Jade’e göre başarı, Maria’ya göre ise gerçekten intikam almak en güzel intikam alma yöntemidir ve aynı adam tarafından daha genç biri için terk edilmiş bu iki kadın, şimdi aynı evi paylaşmak zorundadırlar. Margarethe von Trotta’nın yönetmenliğini üstlendiği, kendisinin İngilizce dilindeki ilk filmi olan Eski Kocam(ız), farklı karakter yapısına sahip iki kadının, birbirlerini gerçekten anlamak zorunda kalmalarını bir yandan da aynı darbeyle dağılmış hayatlarını bir düzene sokma çabalarını anlatıyor. Nick, hikâye boyunca adının sürekli geçmesiyle var olan, ancak fiziksel anlamda o kadar da olmayan bir karakter. Haluk Bilginer’in hayat verdiği karakter hikâyede büyük bir öneme sahip olsa da tok sesi ve kendisine özgü karizmasıyla arada sırada karşımıza çıkıyor. Genel anlamda filmi ilerleten iki önemli karakter ise güçlü oyunculukları ile daha yeni genç bir model için terk edilmiş Jade Henderson (Ingrid Bolsø Berdal) ve 10 yıl önce aynı adam tarafından o zamanlar genç bir model olan Jade uğruna terk edilmiş Maria Henderson (Katja Riemann). Senaryosunu daha önce Hannah Arendt (2012) için de Margarethe von Trotta ile işbirliği yapan Pam Katz’in yazdığı filmin akışına bir de Maria ve Nick’in kızları Antonia Henderson (Tinka Fürst) ve onun oğlu Paul (Vico Magro) eklenince aradaki zıtlaşma öyle çok artıyor ki, aynı çatı altında yaşamak zorunda bırakılan kadınlar, aralarındaki tüm problemleri, özellikle de Nick’i bir tarafa bırakıp birbirlerini anlamaya başlıyor. Nick ise beraber yaşamak zorunda bıraktığı bu kadınlardan adeta kendisine karşı bir ekip yaratmış oluyor. İlk Eşler Kulübü (1996) filmini akıllara getiren Eski Kocam(ız), güçlü oyunculukların yükselttiği hafif bir komedi. Eski Kocam(ız): “Benim kocam bir skandaldı, Jade’in kocası ise aptal.” Aralarında geçmişten gelen çözülmemiş problemler olan Maria ve Jade, Nick evin kendi sahip olduğu kısmını Maria’ya bırakınca birlikte yaşamaya zorlanıyor, dolayısıyla aralarındaki problemler de bir bir yerlerini anlayış ve dayanışma duygularına bırakıyor. Maria, evin ilk sahibi, Nick’in ise ilk eski eşi, Alman ve evine düşkün bir anne. Jade ise soğuk tavırları, siyah beyaz kıyafetleri ve protein yiyecekleri ile Maria’nın olmadığı her şey. Her ne kadar belirgin zıtlıkları, bu iki karakter arasındaki aynı ortamda sıkışmış olmalarından doğan komedi durumunu besliyor olsa da, kadın rolleri için var olan kalıpları da akıllara getiriyor. Yani, “çalışan, kariyer odaklı kadın her zaman soğuk ve annelikten uzak iken, evde oturup ailesini tercih etmiş kadın ise anaç ve sıcaktır”. Halbuki, özellikle günümüzde çoğu kadın bu iki karakteristik özelliği de başarıyla omuzlayıp dengeleyebiliyor, aradaki çizgi bu kadar belirgin değil. Maria ve Nick’in kızları Antonia ise Jade’e yakın durdukça oğlunu ihmal eden soğuk kadına dönüşüyor. Jade, Maria’dan esinlenmeye, Maria ise Jade’in duruşundan ilham almaya başladığında ise, bu iki kadın arasındaki dayanışma hâli güçleniyor ve nihayet, ayrılık sonrası yıkılmışlıklarından ve bir adamdan dolayı aralarında var olan birbirlerine karşı intikam isteğinden kurtulup, hayatlarına devam etme aşamasına geçiyorlar. Nick için ise ayrılık, hiçbir zaman çok da mühim değil, zaten onun için kadınların "son kullanma tarihi" 40 yaş. Daha önce New Blood, Ben-Hur, Shelter ve The Ottoman Lieutenant gibi yapımlarda izlediğimiz, bu kez Nick rolünde ilk defa yabancı bir yapımda başroller arasında yer alan Haluk Bilginer’in yabancı platformlardaki duruşunun ise gün geçtikçe güçlendiğini gözlemliyoruz. Jade ve Nick arasındaki dinamik…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

İlk Eşler Kulübü (1996) filmini akıllara getiren Eski Kocam(ız), güçlü oyunculukların yükselttiği hafif bir komedi.

Kullanıcı Puanları: 4.8 ( 1 votes)
55

 

Jade’e göre başarı, Maria’ya göre ise gerçekten intikam almak en güzel intikam alma yöntemidir ve aynı adam tarafından daha genç biri için terk edilmiş bu iki kadın, şimdi aynı evi paylaşmak zorundadırlar. Margarethe von Trotta’nın yönetmenliğini üstlendiği, kendisinin İngilizce dilindeki ilk filmi olan Eski Kocam(ız), farklı karakter yapısına sahip iki kadının, birbirlerini gerçekten anlamak zorunda kalmalarını bir yandan da aynı darbeyle dağılmış hayatlarını bir düzene sokma çabalarını anlatıyor.

Nick, hikâye boyunca adının sürekli geçmesiyle var olan, ancak fiziksel anlamda o kadar da olmayan bir karakter. Haluk Bilginer’in hayat verdiği karakter hikâyede büyük bir öneme sahip olsa da tok sesi ve kendisine özgü karizmasıyla arada sırada karşımıza çıkıyor. Genel anlamda filmi ilerleten iki önemli karakter ise güçlü oyunculukları ile daha yeni genç bir model için terk edilmiş Jade Henderson (Ingrid Bolsø Berdal) ve 10 yıl önce aynı adam tarafından o zamanlar genç bir model olan Jade uğruna terk edilmiş Maria Henderson (Katja Riemann). Senaryosunu daha önce Hannah Arendt (2012) için de Margarethe von Trotta ile işbirliği yapan Pam Katz’in yazdığı filmin akışına bir de Maria ve Nick’in kızları Antonia Henderson (Tinka Fürst) ve onun oğlu Paul (Vico Magro) eklenince aradaki zıtlaşma öyle çok artıyor ki, aynı çatı altında yaşamak zorunda bırakılan kadınlar, aralarındaki tüm problemleri, özellikle de Nick’i bir tarafa bırakıp birbirlerini anlamaya başlıyor. Nick ise beraber yaşamak zorunda bıraktığı bu kadınlardan adeta kendisine karşı bir ekip yaratmış oluyor. İlk Eşler Kulübü (1996) filmini akıllara getiren Eski Kocam(ız), güçlü oyunculukların yükselttiği hafif bir komedi.

Eski Kocam(ız): “Benim kocam bir skandaldı, Jade’in kocası ise aptal.”

Aralarında geçmişten gelen çözülmemiş problemler olan Maria ve Jade, Nick evin kendi sahip olduğu kısmını Maria’ya bırakınca birlikte yaşamaya zorlanıyor, dolayısıyla aralarındaki problemler de bir bir yerlerini anlayış ve dayanışma duygularına bırakıyor. Maria, evin ilk sahibi, Nick’in ise ilk eski eşi, Alman ve evine düşkün bir anne. Jade ise soğuk tavırları, siyah beyaz kıyafetleri ve protein yiyecekleri ile Maria’nın olmadığı her şey. Her ne kadar belirgin zıtlıkları, bu iki karakter arasındaki aynı ortamda sıkışmış olmalarından doğan komedi durumunu besliyor olsa da, kadın rolleri için var olan kalıpları da akıllara getiriyor. Yani, “çalışan, kariyer odaklı kadın her zaman soğuk ve annelikten uzak iken, evde oturup ailesini tercih etmiş kadın ise anaç ve sıcaktır”. Halbuki, özellikle günümüzde çoğu kadın bu iki karakteristik özelliği de başarıyla omuzlayıp dengeleyebiliyor, aradaki çizgi bu kadar belirgin değil. Maria ve Nick’in kızları Antonia ise Jade’e yakın durdukça oğlunu ihmal eden soğuk kadına dönüşüyor. Jade, Maria’dan esinlenmeye, Maria ise Jade’in duruşundan ilham almaya başladığında ise, bu iki kadın arasındaki dayanışma hâli güçleniyor ve nihayet, ayrılık sonrası yıkılmışlıklarından ve bir adamdan dolayı aralarında var olan birbirlerine karşı intikam isteğinden kurtulup, hayatlarına devam etme aşamasına geçiyorlar. Nick için ise ayrılık, hiçbir zaman çok da mühim değil, zaten onun için kadınların “son kullanma tarihi” 40 yaş. Daha önce New Blood, Ben-Hur, Shelter ve The Ottoman Lieutenant gibi yapımlarda izlediğimiz, bu kez Nick rolünde ilk defa yabancı bir yapımda başroller arasında yer alan Haluk Bilginer’in yabancı platformlardaki duruşunun ise gün geçtikçe güçlendiğini gözlemliyoruz.

Jade ve Nick arasındaki dinamik düşünüldüğünde zaman zaman kendisiyle çelişen anlamda bir feminist duruş sergileyen film, hikâyesi üzerinden 40 yaş sonrası kadınları rafa kaldırma yönündeki özellikle sektöre hakim genel tutum, kadınların kendilerini sarıp sarmalayıp etrafta hayalet gibi uçuşmaları gerektiği düşüncesi benzeri cinsiyetçi fikirlere göndermeler yapıyor ve Jade’in kabullenemeyen tepkileriyle bu görüşleri şiddetle reddediyor. Çoğunlukla geniş, lüks ve ışıklı bir New York çatı katı dairesinde geçen filmde bu gibi unsurlar sanki hikâyenin Amerika’da geçtiğinin altını çizmekten başka bir amaca hizmet etmiyor ve sunî kalıyor. Görüntü yönetmenliğini Jo Heim’in yaptığı filmde, hem Amerikan hem Alman tarzını yansıtan bir biçimde New York arkaplanı ve Avrupai soğuk tonlar gözlemleniyor. Film boyunca neredeyse sürekli hareketli olan kamera ise bir süre sonra olayların hızını ve duygu yüksekliğini desteklemektense izleyici için yorucu bir hâl alıyor. Filmin açılış yazıları Alman sanat ve tasarım okulu Bauhaus estetiğinin etkilerini taşıyan efsane tasarımlarıyla yıllarca Alfred Hitchcock’la da çalışmış Saul Bass’in öne çıkan farklı stili gibi değişik bir tarza sahip ve birçok yeni yapımdan farklı olarak, filmin bitimini beklemek yerine, filmin öncesinde ekrana gelme geleneğini benimsiyor. Film boyunca anlatılan hikâye ve olaylar zinciri, hiçbir zaman olağan dışı bir derecede ilginç olabilecek kadar yükselip, sivrilemiyor ve sıradan kalıyor. Film, Hollywood parlaklığında bir komedi stilini yakalamayı hedeflerken, sunî ve yüzeysel bir hâl alıyor.

Sonuç olarak film, izleyicisini derinden etkileyip akıllarda kalacak hiçbir hareket yapmamış oluyor. Eski Kocam(ız), alışkın olduğumuz ‘eşini genç bir model için terk eden varlıklı çapkın’ ve ‘terk edilmenin üstesinden gelmeye çalışan orta yaşlardaki eski eşin serüveni’ klişelerinin ötesine gidemese de komik diyalogları, absürd durumları ve güçlü oyunculukları ile izleyicisine eğlenceli zaman geçirtebilecek bir film. Dünya satışını The Match Factory’nin yaptığı filmin ülkemizdeki dağıtımcısı ise Bir Film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi