Fransız Sineması’nın ana akım izleyiciyle giderek daha sıcak ilişkiler kurmaya başladığını söyleyebiliriz. Son dönem popüler filmlerinden biri olan Can Dostum,  bu konuda bana göre başı çekiyor. İzleyicisine istediğini ve beklentisini sunan, sıcak, samimi bir dostluğun dramatik yönüne değinmeden eğlenceli yoldan anlatan film, Hollywood yapımlarının uzunca zamandır yakalayamadığı samimiyeti sağlamayı başarmıştı. Buna paralel şekilde, dünyaca tanınır hale gelen yönetmenler de hem kendine özgü “janr” anlayışlarıyla, hem de Fransız Sineması’nın yeniden yapılanan tarzını oluşturmaya ön ayak olmalarıyla bu yakın ilişkiye katkıda bulundu. Bu yönetmenlerden biri olarak değerlendirebileceğim François Ozon, türler arası denemeleriyle öne çıkan isimlerden. 

2003 yılında Fransa-İngiltere ortak yapımı Havuz (Swimming Pool) ile dikkatleri üzerine çeken Ozon, bu odağı hiç kaybetmeden ardı ardına çektiği filmlerle tanınırlık kazandı. Hem yazan hem de yöneten Ozon, bu çift katmanlı yeteneğini neredeyse çektiği tüm filmlerde kullanıyor. Son olarak ülkemizde vizyona giren Evde (Dans La Maison) Ozon’un, 66. Cannes Film Festivali’nde yarışan filmi Jeune&Jolie’den hemen önce çektiği filmdir ve bunda da diğerleri gibi hem yazarlık hem de yönetmenlik yapmıştır. 

In_The_House_2

Sıra dışı bir gerilim filmi olan Evde (Dans La Maison), bir edebiyat öğretmeni olan Germain’in gözünden öğrencisi Claude’in yazdığı hikayeye bakış açısını konu alıyor. Her şey Germain’in hafta sonu için verdiği bir ödevle başlar. Ödev, öğrencilerin hafta sonu neler yaşadığını anlattıkları bir makaledir ve teknolojiyle iç içe büyümüş dejenere gençliğin yazdıkları arasından okunmaya değer olan tek hikaye Claude’un ders çalışmak için evine gittiği Rapha’ların evinde yaşadıklarıdır. Muazzam bir dilbilgisi ve akıcı bir üslupla ilerleyen yazı Germain’in oldukça dikkatini çeker ve Claude’la daha yakın ilişkiler kurmaya karar verir. 

İspanyol oyun yazarı Juan Mayorga’nın oyununu senaryolaştıran François Ozon, bunu yaparken toplumsal eleştiriyi de arka planına yerleştirmeyi ihmal etmiyor. 

“En kötüsü cahiliyet değil, gelecek… Onlar (çocuklar) geleceğimiz. Aşırı sağcı filozoflar barbarlar hakkında kehanetlerde bulunadursun, asıl barbarlar sınıfta!”

Germain’in ağzından dökülen bu kelimeler dejenere gençlikle ilgili kaygıların vücut bulmuş hali gibi. Başlangıçta serbest kıyafetle okula giden çocuklar, filmin en başında okudukları okulun pilot okul seçildiğini ilan etmesiyle üniformalara bürünüyorlar. Bu da tek düze bir eğitim sistemiyle tek düze ve fabrikasyon bireylerin yetişeceğinin de sinyalleri oluyor. Öyle ki Claude ve Rapha evde ders çalışırlarken bile sürekli üniformalarıyla oturuyorlar. 

Claude’un yazma yeteneğini geliştirmek isteyen Germain’ın çabası filmin gidişatını da etkiliyor. Edebiyat temasından beslenen film, izleyicide film izlemekten çok sanki bir kitap okuyormuş hissi uyandırıyor. Germain, Claude’un yazdığı hikayede “Ne olacak sorusunu nasıl çözerim?” sorusuna cevaplar bulmasını isterken aslında Ozon’da izleyiciden aynı şeyi yapmasını bekliyor. Germain Claude’un hikayelerini okudukça film akıyor, okumadığı anlarda duruluyor. 

In_The_House_3

Filmin türünün gerilim olduğunu söylemiştim. Peki, gerilim bu hikayenin neresinde? En başında da belirttiğim gibi türler arasında gidip gelmeyi seven yönetmen bu hikayeye de gerilimi ustaca yansıtıyor. Claude yazdığı öykülerde bunları gerçekten yaşadı mı? Rapha ve ailesiyle arasında gerçekten neler yaşandı gibi soruları soruyor. Rapha’nın evinde yaşananları anlattığı hikayeler gerçekse, Claude’u bekleyen son ne olacak? Claude ve Germain’in, Claude ve Rapha’nın ilişkileri nereye gidecek? İşte tüm bu gerilimli soruların cevabını filmde buluyorsunuz. Haftanın öne çıkan vizyon filmlerinden Evde seçenekler arasında yer almayı hak eden bir François Ozon filmi…

Keyifli Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi