28 Gün Sonra – 28 Days Later filminin senaristi olarak ilk deneyimine karşın inanılmaz bir başarı gösteren Alex Garland’ın, yine senaryosunu kendisinin yazdığı ilk filmi Ex Machina; bu yılın ilgi çeken bilimkurgu filmlerinden biri. Özellikle katıldığı festivallerde aldığı övgülerle, blockbuster yapımlarından ayrı bir konumda öne çıkan filmin en önemli özelliklerinden ve de başarılarından biri de bu bağımsız tavrı hiç kuşkusuz.

Son dönemlerde, sırtını görsel efektlere dayayarak epik bir anlatı oluşturmaya meyil eden bilimkurgu filmlerinin katlanarak arttığını düşündüğümüzde; Ex Machina gibi, orijinal bir hikayeyi hakkıyla işleyen yapımlara da hasret kaldık. Hele ki filmin; daha önce sıkça işlenen bir temayı ele almasına karşın yenilikçi bir tavır takınması, hiç kuşkusuz türün takipçileri için kült statüsüne işaret ediyor. Bir yapay zeka deneyi ve yapay zekanın insanla olan ilişkisi genel çerçevesinde oluşturulan Ex Machina, ilk aşamada Kubrick’in 2001: Space Odeyssey’inden Ridleyy Scott’ın Blade Runner’ına uzanan geniş bir tarihsel alanı da kendisine zemin olarak kullanıyor. Özellikle de final sahnesi, bu filmlerden çıkarılmış olan bazı dersler neticesinde kendi yoluna çizme amacını taşıyan anlamlar barındırıyor desek yanlış olmaz.

Çok küçük yaşta kodlarını yazdığı bir arama motorunun sahibi olan Nathan, akıl almaz zenginliği ile yapay zekanın yaratılmasına yönelmiştir. Bir yarışma ile seçilen Caleb de, onun ürettiği bu zekayı Turing testine tabii tutmak için onun gizli araştırma üssüne gelir. İşte filmin geri kalanı da tamamen bu üste geçer. Yukarıda saydığımız zemin niteliğindeki filmlerin epik anlatısının oldukça dışında, minimal bir tarzla yola çıkan Ex Machina; buna karşın özellikle sanat yönetimi ve görsel kompozisyonlardaki ustalıklı yaklaşımla oldukça başarılı bir anlatı sunmayı başarmış. Dediğimiz gibi, burada önceki filmlerden çıkarılan dersler de önemli. Sonuçta yönetmen, daha önce aynı konuyu işleyen yüzlerce film izlemiş olan seyircinin neyi bilip neyi merak edeceğini iyi çözümlemiş. Bu açıdan belli başlı mekanlarda geçmesine karşın, filmin tüm yükünü sırtlayan senaryo; akıllıca yaratılmış gerilim hamleleriyle doğabilecek belli başlı handikapların önüne geçiyor.

Ayrıca bu noktada belirtmek gerek ki, Ex Machina’nın; özellikle içinde bulunduğumuz iletişim çağını düşündüğümüzde, bazı güncel meselelere dönük atıfları filmin en güçlü noktalarını oluşturuyor. Arama motorlarının kullanıcıların bilgilerini nasıl manipüle ettiğinden, elektronik cihazların; bazı iktidar odaklı çevreler tarafından nasıl da kötü amaçlı kullanıldığına değin birçok güncel konuya özellikle parmak basıyor Ex Machina. Elbette bunları kuru kuruya ortaya atmayıp, hikayenin bütünlüğüne yediriyor olması buradaki en önemli mesele.

Ama bu saydığımız başarılı yaklaşımlara karşın özellikle iki konuda film, tam anlamıyla tepetaklak oluyor. İlk olarak eksiksiz bir deha sıfatıyla yaratılmış Nathan’ın, özellikle filmin sonlarına doğru oluşturulmak istenen epik anlatı adına; bir anda ilkokul zeka seviyesine düşmesi gibi inanılmaz absürt mantık hataları bekliyor izleyiciyi filmde. Genellikle finalde ters köşe yapmak ya da belli bir ideolojiye kayacak ölçüde didaktik söylem geliştirmek adına mantıksal tutarlılığın yok sayıldığı onlarca ikinci sınıf filmle karşılaşmışızdır. Ama yukarıda saydığımız başarıları düşündüğümüzde kült statüsüne dönük olarak vurgu yaptığımız bir filmde böylesine basit hataların ortaya çıkmış olması gerçekten beklenmedik bir durum.

İkinci olaraksa; muhtemelen görücüye çıktıktan sonra hakkında uzun uzun incelemelerin yazılacağı sembolik anlatılar oluşturuyormuş izlenimi verme çabası, Ex Machina’nın başarısını iyiden iyiye düşürüyor. Yapay zekaya sahip robota Ava (Havva) adının verilmesi, Pollock’un tablosunun anlamını kör göze parmak derecesinde aptala anlatılır gibi açıklanması, Platon’un mağara alegorisine işaret edilmek için yerli yersiz buna dönük atıfların yapılması gibi; esasında sembolik gözüken ama onun metafora dayanan ikili anlamını didaktiklik ile tamamen yıkan bir anlatı oluşturuyor Ex Machina. Hal böyle olunca da ortada ne sembol kalıyor ne de metaforik bir anlatı. Bu açıdan filmle ilgili olarak gerek Havva üzerinden varoluşçu, gerekse Pollock’un tablosu üzerinden olasılık üzerine yapılması muhtemel incelemelere yol veriyor film esasında. Ama bu sembolik bir anlatı olmadan, doğrudan anlatılıyor. Haliyle de bu incelemelerin, filmin alt metnine yönelik tüm vurguları kaybolmuş oluyor. Yani dememiz o ki; Ex Machina ile ilgili olarak, Oedipus kompleksinden mağara alegorisine dek birçok noktada analiz yapmak mümkün olsa da bu tavır nedeniyle her şey kendisini fazlasıyla ortaya koyuyor.

Bu bahsettiğimiz meseleler üzerinden baktığımızda Ex Machina, kült olabilecek derecede orijinal bir bakışla yola çıkmasına karşın; meseleyi çok basite indirgeyen banal göndermelerle ve derdini aşırı didaktik bir şekilde anlatmasıyla yolundan sapıyor. Bu noktada, türün sevenleri için bahsettiğimiz olumsuz özellikler yadsınıp, mantık hataları da belli bir noktaya değin sineye çekildiğinde oldukça etkileyici ve de keyifli bir anlatı sunacağına şüphe yok. Ama yine de yıllar sonra, yapay zeka dendiğinde sinefillerin aklına gelecek ilk filmlerden biri olmayacaktır.

28 Gün Sonra - 28 Days Later filminin senaristi olarak ilk deneyimine karşın inanılmaz bir başarı gösteren Alex Garland’ın, yine senaryosunu kendisinin yazdığı ilk filmi Ex Machina; bu yılın ilgi çeken bilimkurgu filmlerinden biri. Özellikle katıldığı festivallerde aldığı övgülerle, blockbuster yapımlarından ayrı bir konumda öne çıkan filmin en önemli özelliklerinden ve de başarılarından biri de bu bağımsız tavrı hiç kuşkusuz. Son dönemlerde, sırtını görsel efektlere dayayarak epik bir anlatı oluşturmaya meyil eden bilimkurgu filmlerinin katlanarak arttığını düşündüğümüzde; Ex Machina gibi, orijinal bir hikayeyi hakkıyla işleyen yapımlara da hasret kaldık. Hele ki filmin; daha önce sıkça işlenen bir temayı ele almasına karşın yenilikçi bir tavır takınması, hiç kuşkusuz türün takipçileri için kült statüsüne işaret ediyor. Bir yapay zeka deneyi ve yapay zekanın insanla olan ilişkisi genel çerçevesinde oluşturulan Ex Machina, ilk aşamada Kubrick’in 2001: Space Odeyssey’inden Ridleyy Scott’ın Blade Runner’ına uzanan geniş bir tarihsel alanı da kendisine zemin olarak kullanıyor. Özellikle de final sahnesi, bu filmlerden çıkarılmış olan bazı dersler neticesinde kendi yoluna çizme amacını taşıyan anlamlar barındırıyor desek yanlış olmaz. Çok küçük yaşta kodlarını yazdığı bir arama motorunun sahibi olan Nathan, akıl almaz zenginliği ile yapay zekanın yaratılmasına yönelmiştir. Bir yarışma ile seçilen Caleb de, onun ürettiği bu zekayı Turing testine tabii tutmak için onun gizli araştırma üssüne gelir. İşte filmin geri kalanı da tamamen bu üste geçer. Yukarıda saydığımız zemin niteliğindeki filmlerin epik anlatısının oldukça dışında, minimal bir tarzla yola çıkan Ex Machina; buna karşın özellikle sanat yönetimi ve görsel kompozisyonlardaki ustalıklı yaklaşımla oldukça başarılı bir anlatı sunmayı başarmış. Dediğimiz gibi, burada önceki filmlerden çıkarılan dersler de önemli. Sonuçta yönetmen, daha önce aynı konuyu işleyen yüzlerce film izlemiş olan seyircinin neyi bilip neyi merak edeceğini iyi çözümlemiş. Bu açıdan belli başlı mekanlarda geçmesine karşın, filmin tüm yükünü sırtlayan senaryo; akıllıca yaratılmış gerilim hamleleriyle doğabilecek belli başlı handikapların önüne geçiyor. Ayrıca bu noktada belirtmek gerek ki, Ex Machina’nın; özellikle içinde bulunduğumuz iletişim çağını düşündüğümüzde, bazı güncel meselelere dönük atıfları filmin en güçlü noktalarını oluşturuyor. Arama motorlarının kullanıcıların bilgilerini nasıl manipüle ettiğinden, elektronik cihazların; bazı iktidar odaklı çevreler tarafından nasıl da kötü amaçlı kullanıldığına değin birçok güncel konuya özellikle parmak basıyor Ex Machina. Elbette bunları kuru kuruya ortaya atmayıp, hikayenin bütünlüğüne yediriyor olması buradaki en önemli mesele. Ama bu saydığımız başarılı yaklaşımlara karşın özellikle iki konuda film, tam anlamıyla tepetaklak oluyor. İlk olarak eksiksiz bir deha sıfatıyla yaratılmış Nathan’ın, özellikle filmin sonlarına doğru oluşturulmak istenen epik anlatı adına; bir anda ilkokul zeka seviyesine düşmesi gibi inanılmaz absürt mantık hataları bekliyor izleyiciyi filmde. Genellikle finalde ters köşe yapmak ya da belli bir ideolojiye kayacak ölçüde didaktik söylem geliştirmek adına mantıksal tutarlılığın yok sayıldığı onlarca ikinci sınıf filmle karşılaşmışızdır. Ama yukarıda saydığımız başarıları düşündüğümüzde kült statüsüne dönük olarak vurgu yaptığımız bir filmde böylesine basit hataların ortaya çıkmış olması gerçekten beklenmedik bir durum. İkinci olaraksa; muhtemelen görücüye çıktıktan sonra hakkında uzun uzun incelemelerin yazılacağı sembolik anlatılar oluşturuyormuş izlenimi verme çabası, Ex Machina’nın başarısını iyiden iyiye düşürüyor. Yapay zekaya sahip robota Ava (Havva) adının verilmesi, Pollock’un tablosunun anlamını kör göze parmak derecesinde aptala anlatılır gibi…

Yazar Puanı

Puan - 71%

71%

Türün sevenleri için bahsettiğimiz olumsuz özellikler yadsınıp, mantık hataları da belli bir noktaya değin sineye çekildiğinde oldukça etkileyici ve de keyifli bir anlatı sunacağına şüphe yok.

Kullanıcı Puanları: 3.15 ( 5 votes)
71
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi