Kariyerinde Yaratık (1979), Blade Runner (1982),  Gladyatör (2000), Cennetin Krallığı (2005) gibi oldukça sevilen ve başarılı filmlere imza atmış olan Ridley Scott, son dönemlerde daha çok dini-mitolojik konulara yönelmiş olsa da büyük bütçeli büyük yapımlar tercihini koruyor.  Ridley Scott’ın tahmini olarak 140 milyon dolar harcadığı son filmi Exodus : Tanrılar ve Krallar, kısaca Musa ve Mısır Firavunu Ramses’in mücadelesini konu alan epik bir aksiyon  filmi olarak tanımlanabilir. Exodus : Tanrılar ve Krallar filminde Musa peygamber rolünü canlandırdığı karakterler için şekilden şekle girebilen Dövüşçü (2010) filmiyle de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar kazanan yetenekli oyuncu Christian Bale canlandırırken, Ramses rolünde ise Joel Edgerton’u izliyoruz.

Herkesin bildiği gibi Musa’nın doğduğu yıllarda Kur’an ve Tevrat’a göre Firavun, gördüğü bir rüya üzerine Mısır’daki yeni doğan İbrani çocukların öldürülmesini  emreder.  Musa’nın annesi  kesin bir ölümdense küçük de olsa var olan kurtulma şansını yeğleyerek Musa’yı Nil Nehri’ne bırakır. Akıntı Musa’yı Firavun’un sarayına kadar götürür ve Musa bu sarayda büyür. Yıllar sonra, Musa’nın tanrıyla karşılaşması gerçekleşir ve İbrani halkını köleleştiren Ramses, İbraniler’in kutsal toprakları Kenan illerine gitmesine izin vermeyince tanrı Mısır’a on büyük felaket gönderir ve son olarak Mısır’da doğan, tanrının emrettiği üzere kurban kesip, kanı evlerinin kapısına sürmemiş ailelerin ilk çocukları bir gecede ölür.  Kendi oğlunu da kaybeden Ramses, Musa’nın komutasında İbraniler’in Mısır’ı terk etmesine izin verir. 

Tevrat ve Kur’an’da  anlatılan bu hikayenin hatlarına büyük ölçüde sadık kalan filmde Ridley Scott, anlatıyı günümüz şartları içerisinde biraz daha mantık çerçevesine oturtmaya  çalışmış denilebilir. Dini ögeler içeren bir hikayeyi görselleştirmenin, sinemaya uyarlamanın zorlukları göz önüne alındığında Ridley Scott bunu suya sabuna dokunmadan başarsa da bazı noktalarda komik olmayı göze almış. Akıllarda büyük bir soru işareti yaratacak olan tanrı temsili (tanrının orta yaşlı/yaşlı beyaz bir erkek olması) filmde küçük bir çocuk olarak belirlenmiş. Çocuğun yine erkek oluşu birçok izleyiciyi rahatsız etmeyecek olsa da, film belirli cinsiyet rollerini kırmamayı tercih etmiş. Tanrının çocuk olarak belirlenmesi, Musa ile olan diyaloglarında Musa’nın tavır olarak üstünlüğüyle ve tanrının sahip olduğu çocuk egosunun vurgulanmasıyla sonuçlanıyor.

Exodus : Tanrılar ve Krallar Ridley Scott’ın çektiği filmlerle kendini tekrar tekrar kanıtlamış olduğu görselliği oluşturan ışık ve ayrıntı kullanımları hususunda etkili bir seyir vaat etse de, film bildiğimiz bir hikayeyi bildiğimiz gibi anlatmaktan öteye geçememiş. Bu noktada klişelerle dolu bir hikayenin, klişelerini görsel olarak da vurgulamak izleyiciyi iki kat fazla rahatsız edebilir.

Adeta sanrılarının peşinden gittiğine inandırıldığımız Musa’ya film boyunca İbraniler’in inanıp inanmadığını bile göremediğimiz anlatıda, halkın neden Musa’nın peşinden gittiği oldukça havada kalan bir mevzu. Bu boşluğu doldurmak adına tabi ki, hikayeyi mucizelerle destekleyip altını çizmek gibi bir yol izlemekten ziyade; eksikliği hissedilen kabul, inanma ve peşinden gitme hissi Musa’nın İbraniler ile kurduğu iletişim yoluyla verilebilirdi, ancak film boyunca Musa, yetiştiği saraydaki üstten bakışı koruyor gibiydi. 

Nasıl görselleştirileceği merak uyandıran, kutsal kitaplara göre gerçekleşen bir diğer mucize Kızıl Deniz’in ikiye ayrılmasıydı. Filmde bu ayrılma daha çok suların yavaş yavaş çekilmesi yoluyla görselleştirilerek daha mantıklı bir sunum gerçekleştirmiş olsa da, Ramses’in ordularını yine hiddetli bir şekilde yutuyor. Koca bir denizi yürüyerek geçen İbraniler’in ise bu durumdan hiç etkilenmemiş tavrı tuhaf bir tezat olarak filmin akılda kalacak olan ayrıntılarından biri olarak görülebilir. 

Genel olarak bakıldığında, gerek dönemi yansıtmadaki başarılı tavrı (her ne kadar bütün topraklarda İngilizce konuşuluyor olsa da) gerekse sunduğu seyir zevkiyle başarılı, içi boş anlatısı ve klişeleriyle konu bakımından vasat bir film olan Exodus : Tanrılar ve Krallar, sizi yalnızca film içerisinde duyacağınız bir türküyle şaşırtabilir. Christian Bale’in filmi kurtarabilecek oyunculuğu, yönetmenin seçimleriyle sınırlandırılmış ve sıradanlaştırılmış. Son filmi için dini-epik bir konu seçen Ridley Scott, konunun odaklanılabilecek farklı boyutlarını törpüleyerek ortaya yavan bir aksiyon filmi çıkarmış.  Sonuç olarak yüksek bütçeli, bol felaketli bir film izlemek için gidilebilir.

Kariyerinde Yaratık (1979), Blade Runner (1982),  Gladyatör (2000), Cennetin Krallığı (2005) gibi oldukça sevilen ve başarılı filmlere imza atmış olan Ridley Scott, son dönemlerde daha çok dini-mitolojik konulara yönelmiş olsa da büyük bütçeli büyük yapımlar tercihini koruyor.  Ridley Scott’ın tahmini olarak 140 milyon dolar harcadığı son filmi Exodus : Tanrılar ve Krallar, kısaca Musa ve Mısır Firavunu Ramses’in mücadelesini konu alan epik bir aksiyon  filmi olarak tanımlanabilir. Exodus : Tanrılar ve Krallar filminde Musa peygamber rolünü canlandırdığı karakterler için şekilden şekle girebilen Dövüşçü (2010) filmiyle de En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu dalında Oscar kazanan yetenekli oyuncu Christian Bale canlandırırken, Ramses rolünde ise Joel Edgerton’u izliyoruz. Herkesin bildiği gibi Musa’nın doğduğu yıllarda Kur'an ve Tevrat’a göre Firavun, gördüğü bir rüya üzerine Mısır’daki yeni doğan İbrani çocukların öldürülmesini  emreder.  Musa’nın annesi  kesin bir ölümdense küçük de olsa var olan kurtulma şansını yeğleyerek Musa’yı Nil Nehri’ne bırakır. Akıntı Musa’yı Firavun’un sarayına kadar götürür ve Musa bu sarayda büyür. Yıllar sonra, Musa’nın tanrıyla karşılaşması gerçekleşir ve İbrani halkını köleleştiren Ramses, İbraniler’in kutsal toprakları Kenan illerine gitmesine izin vermeyince tanrı Mısır’a on büyük felaket gönderir ve son olarak Mısır’da doğan, tanrının emrettiği üzere kurban kesip, kanı evlerinin kapısına sürmemiş ailelerin ilk çocukları bir gecede ölür.  Kendi oğlunu da kaybeden Ramses, Musa’nın komutasında İbraniler’in Mısır’ı terk etmesine izin verir.  Tevrat ve Kur’an’da  anlatılan bu hikayenin hatlarına büyük ölçüde sadık kalan filmde Ridley Scott, anlatıyı günümüz şartları içerisinde biraz daha mantık çerçevesine oturtmaya  çalışmış denilebilir. Dini ögeler içeren bir hikayeyi görselleştirmenin, sinemaya uyarlamanın zorlukları göz önüne alındığında Ridley Scott bunu suya sabuna dokunmadan başarsa da bazı noktalarda komik olmayı göze almış. Akıllarda büyük bir soru işareti yaratacak olan tanrı temsili (tanrının orta yaşlı/yaşlı beyaz bir erkek olması) filmde küçük bir çocuk olarak belirlenmiş. Çocuğun yine erkek oluşu birçok izleyiciyi rahatsız etmeyecek olsa da, film belirli cinsiyet rollerini kırmamayı tercih etmiş. Tanrının çocuk olarak belirlenmesi, Musa ile olan diyaloglarında Musa’nın tavır olarak üstünlüğüyle ve tanrının sahip olduğu çocuk egosunun vurgulanmasıyla sonuçlanıyor. Exodus : Tanrılar ve Krallar Ridley Scott’ın çektiği filmlerle kendini tekrar tekrar kanıtlamış olduğu görselliği oluşturan ışık ve ayrıntı kullanımları hususunda etkili bir seyir vaat etse de, film bildiğimiz bir hikayeyi bildiğimiz gibi anlatmaktan öteye geçememiş. Bu noktada klişelerle dolu bir hikayenin, klişelerini görsel olarak da vurgulamak izleyiciyi iki kat fazla rahatsız edebilir. Adeta sanrılarının peşinden gittiğine inandırıldığımız Musa’ya film boyunca İbraniler’in inanıp inanmadığını bile göremediğimiz anlatıda, halkın neden Musa’nın peşinden gittiği oldukça havada kalan bir mevzu. Bu boşluğu doldurmak adına tabi ki, hikayeyi mucizelerle destekleyip altını çizmek gibi bir yol izlemekten ziyade; eksikliği hissedilen kabul, inanma ve peşinden gitme hissi Musa’nın İbraniler ile kurduğu iletişim yoluyla verilebilirdi, ancak film boyunca Musa, yetiştiği saraydaki üstten bakışı koruyor gibiydi.  Nasıl görselleştirileceği merak uyandıran, kutsal kitaplara göre gerçekleşen bir diğer mucize Kızıl Deniz'in ikiye ayrılmasıydı. Filmde bu ayrılma daha çok suların yavaş yavaş çekilmesi yoluyla görselleştirilerek daha mantıklı bir sunum gerçekleştirmiş olsa da, Ramses'in ordularını yine hiddetli bir şekilde yutuyor. Koca bir denizi yürüyerek geçen İbraniler'in ise bu durumdan hiç etkilenmemiş tavrı tuhaf bir tezat olarak filmin akılda kalacak…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Son filmi için dini-epik bir konu seçen Ridley Scott, konunun odaklanılabilecek farklı boyutlarını törpüleyerek ortaya yavan bir aksiyon filmi çıkarmış, yüksek bütçeli, bol felaketli bir film izlemek için gidilebilir.

Kullanıcı Puanları: 4.16 ( 8 votes)
60
  • Emre

    Musa’nın, sizin tanrı olarak algıladığınız çocukla konuştuğu bir sahnesinde çocuğa hitaben: ” I want to speak with god not messenger” yani: “ben Tanrı ile konuşmak istiyorum, bir aracı ile değil” demesi o çocuğun tanrıyı şeklen temsil etmediğini gösterir. Bence yanlış yorumlamışsınız. Bir daha izleyin ve değerlendirin derim.

    • yunus

      Im tired of talking with a messenger ! ‘ bir elçi ile görüşmekten bıktım ‘ dediği buydu tanrı ile konuşmak istiyorum diye bi cümle yok. Ama yorumunuz doğru Allah değil Cebrail diye tahmin ediyorum.

  • suleyman

    Filmi yorumlayan baştan sona kadar sinema ile ilgisi olmayan bir kişi gibi yorumlamış teşekkürler.

  • yani o çocuğun ‘aracı, haberci’ olduğunu nasıl gözden kaçırdınız merak ediyorum. başta “ben, benim!” demesiyle Tanrı olduğunu düşünüyoruz ama Musa ve çocuğun sonraki konuşmaları duruma açıklık getiriyor. filmlerde meleklerin çocuklar tarafından canlandırılması da yeni bir şey değil, filmin bu konuda eleştirilmesi anlamsız.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi