İyi bir korku filmiyle, seyircisini aptal yerine koyan korku filmi arasında ince bir çizgi vardır. Housebound – Ev Hapsi de korku – gerilim – kara komedi türlerini harmanlıyor olmasıyla bu çizgide tarafının ne olacağı hakkında merak uyandırıyordu.

Film, Kylie’nin (Morgana O’reilly) ortağıyla bir ATM’yi soyma girişimiyle başlıyor. Başlangıç için oldukça iyi kotarılmış bu aksiyon sahnesi, filmin geri kalanı için beklentiyi arttırıyor. Kylie becereksiz ortağı yüzünden olay esnasında yakalanıyor ve mahkeme 8 ay ‘ev hapsi’ cezası veriyor. Kanunlarla çocukluk korkularını yaşadığı ‘perili ev’ arasında sıkışıp kalan Kylie’ye elektronik bir kelepçe takılıyor. Annesi Miriam’in (Rima Te Wiata) geçmişteki korkularını tekrar gün yüzüne çıkardığı söylemleri ve üvey babasının evle ilgili bazı gerçekleri ortaya koymasıyla birlikte Kylie bazı soruların peşine düşüyor. Tam da bu aşamada bizi hedefe kitleyen aksiyon sahnesi yerini kara komediyle beslenen olaylar zincirine bırakıyor.

Filmin hızı, Kylie’nin kişiliği ile benzerlikler taşıyor. Kylie asi bir kadındır, fakat savunmasızdır da… Annesi Miriam ise biraz kırıktır ve aralarında inatlaşmaya bağlı bir iletişim vardır. Üvey baba çocukluktan travmalıdır ve sessiz bir profil çizer. Çaylak bir polis memuru olan Waru ile tüm klişeleriyle radarımıza giren psikopat görünümlü komşu ve filmin en iyi dönüşümünü yansıtan karakteri sevimli psikiyatr Dennis (Cameron Rhodes) de hikâyeyi besler. Evin eski kiracıları olduğunu düşündükleri hayaletler bir yana filmin en fantastik karakteri duvarlarda yaşayan adam Eugene (Ryan Lampp)’dir. Tüm bu karakterlerin hikâyeleri çoğunlukla mantıksız bir alt yapı oluşturularak bir araya getirilmeye çalışılır. Mizahi seviyesinin çok basit olması bir yana, korku filminin en önemli ögesi olan ses patlamalarının gereksiz yerlerde kullanılması Housebound için dezavantaj oluşturuyor. Film, harmanlamaya çalıştığı türlerin hakkını bir türlü veremiyor. Hikâyenin aldığı absürt hâl olmasa yalnızca birkaç sekansta gerilir ve çok az sahneye gülerdik. Hedef şaşırtmak için kullanılan yan karakterlerin birbirleri arasında kurulan veya koparılan bağ, filmin genelinde samimiyetsiz etki bırakıyor.

Yaratmak istediği absürt dünyayı sinematografik olarak destekleyebiliyor olsa da genç yönetmen Gerard Johnstone, senarist kimliğinden bir an önce soyutlanmalı… “Perili ev” kavramını tamamen kurgusal bir kavram olarak ele alan Johnstone’nun, kanunlardaki boşluklar, insanlar arasındaki ön yargı ağı ya da kadının toplumdaki temsili üzerine söyleyebileceği çok şey varken hepsini çöpe atması, oldukça büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Genç yönetmen, korku – gerilim – kara komedi türlerinde yakalayamadığı başarıyı filmin karakterleri üzerinden işlediği absürt etkiyle kurtarıyor ama özetle Housebound; Yeni Zelanda Sineması adına söyleyebilirim ki, beni kesinlikle heyecanlandırmadı.

İyi bir korku filmiyle, seyircisini aptal yerine koyan korku filmi arasında ince bir çizgi vardır. Housebound – Ev Hapsi de korku – gerilim – kara komedi türlerini harmanlıyor olmasıyla bu çizgide tarafının ne olacağı hakkında merak uyandırıyordu. Film, Kylie’nin (Morgana O’reilly) ortağıyla bir ATM’yi soyma girişimiyle başlıyor. Başlangıç için oldukça iyi kotarılmış bu aksiyon sahnesi, filmin geri kalanı için beklentiyi arttırıyor. Kylie becereksiz ortağı yüzünden olay esnasında yakalanıyor ve mahkeme 8 ay ‘ev hapsi’ cezası veriyor. Kanunlarla çocukluk korkularını yaşadığı ‘perili ev’ arasında sıkışıp kalan Kylie’ye elektronik bir kelepçe takılıyor. Annesi Miriam’in (Rima Te Wiata) geçmişteki korkularını tekrar gün yüzüne çıkardığı söylemleri ve üvey babasının evle ilgili bazı gerçekleri ortaya koymasıyla birlikte Kylie bazı soruların peşine düşüyor. Tam da bu aşamada bizi hedefe kitleyen aksiyon sahnesi yerini kara komediyle beslenen olaylar zincirine bırakıyor. Filmin hızı, Kylie’nin kişiliği ile benzerlikler taşıyor. Kylie asi bir kadındır, fakat savunmasızdır da... Annesi Miriam ise biraz kırıktır ve aralarında inatlaşmaya bağlı bir iletişim vardır. Üvey baba çocukluktan travmalıdır ve sessiz bir profil çizer. Çaylak bir polis memuru olan Waru ile tüm klişeleriyle radarımıza giren psikopat görünümlü komşu ve filmin en iyi dönüşümünü yansıtan karakteri sevimli psikiyatr Dennis (Cameron Rhodes) de hikâyeyi besler. Evin eski kiracıları olduğunu düşündükleri hayaletler bir yana filmin en fantastik karakteri duvarlarda yaşayan adam Eugene (Ryan Lampp)’dir. Tüm bu karakterlerin hikâyeleri çoğunlukla mantıksız bir alt yapı oluşturularak bir araya getirilmeye çalışılır. Mizahi seviyesinin çok basit olması bir yana, korku filminin en önemli ögesi olan ses patlamalarının gereksiz yerlerde kullanılması Housebound için dezavantaj oluşturuyor. Film, harmanlamaya çalıştığı türlerin hakkını bir türlü veremiyor. Hikâyenin aldığı absürt hâl olmasa yalnızca birkaç sekansta gerilir ve çok az sahneye gülerdik. Hedef şaşırtmak için kullanılan yan karakterlerin birbirleri arasında kurulan veya koparılan bağ, filmin genelinde samimiyetsiz etki bırakıyor. Yaratmak istediği absürt dünyayı sinematografik olarak destekleyebiliyor olsa da genç yönetmen Gerard Johnstone, senarist kimliğinden bir an önce soyutlanmalı... “Perili ev” kavramını tamamen kurgusal bir kavram olarak ele alan Johnstone’nun, kanunlardaki boşluklar, insanlar arasındaki ön yargı ağı ya da kadının toplumdaki temsili üzerine söyleyebileceği çok şey varken hepsini çöpe atması, oldukça büyük bir hayal kırıklığı yaratıyor. Genç yönetmen, korku – gerilim – kara komedi türlerinde yakalayamadığı başarıyı filmin karakterleri üzerinden işlediği absürt etkiyle kurtarıyor ama özetle Housebound; Yeni Zelanda Sineması adına söyleyebilirim ki, beni kesinlikle heyecanlandırmadı.

Yazar Puanı

Puan - 36%

36%

36

İyi bir korku filmiyle, seyircisini aptal yerine koyan korku filmi arasında ince bir çizgi vardır.

Kullanıcı Puanları: 0.98 ( 3 votes)
36
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi