Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa

Sex sells.” Yani seks satar. Bu kural sadece sinema dünyası için değil her şey için geçerli. Reklamda da, edebiyatta da, iş dünyasının herhangi bir alanında da seks satar. İnsanların ilgisini çekmeyecek sıkıcılıktaki bir filme bir tutam erotizm katmak filmi daha çekici hale getireceği gibi, iyi bir filme bunu katmak filmi daha da güzel kılabilir. Ancak pornografi ve erotizm arasında hassas bir çizgi var. Dozu ayarlanamamış cinsellik ya da estetikten yoksun olan sahneler tam tersi bir etki yaratıp seyirciyi itecektir. Sinema tarihinden bu çizgiyi çok güzel korumuş ve hepimizin zihinlerinde yer etmiş filmlere bir bakalım istedik. İyi okumalar.

Erotizm ile Öne Çıkan 15 Başarılı Film

Gilda (1946)

gilda-filmloverss

1946 yapımı Charles Vidor imzalı bu film sinema tarihinin çok özel bir yerinde duracak her zaman. Glen Ford ve Rita Hayword’ı buluşturan bu efsane, çekildiği tarih itibarıyla elbette çıplaklık içermiyor. Parası için evlendiği zengin kocasının adamıyla ilişki yaşayan Gilda, sinema tarihinin en erotik sahnelerinden birinde sahnede Put the Blame on Mame şarkısını söylüyor. Siyah, saten straplez elbisesi, şarkıyı söylerken tek eldivenini kolundan sıyırarak atması gibi detaylar o kadar erotik ki çıplaklığa hiç gerek olmadan kadın-erkek hepimizin içini eritiyor. Ford-Hayword çiftinin arasındaki uyum ve çekim, bu erotizmin filmin bütününe de yayılmasını sağlamış. 

Belle de Jour (1967)

belle_de_jour_filmloverss

Sinemanın dahi ve haşarı yönetmeni Louis Bunuel’den adeta bir Catherine Deneuve güzellemesi filmi diyebileceğimiz 1967 yapımı Gündüz Güzeli, Joseph Kessel’in romanından uyarlanmış. İyi bir evliliği ve düzgün bir kocası olmasına rağmen bir türlü mutlu olamayan kadın, fantezilerini gerçeğe dönüştürmek için gündüzleri bir randevu evinde çalışmaya başlar. Her yaştan ve her türlü cinsel fanteziye hatta bazen de sapkınlığa eğilimi olan erkeklerle sevişir. Akşam olduğundaysa hiçbir şey olmamış gibi evine gidip korunaklı burjuva yaşantısını sürdürür. Hayalle gerçeğin, alışıldıkla fantezinin iç içe geçtiği bu Bnuel filmi, seyirci nasıl isterse öyle okunabilir. Soğuk ve kırılgan görünümlü bir üst sınıf kadının kendini düşürmeye çalışması mıdır bu, yoksa burjuvaların zaten düşkün olan hayatlarını allayıp pulladıklarını mı anlatır; maskelerini mi düşürür bilemeyiz. Belki de ikisini birden söyler Bunuel. Ancak film ne derse desin Catherine Deneuve’u gündüz güzeli olarak görmek inanılmaz erotik bir şey orası kesin. 

Postman Always Ring Twice (1981)

postman-filmloverss

Bob Rafelson imzalı, Jessica Lange ve Jack Nicholson ikilisini karşımıza getiren bu film de bir roman uyarlaması. James M. Cain’in bu romanı önce 1946’da uyarlanmış sinemaya. İlk film bir yana bu uyarlamada Jessica Lange’ın göz kamaştıran aurası başrolde denebilir. Genç ve hınzır Jack Nicholson da baştan çıkardığı kadının kocasını kadınla birlikte öldürme planı yapan adamı çok başarılı canlandırmış. Filmde ne kadar çıplaklık var tartışılır. Ama Lange ve Nicholson çiftinin arasındaki tutku o kadar büyük ki tüm filmi ateşe veriyor denebilir. Üstelik bana kalırsa, tutku dolu bir çiftin bir kocayı ortadan kaldırmak için plan yapıyor olması bile gayet seksi düşünce olarak. Filmle ilgili söyleyebileceğimiz bir diğer şey ise ünlü mutfakta sevişme sahnesi. Sahne o kadar ateşli ve gerçekçi ki bir şehir efsanesi gibi yıllardır anlatılan bir hale gelmiş: Yönetmen kes demediği sürece o sahneyi oynamak zorunda olan oyuncular duramayıp gerçekten sevişmişler o sahnede. İzleyip kendiniz karar verin bakalım bu efsane gerçek mi. 

Betty Blue (1986)

Betty-Blue-filmloverss

Philippe Dijan’ın aynı adlı romanından uyarlanan Betty Blue tutkunun filmi desek yanlış olmaz sanırım. Betty rolünde izlediğimiz güzel oyuncu Beatrice Dalle; tutkusunu kontrol altına alamayan, bu tutku yüzünden toplumla barışamayan, önce başkalarına sonra da kendine döndürdüğü şiddet eğilimini perdeye çok güzel yansıtıyor. Zorg’a çok âşık. Önce sadece seviştiği, sadece seks üzerine kurduğu bu ilişki aşka dönüşürken eviriliyor karakterleri; bizler de bu evrime şahit olurken de son derece tutkulu ve erotik bir şey izlemiş oluyoruz seyirci olarak. 

Nine ½ Weeks (1986)

9_1_2_weeks-filmloverss

Erotizm deyince bir neslin aklına ilk gelen film budur sanırız. Mickey Rourke henüz genç ve yakışıklıyken ve Kim Basinger güzelliğinin doruklarında iken Adrian Lyne tarafından çekilen bu film 1986 yapımı. Birbirlerini hiç tanımayan iki insan sadece seks için bir araya gelir ve tutku dolu bir ilişki yaşamaya başlarlar. Ancak sevişmek en önemli yakınlaşma biçimlerinden biri insanlar için. Ve bu yakınlaşma ikilimiz arasında gerilimlere ve maceralı bir ilişkiye de sebep olacak zamanla. Buzdolabının önünde yemek yeme-yedirme sahnesi herhalde izleyen kimsenin aklından çıkamamıştır. Sonra Serdar Ortaç da denedi misal göbekten zeytin yemeyi ama bu filmdeki gibi başarılı bir çalışma olamadı maalesef. 

Önceki Sayfa1 / 3Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi