Her ölüm erken ölümdür, evet. Ancak bazı ölümler vardır ki, çok daha fazlasını kaybettirir insanlara. Çünkü o ölümle birlikte yalnızca bir kişi değil, bir gelecek, yapılabilecek ve tahayyül etmenin artık mümkün olmayacağı onlarca şey de yok olmuştur. Bu sebeple bazı ölümler – kelimenin ilk anlamıyla erken olmasalar bile – hem hayatını kaybeden kişi hem de tüm dünya için “erken”dir.

Friedrich Wilhelm Murnau’nun talihsiz bir şekilde hayatını kaybedişi de bu şekilde erken bir ölümdür. 1888 doğumlu Alman Dışavurumculuğunun ve Kammerspielfilm’in bu önemli ismi, yalnızca kırk iki yaşında geleceği – ve sinemanın geleceği – için büyük bir adım atmak üzere gittiği ABD’de elim bir trafik kazasında hayatını kaybeder. Geride ise sinemanın devrimci birkaç filmini ve geleceğe dair bir vizyonu bırakır.

Murnau’nun en çok bilinen filmi şüphesiz Nosferatu’dur. 1922 yılında çekilen bu ilk Dracula uyarlaması telif sorunları sebebiyle Nosferatu adını almıştı. Dışavurumculuğun imza görselliği, gölge-ışık oyunları, köşeli, keskin dekor ve kostüm tasarımlarına sahip olan filmde Kont Dracula yerine de belki gelmiş geçmiş en korkunç Dracula tasvirlerinden biri olan Kont Orlok vardır. Film isim değişikliğine rağmen Bram Stoker’ın akrabaları tarafından dava edilmiş ve yaktırılmıştır; çok şükür ki bir kopya sağ salim bu süreçten kurtulabilmiş ve bu başyapıtı bugünlere taşımıştır.

1924’te çektiği Kammerspielfilm’in en önemli eserlerinden biri olan Der Letze Mann (Son Kahkaha) da Alman sinemasının da en önemli eserlerinden biri olarak görülmektedir. Dönemin en ünlü oyuncularından Emil Jannings’in muazzam oyunculuğu ile Alman dışavurumculuğunun en önemli isimlerinden Carl Mayer’in senaryosu ile ortaya çıkan film gerçekten de bir başyapıttır. Hiçbir ara yazıya sahip olmayan film, 1924’te, savaş sonrasının sıkıntılı ortamında kamerasını alt sınıflara çevirir. Bu yenilikçi film ile birlikte, Murnau’nun Hollywood yolunun açıldığı söylenir. Böylece sinema başyapıtı Sunrise’ı çekebilecektir.

Tam adı Sunrise: A Song of Two Humans, yani Gündoğumu: İki İnsanın Şarkısı olan bu 1927 yapımı sessiz sinema başyapıtı, Alman dışavurumculuğunun etkilerinin ABD’de uygulandığı ilk film denebilir. Sokakların yeniden üretildiği, birçok sahnenin kaydırmalı çekimle kayda alındığı, peri masalı bir dünya yaratmak için abartılmış bir sanat yönetiminin kullanıldığı bu film, ilk femme fatale filmlerinden biridir de. Kendince bir aile yaşamı olan ve çiftçilik ile uğraşan bir adam, şehirli bir kadın tarafından baştan çıkarılır ve karısını öldürmesi için ikna edilir. Çiftçi aklında cinayet fikri ve sevdiği iki kadınla, etik bir tercih ile baş başa kalacaktır.

Sonrasında ise, büyük belgeselci Flaherty ile beraber yazdığı Tabu gelecektir. Tahiti de geçen bu yarı-belgesel tadındaki epik eser vizyona girmeden bir hafta önce Murnau, geçirdiği elim bir trafik kazası ile hayata veda edecek, sinemayı bir vizyonerden mahkum bırakacaktır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi