Aşk unutulabilir mi, unutulmalı mı? Hangimiz denememişizdir ki unutmayı? Belki bir bakışla, belki bir gülüşle, belki de açıklanamaz bir hiçlikle başlayan, tüm gökyüzünü hatta bütün okyanusları kalbimize sığdıran aşkı içimizden çıkarmaya karar vermek yeter sanırız unutmak ve unutulmak için. Heyhat o aldığımız karar sadece içimizdeki gökyüzünün renginin değişip kararmasına, bulutlu bir sonbahar havasına dönüşmesine yardımcı olur o kadar. Sürekli bir yağmur başlar artık kalbimizde, ne elimizde şemsiye, ne üzerimizde bir çatı vardır. Yağmur, gözyaşı ve büyük bir yalnızlık. Sonrasında ise hep aynı yalan: Unuttum. Bunun üzerine yazılan o kadar çok şarkı ve şiir var ki, haksız olamam sanıyorum. ‘Soranlara unuttum diyorum artık bitti’ ile başlayan sonrasında ‘Yalan’ çığlıyla devam edip içindekileri dışa vuran bir şarkı da var, Sadri Alışık’ın hıçkırık sesleri eşliğinde hafızamızda yer eden ‘Ah Müjgan Ah’ şiiri de. Unutmayı o kadar kolay sananlara ise tavsiye edilecek en güzel film Eternal Sunshine of Spotless Mind yani Sil Baştan.


Filmin adı Alexander Pope’un ‘Eloisa to Abelard’ şiirinden alıntı. Çok uzun ve anlamlı bu şiirin bir mısrası. Filmimizin konusu ise ilk paragraftan anlayacağınız üzere sevgiliyi, yaşanan aşkı unutma çabası. Joel rolündeki Jim Carrey sevgilisini (ya da aşkını demek daha doğru olacak sanırım) beyninden tamamen çıkartmak için bu işlerle ilgilenen bir doktora başvurur. Doktor kendisine onu tamamen unutacağının garantisini verir. Bir gece doktorun ekibi Joel’in beynine girerek sevgilisi Clementine (Kate Winslet) ile ilgili tüm anıları silmeye başlarlar. Ancak hiçbir şey söylendiği kadar kolay olmayacaktır.


Jim Carrey ve Kate Winslet’ın oyunculuklarını uzun uzun ve övgülerle anlatabilirim ki aldıkları ödüller de bir hayli fazla. Oscar’da ve SAG’da Kate Winslet en iyi kadın oyuncu dalında aday olup, Altın Küre’de ve BAFTA’da Kate Winslet en iyi kadın oyuncu, Jim Carrey en iyi erkek oyuncu ödüllerini evlerine götürdüler. Onlarla birlikte bu filmde birçok ünlü isim yer aldı. Tom Wilkinson, Elijah Wood, Mark Ruffalo ve Kirsten Dunst filmde yer alan önemli oyuncular. Ancak Jim Carrey ve Kate Winslet bir aşkı acısıyla, karamsarlığıyla, mutluluğuyla içimize işleyecek bir şekilde bizlere aktarabiliyorlar ve diğer oyuncuların rollerini de neredeyse figüran düzeyine indiriyorlar.


‘Being John Malkovich’ filminin de senaristliğini yapan Charlie Kaufman o filmin bir sahnesinde de Alexander Pope’un şiirini bizlere dinletmeden edemez. Değişik senaryolar yazarı Kaufman farklı tarzıyla unutulmaz arasına girdi demek için henüz erken olsa da filmlerini merakla takip ettirecek bir senarist. Aynı şeyi yönetmen Michel Gondry için söylemek pek mümkün değil. Her ne kadar bu filmde başarılı olsa da bu başarıyla yetinmiş görünüyor. Bu filmden sonra kendisine herhangi bir şey katmayı gerek görmeyen yönetmen pek de başarılı sayılmaz.


Ne oyuncular, ne yönetmen, ne de senarist değil size filmi zevkle izlettiren. Ortada yaşanmak istemeyen bir aşk ile onun acılarını çeken bir çift var. Bize tattırılan bu aşk bir destan değil belki, sadece bir masal. İçinde kurbağalar, prensesler yok elbette ancak en az onlar kadar samimi hatta daha da fazla gerçek kahramanlar. İnsanın kalbinin kıyılarına vuran dalgaların nedenini bilmek istememesi, o dalgaların sebep olduğu kocaman bir tankerin altında ezilmeme çabası ve ne olursa olsun aklın hep o tankerde ve dalgalarda kalması.

Film kendimizle yüzleşme, aşkımızı sorgulama filmi olmakla birlikte unutulmaz aşklara da hafıza da ayrılan yer kadar, belki bir nefes alımlık, belki bir ömürlük selam vermemizi sağlıyor. Ben çoktan unuttum diyenlere ise sadece ufak bir ders veriyor. Zevkle izleyip, hüzünle bitireceğiniz bir film olduğunu düşünsem de iyi seyirler, unutulmaz aşklar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi