bu konuda hazırlamaya başladı bile. Freddy’nin sperm sayısı çok düşük çıkınca, sıra Mo’ya geliyor ve o da kısa bir tereddütten sonra Polly’ye spermini vermeyi kabul ediyor. Brooklyn’de tatlı yaşam böyle bir şey işte, açıkgörüşlü, kendileri gibi yaşayabilmelerine alan açan bir mahallede keyifle, sevgi dolu yaşayıp gidiyorlar. Ama hemen öyle rahatlamayın. Yaramaz Bebek, Polly ve Freddy’nin mahallede yaşayan tuhaf ama zararsız Bishop’la aralarında geçen tatsız olaydan sonra bizi ters köşeye yatırıyor. Mutenalaşmayı ya da konforlu hayatların altında yatan gizli şiddet biçimlerini gözümüze sokarak anlatmıyor ama sanki filmin son sahnesi aslında bu konuda hepimizin içten içe bildiği şeyi usulca hatırlatıyor.

Neden İzlenmeli?: !f 2010’da da izlediğimiz La Nana’nın Şilili yönetmeni Sebastián Silva’nın yazdığı, yönettiği ve hatta rol aldığı yeni filmi Nasty Baby ile konforlu bir yaşamın içerisinde beliren şiddet biçimlerini anlattığı hikâyesini beyazperdeye taşıyor.

25- Viva

viva-if-istanbul-2016-filmloverss

Havana’da küçücük odasında tek başına yaşayan Jesus, bir grup drag sanatçıya makyaj ve saç yaparak hayatını kazanır ve komşularının yardımlarıyla yaşamına devam eder. En büyük hayali sahnede drag performansıyla şarkı söylemektir. Büyük bir şans eseri sahneye çıkarak hayallerine kavuştuğu ilk gece, izleyicilerden birinin saldırısına uğrar. Jesus şaşkınlıkla yere yığılırken, göz göze geldiği saldırganın on beş senedir hapiste olan babası olduğunu fark eder. Yıllar sonra birlikte yaşamaya başlayan baba oğul, birbirlerinden beklentileriyle yaşadıkları gerçeklik arasındaki uçurumun bir kez daha farkına varırken, bir yandan da aşkı keşfederler. İrlandalı yönetmen Paddy Breathnach uzun süren bir araştırma süreci sonrası tamamladığı, Havana’nın kendine has havasında geçen bu içten hikâyeyi klişelerin tuzaklarına düşmeden anlatmayı başarıyor. Viva 2016’da İrlanda’yı Akademi Ödülleri’nde temsil etmek için aday gösterildi.

Neden İzlenmeli?: İrlanda’nın Yabancı Dilde En İyi Film dalında Oscar’a aday gösterdiği Viva’nın gerek ilgi çekici konusu gerekse Oscar macerası ile Gökkuşağı kategorisinin en merak edilen filmi olması muhtemel. Filmin yönetmenliğini Paddy Breathnach üstleniyor, senaryosu ise Mark O’Halloran imzalı.

26- Kedi

ceyda-torun-kedi-if-istanbul-2016-filmloverss

Mahallenin kedileri siz eve girdikten ve ortalıktan kaybolduktan sonra ne yapıyor sorusuna verilmiş 80 dakikalık bir cevap. Uyumadan önce ‘sadece bir tane’ diye açıp sabahlara kadar izlediğiniz kedi videolarından çok daha iyisi. İstanbul’un Galata, Cihangir, Feriköy, Kuzguncuk gibi merkezi semtlerinin tanınan kedileri kimin bacağına sürtünür, kimin tezgahında yatar, kimin penceresine tıklayıp mama ister, yavrularını nereye saklar, mahalleye yeni gelen sıska kediye nasıl ayar verilir? İnsanların ağzından karakterlendirilen; çeşit çeşit huylarından bahsedilen; ev, bahçe ve sokak tipi kedigillerden dokuz tanesi, tüm o insanları hiç .iklemeden takılmaya devam ederken bizi İstanbul’da dolaştırıyor.

Neden İzlenmeli?: Kedi ile ilk uzun metrajlı filmine imza atan Ceyda Torun, İstanbul’u kedilerin gözüyle beyazperdeye taşıyarak sıra dışı bir hikâye sunuyor seyircisine.

27- Yallah! Underground

yallah-underground-if-istanbul-2016-filmloverss

Ortadoğu’nun çeşitli ülkelerinde yükselen yeni bir kuşak var: şair, rapçi, sanatçı olan bu gençlerin miadı dolmuş gördükleri siyasi sistemler ve kültürel normlara karşı söyleyecek çok sözü var. Üstelik bunu sanatla yapıyorlar. 2009 ile 2013 arasında çekilen Yallah! Underground, büyük bir değişimden geçen bölgenin ilginç ve yetenekli yeni seslerini takip ediyor. Gençler işleri, hayalleri ve korkularını anlatıyorlar. Müzik yapıyorlar. Baskı, sansür ve hatta hapis cezasıyla mücadelelerine tanık oluyoruz. Özgün müzikleriyle bir yandan dans da ettiren film, anaakım medyanın Arap dünyasıyla ilgili çizdiği siyah-beyaz portrenin ötesine geçiyor ve çok sesli, çok renkli genç insanların baskılara boyun eğmeyen yaratıcılığını anlatıyor.

Neden İzlenmeli?: Festivalde Aşk ve Başka Bi’ Dünya kategorisinde yarışacak  filmin yönetmen Farid Eslam, Oliver Waldhauer ile birlikte 2014 yılında Gezi Hareketi’nde taraftar gruplarının rolünü konu alan İstanbul United adlı belgesele imza attı. Senaryosunu da kendisinin kaleme aldığı ikinci belgeseli Yallah! Underground ile coğrafyasının sanatını ön plana çıkarıyor. Film, sırf şu repliğiyle bile kaçırılmaması gereken filmlerden biri: “Siyasetçiler hayallerimizi çalıyor. Sanatçılarsa o hayalleri geri getirebilir.” 

Filmlerin özetleri !f İstanbul’un web sayfasından alınmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi