Christopher Nolan’ın Memento, Inception ve Batman filmleri gibi üst düzey sonuçların ortaya çıktığı projelerinde, görüntü yönetmenliğini emanet ettiği kişi olan Wally Pfister’ın ilk uzun metraj deneyimi olan Evrim-Transcendence, işleniş olarak olmasa bile ele aldığı konu ile son yılların en ilgi çekici bilimkurgu filmi olmaya aday.

Will Caster, eşi Evelyn ile birlikte yapay zeka üzerine deneysel araştırmalar gerçekleştiren saygın bir bilimadamıdır. Gelişen teknolojiyle beraber yapay zekaların, insan öz benliği için tehdit olacağını düşünen terörist bir örgüt, ülkede bu konuda çalışma yapan merkezlere eş zamanlı bir saldırı düzenler ve çeşitli bilimadamlarını öldürürken, Will Caster’ı da yaralar. Bilim adamını yaralayan kurşuna ölümcül bir mikrop enjekte edilmiştir. 4-5 haftalık ömrü kaldığını öğrenen Will, bedensel ölüme hazırlanırken, zihinsel anlamda varlığını devam ettirebilmek için Evelyn ile geliştirdikleri bir sistemi denemeye karar verir. Hazırlıklar yapılır ve Will’in beyni bir süperbilgisayara aktarılır. Bedeni ölen bilim adamı, bilgisayarlar aracılığı ile eşiyle iletişim kurabilen bir yapay zeka olarak geri döner. Will internet aracılığı ile güçlenip gelişirken, düşmanları da onun varlığından haberdar olacak ve varlığını sona erdirmek için ellerinden geleni yapacaklardır.

Önce filmlerde karşımıza çıkıp, ardından hayatımıza giren pek çok teknolojik gelişmede olduğu gibi yapay zeka teknolojilerinde gelinen nokta da, ilerleyen yıllarda bu ilginç durumu daha yakından tanıyıp belki kullanma fırsatını bize sunacak gibi duruyor. Sinemada belli bir süredir yeri olan yapay zekaların son dönem filmlerde daha popüler hale gelmesi belki de bu duruma bir işarettir. Yaratılmış zihin kavramını bir adım ileriye taşıyıp, zaten varolan bir zihni elektronik ortama aktarma fikri, Evrim’i benzerlerinden farklı bir konumda değerlendirmemizi gerektirirken filmin de en büyük artısını oluşturuyor. Eğer düzenli olarak bilimsel makaleler okuyup, gelişmelerin hangi boyutta olduğundan net bir şekilde haberdar değilseniz, film sizi çok kolay şekilde o gizemli dünyanın içine çekmeyi başarıyor. Gravity için dile getirilen ‘uzay ile ilgili yanlış bilgiler üstünden ilerliyor’ tarzı eleştirileri konunun uzmanları bu film için de belki söyleyebilir fakat bilim sosuna bandırılmış bir sinema ürünü var ise karşımızda bakış açımızı bir nebze gerçeklikten sıyırıp, varolana yoğunlaştırmanın daha doğru olduğu inancıdayım.

Eğer yapılmasaymış çok çok daha başarılı bir film olurmuş dediğimiz noktalardan başlayacak olursak; ilk olarak senaryoyu konuşabiliriz. Harika bir çıkış noktası ve fikire sahip olan film, yüksek ihtimalle stüdyodan gelen baskılar doğrultusunda kırpılıp biçilmelerden ötürü çok değer kaybetmiş. Zihni daha sonra bir süper yapay zekaya dönüşen Will’in ölmeden önceki karakterine dair biraz daha bilgi verilebilseymiş, dönüşümünden sonraki hareketlerini anlamlandırma adına seyirciye düşünme noktasında daha geniş alanlar yaratılabilirmiş. Bütün olayların başlamasındaki temel etken aşk iken Evelyn ile sanal Will arasındaki bölümlerin yansıtılışı oldukça zayıf. Evelyn’in kafa karışıklıkları ve ne yapması gerektiğine karar verememe anlarındaki hali daha kişisel bir bakış açısına inip aktarılsaymış, o bölümlerin filmin genel durumuna etkisi çok daha kuvvetli olabilirmiş. Filmin bütününde bir aceleye getirilmişlik hissi mevcut. Gördüğünüz her kişi yada kuruma dair biraz derin düşünmeye başladığınızda açıklar ortaya çıkıyor. Yapay zeka karşıtı terörist örgütün karşı oldukları bir fikir uğruna insanları öldürmekten geri durmamaları zaten başlı başına büyük bir soru işaretiyken, filmin özdeşleşilen tarafları iki kere değiştirme hamlesi sonucunda ilerleyen bölümlerde bu gruba sempati oluşturma çabası da bir o kadar rahatsız edici. Yapay Will’e dair söylenebilecek çok fazla söz olmasına rağmen, bu kadar gelişmiş bir varlığın, bu kadar basit ve ucuz hareketleri, her türlü teknolojik imkana sahip olmasına rağmen, içine düştüğü durumlar seyirciyi filmden uzaklaştıran başka bir nokta. Sade bir bilimkurgudan ziyade araya hareketli sahneler serpiştirerek aksiyon türüne de kayma çabası Evrim’in belki de içine düştüğü en büyük hata olmuş.

Filmin her türlü negatif yönüne rağmen, kişiyi kendine bağlayan pek çok artısı da var. Hollywood filmlerinin pek çoğunun aksine Evrim, sizleri düşünmeye sevk eden bir film. Çıtır çerezlik, izleyip geçilecek filmlerden değil. Film bittikten sonra etkisinden kurtulmanız pek kolay olmuyor çünkü bu zamana kadar üzerine düşünmediğiniz konularda sizlere farklı düşünce kapıları açıyor. Son dönemde çok büyük gelişmelerin kaydedildiğini sağır sultanın bile duyduğu nanoteknoloji ve beynin yapısı ve işleyişiyle ilgilenen nöroanatomiye dair ince detayların filme ustalıkla yedirilmesi önemli bir durum. İnsanların bilmediklerinden, anlayamadıklarından korkup bu güne kadar pek çok yararlı kişi veya icada karşı çıkmaları, hatta saldırıya geçmeleri olgusu Evrim’de de kendisini gösteriyor. Film, günümüzde tüm dünyada artan muhafazakarlıkla birlikte yeniliğe kapanan insanoğlunun, teknolojinin hiç olmadığı kadar hızlı geliştiği yeni dünya düzeninde alacağı konumu sorgulatması boyutunda da takdiri kazanıyor. Makinalaşma ve dijitalleşme bu güne kadar dünyanın sonunu getirecek, hatta Matrix gibi daha uç örneklerde olduğu gibi kontrolü ele geçirme teşebbüsleri içine giren canavarlar olarak resmedilmeyip, organikleşmeyi başarmış, birey ve gezegen bazında olumlu dönüşümler yaratabilecek bir güç olarak yansıtıldığı için belki de her türlü aksak yönüne rağmen genel itibariyle iyi bir film olarak kalıyor zihinde Evrim.

Johnny Depp, Morgan Freeman gibi isimleri kadrosunda barındırıp onlara  performans düzeyinde pek kendilerini göstermelerine fırsat vermeyen  Evrim,yönetmen ve senaristin ilk uzun metraj projeleri olmasından ötürü puan kaybediyor. Daha kendine güvenli ve sağlam duruşlu ellerden çıksaymış sinema tarihine altın harflerle kazınabilirmiş. Başlangıçtaki felsefi yapısını genele yayıp, yer yer duygusallıktan beslenirken, etik gibi kavramlar üzerinden daha bireysel ama daha derin çatışmalar yaratabilseymiş, muhtemelen türün tüm zamanlar içindeki en başarılı filmlerinden biri olabilirmiş. Her türlü negatif yanına rağmen, izlenmesi ve üzerine düşünülmesi gereken bir film.

Puan: 66

Christopher Nolan’ın Memento, Inception ve Batman filmleri gibi üst düzey sonuçların ortaya çıktığı projelerinde, görüntü yönetmenliğini emanet ettiği kişi olan Wally Pfister’ın ilk uzun metraj deneyimi olan Evrim-Transcendence, işleniş olarak olmasa bile ele aldığı konu ile son yılların en ilgi çekici bilimkurgu filmi olmaya aday. Will Caster, eşi Evelyn ile birlikte yapay zeka üzerine deneysel araştırmalar gerçekleştiren saygın bir bilimadamıdır. Gelişen teknolojiyle beraber yapay zekaların, insan öz benliği için tehdit olacağını düşünen terörist bir örgüt, ülkede bu konuda çalışma yapan merkezlere eş zamanlı bir saldırı düzenler ve çeşitli bilimadamlarını öldürürken, Will Caster’ı da yaralar. Bilim adamını yaralayan kurşuna ölümcül bir mikrop enjekte edilmiştir. 4-5 haftalık ömrü kaldığını öğrenen Will, bedensel ölüme hazırlanırken, zihinsel anlamda varlığını devam ettirebilmek için Evelyn ile geliştirdikleri bir sistemi denemeye karar verir. Hazırlıklar yapılır ve Will’in beyni bir süperbilgisayara aktarılır. Bedeni ölen bilim adamı, bilgisayarlar aracılığı ile eşiyle iletişim kurabilen bir yapay zeka olarak geri döner. Will internet aracılığı ile güçlenip gelişirken, düşmanları da onun varlığından haberdar olacak ve varlığını sona erdirmek için ellerinden geleni yapacaklardır. Önce filmlerde karşımıza çıkıp, ardından hayatımıza giren pek çok teknolojik gelişmede olduğu gibi yapay zeka teknolojilerinde gelinen nokta da, ilerleyen yıllarda bu ilginç durumu daha yakından tanıyıp belki kullanma fırsatını bize sunacak gibi duruyor. Sinemada belli bir süredir yeri olan yapay zekaların son dönem filmlerde daha popüler hale gelmesi belki de bu duruma bir işarettir. Yaratılmış zihin kavramını bir adım ileriye taşıyıp, zaten varolan bir zihni elektronik ortama aktarma fikri, Evrim’i benzerlerinden farklı bir konumda değerlendirmemizi gerektirirken filmin de en büyük artısını oluşturuyor. Eğer düzenli olarak bilimsel makaleler okuyup, gelişmelerin hangi boyutta olduğundan net bir şekilde haberdar değilseniz, film sizi çok kolay şekilde o gizemli dünyanın içine çekmeyi başarıyor. Gravity için dile getirilen ‘uzay ile ilgili yanlış bilgiler üstünden ilerliyor’ tarzı eleştirileri konunun uzmanları bu film için de belki söyleyebilir fakat bilim sosuna bandırılmış bir sinema ürünü var ise karşımızda bakış açımızı bir nebze gerçeklikten sıyırıp, varolana yoğunlaştırmanın daha doğru olduğu inancıdayım. Eğer yapılmasaymış çok çok daha başarılı bir film olurmuş dediğimiz noktalardan başlayacak olursak; ilk olarak senaryoyu konuşabiliriz. Harika bir çıkış noktası ve fikire sahip olan film, yüksek ihtimalle stüdyodan gelen baskılar doğrultusunda kırpılıp biçilmelerden ötürü çok değer kaybetmiş. Zihni daha sonra bir süper yapay zekaya dönüşen Will’in ölmeden önceki karakterine dair biraz daha bilgi verilebilseymiş, dönüşümünden sonraki hareketlerini anlamlandırma adına seyirciye düşünme noktasında daha geniş alanlar yaratılabilirmiş. Bütün olayların başlamasındaki temel etken aşk iken Evelyn ile sanal Will arasındaki bölümlerin yansıtılışı oldukça zayıf. Evelyn’in kafa karışıklıkları ve ne yapması gerektiğine karar verememe anlarındaki hali daha kişisel bir bakış açısına inip aktarılsaymış, o bölümlerin filmin genel durumuna etkisi çok daha kuvvetli olabilirmiş. Filmin bütününde bir aceleye getirilmişlik hissi mevcut. Gördüğünüz her kişi yada kuruma dair biraz derin düşünmeye başladığınızda açıklar ortaya çıkıyor. Yapay zeka karşıtı terörist örgütün karşı oldukları bir fikir uğruna insanları öldürmekten geri durmamaları zaten başlı başına büyük bir soru işaretiyken, filmin özdeşleşilen tarafları iki kere değiştirme hamlesi sonucunda ilerleyen bölümlerde bu gruba sempati oluşturma çabası da bir o kadar rahatsız edici. Yapay Will’e dair söylenebilecek çok…
Puan - 66%

66%

Başlangıçtaki felsefi yapısını genele yayıp, yer yer duygusallıktan beslenirken, etik gibi kavramlar üzerinden daha bireysel ama daha derin çatışmalar yaratabilseymiş, muhtemelen türün tüm zamanlar içindeki en başarılı filmlerinden biri olabilirmiş.

Kullanıcı Puanları: 3.85 ( 2 votes)
66
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi