Ağustos ayının son günlerinde vizyona girecek olan The Conjuring’in gişe başarısı ne olur bilinmez ancak gösterildiği ülkelerdeki ilk izlenimlere bakacak olursak ülkemizde de korku filmi hayranlarını bir hayli korkutacak gibi duruyor. Uzun süredir iyi bir korku filmi izleyemediğimiz gerçeğini göz önüne alınca sinemalara akın etme zamanı geldi diye düşünüyorum.

Peki, yaz sezonun bitiminin ardından Filmekimi heyecanı da başlamadan Eylül ayında hangi filmleri izleme şansı bulacağız? Açıkçası bu konuda heyecanlanmamızı sağlayacak film sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor.

Ginger-Rosa-Filmloverss
Eylül’ün ilk haftası vizyona girecek filmler arasında 32. İstanbul Film Festivali’nde de seyretme şansı bulduğumuz Ginger & Rosa (Bir Hayalimiz Vardı) öne çıkıyor. Yönetmenliğini Sally Potter’ın yaptığı film 1960’lı yıllar Londrası’nda yaşayan iki genç kızın hikâyesini konu alıyor. Aynı zamanda Potter’ın filmografisinin en iyi filmi diyebileceğim Ginger & Rosa az sayıda kopyayla vizyon görecek olmasına rağmen sinefiller tarafından kaçırılmamalı diye düşünüyorum.

Daha önce vizyona girmesi beklenen ama sonrasında ertelenip Eylül’ün ilk haftasına çekilen R.I.P.D (Ölümsüz Polisler) her ne kadar büyük beklentiler içine girilmemesi gereken bir yapım olsa da aksiyon severlerin ilgisini çekmeyi başaracaktır. Yönetmenliğini Red ve Fightplan gibi filmleri de yöneten Robert Schwentke’nin yaptığı film adaletten kaçan ruhları yakalamakla görevlenen iki polisin etrafında gelişen komik olayları anlatıyor. Açıkçası çok bir beklentim olmadığı film, türü sevenler tarafından tercih edilebilir.

13 Eylül haftası sıra dışı bir komedi filmi olan This is The End haftanın öne çıkan yapımı olarak göze çarpıyor. James Franco, Jonah Hill, Seth Rogan, Emma Watson ve daha birçok yıldız ismin kendilerini canlandırdığı filmi özetlemek için fragmanını izlemek daha yararlı olacaktır.

[youtube video_id=”Yma-g4gTwlE” width=”600″ height=”350″]

Cinli, şeytanlı filmler ülkemizde çok tutuyor. Hasan Karacadağ başta olmak üzere bunun farkında olan yönetmen ve yapımcılar da bu tarz filmlere para yatırmaktan çekinmiyor. “Bugüne kadar izlediğiniz en korkunç film olacak!”, “13 Eylül’den sonra rahat uyuyamayacaksınız!” gibi iddialı sloganlarla vizyona girecek olan türün örneklerinden Şeytan-ı Racim cin çağırma sonrası işlerin umdukları gibi gitmeyen gençlerin serüvenine odaklanıyor. Her ne kadar ön yargıyla yaklaşılmaması gerekse de umutlu olmadığım aşikar. Yine de film hatırı sayılır seyirci tarafından seyredilecektir. Aynı hafta vizyona girecek The Purge (Arınma Gecesi)’nin korku filmi sevenler için alternatif olabileceği gibi komedi filmi seyretmek isteyip This is The End’i tercih etmeyenler ise Jennifer Aniston’un başrolde olduğu We’re The Millers’ı değerlendirebilirler. 

Bu kez mutlaka izlemelisiniz yerine, tam tersi gitmeyin diyebileceğim bir filmle karşı karşıyayız. Vizyon tarihi yaklaştıkça ertelenir mi bilmem ama Eylül’ün üçüncü haftası vizyona girmesi beklenen The ABCs of Death (Ölümün Alfabesi) hiçbir şekilde izlenebilirliği olmayan bir korku filmi. 32.İstanbul Film Festivali kapsamında izlediğim film birçok yönetmenin çektiği kısa filmlerden oluşuyor. 26 tane kısa filmin yer aldığı Ölümün Alfabesi’nde belki bir en fazla iki kısa film ilgimi çekmeyi başarmıştı. Kesinlikle tavsiye etmemekle beraber illa ki fantezi arıyorsanız izleyebilirsiniz diyorum.

Diana-FL

Gelelim aynı haftanın en merak edilen filmine. Tabii ki: Diana. Prenses Diana’nın hayatının anlatıldığı filmde ünlü prensese Naomi Watts hayat veriyor. Watts bu rolüyle Oscar’a aday olabilecek mi bilinmez ancak izleyip karar vermek için çok beklemeyeceğiz.

A Beautiful Mind’ın yönetmeni Ron Howard’ın son filmi Rush da 20 Eylül haftası vizyona giren filmlerden bir diğeri. Formula 1’in en popüler olduğu yıllarda geçen film iki Formula pilotunun arasındaki dramatik rekabeti konu alıyor. Açıkçası fragmanını izledikten sonra “iy bir iş olabilir” dediğim Rush, kamera arkasında Howard’ın olması sebebiyle merak ettiğim yapımların arasında yer alıyordu. Diana ile beraber haftanın gişe rakamı yüksek olacak filmleri arasında olması muhtemel.

Eylül ayının son haftası vizyona girecek filmlere göz attığımız da ise göze ilk olarak Cate Blanchett’in rol aldığı, Woody Allen’ın son filmi Blue Jasmine çarpıyor. Beklenenden çok daha fazla övgü alan film son zamanların aksine Avrupa’da değil Amerika’da geçen bir Woody Allen filmi olma özelliği de taşıyor.

[youtube video_id=”FER3C394aI8″ width=”600″ height=”350″]

Son hafta Eylül ayının geneline göre daha hareketli olacak gibi gözüküyor. Özellikle Luc Besson’ın son filmi The Family mutlaka görülmesi gereken filmlerden biri. Luc Besson’ın ilk kara komedisi olmasının yanı sıra Tommy Lee Jones, Robert De Niro ve Michelle Pfeiffer gibi başarılı oyuncu kadrosuyla görülmeyi hak ediyor.

Aynı hafta üç yeni Türk filminin de vizyona girmesi bekleniyor: Karnaval, Öyle Sevdim Ki Seni ve Benimle Oynar Mısın? Yerli film seyretmeyi sevenlerin bolca alternatifi olduğu hafta Ben Affleck, Gemma Arterton ve Justin Timberlake’in yer aldığı Runner, Runner da şans verilebilecek diğer bir yapım olarak vizyona giriyor. Son hafta takvimin bir hayli kalabalık ve bol alternatifli olduğundan bahsetmiştim. Korku filmi hayranları için de iyi bir alternatif var: You’re Next. 

Vizyon takviminde olabilecek muhtemel değişiklikleri göz önüne almadan baktığımızda bahsettiğim filmlerin öne çıkacağı bir Eylül ayı bizi bekliyor. En başta belirttiğim gibi çok umut vaat eden bir ay olmasa da en azından her hafta için birer alternatif bulmak mümkün.

Mutlaka İzlenmesi Gerekenler:

  • Ginger & Rose
  • This is The End
  • Diana
  • Blue Jasmine
  • The Family

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi