30’lu yaşlarına yaklaşmış, ülkemizin büyük şehirlerinde yaşayan Türk insanın en belirgin ortak özelliği kurduğu hayalleridir. Bu hayaller mutlaka bir noktada buluşurlar; “Ben emekli olduktan sonra şehir sıkıntısından uzak, müstakil bir eve taşınacağım, orada kafamı dinleyeceğim, ailemle mutlu huzurlu bir yaşam süreceğim.” Ne yazık ki dünyanın şu anda içinde bulunduğu acımasız koşullar, bu hayallerimizi gerçekleştirebilmemizin önünde – yıkılacağından haberi dahi olmayan – Berlin duvarı gibi sert ve kibirli bir şekilde duruyor.



Yüksel Aksu’nun Türk sineması için bir şans olduğunu düşünüyorum. Dondurmam Gaymak ile içinde bulunduğu koşullara aldırış etmeden, birçok yönetmeni kıskandıracak, öyle başarılara imza attı ki; En iyi yabancı film dalında Oscar aday adayı olması, filmin içtenliğinin yanında önemsiz bir detay olarak hafızalarda kaldı. Toplumsal sorunları kendi mizah anlayışı ile irdeleyen yönetmen, yine harika bir işe imzasını atmış.


Sizlere konuyu her ne kadar ben anlatmak istesem de benden çok daha başarıyla anlatıyor Yüksel Aksu, henüz filmin ilk sahnesinde: “Bi gün bi tarihte bizim Efeköy’e entel dantel benim gibi saçlı sakallı birtakım adamlar gelmişler. Neden geldiklerini sonradan annadık. Bunlar eski daş evleri almışlar, zeytinlikleri almışlar, graç tarlaları hiç bazarlıksız almışlar. İstanbul’un sıkıntısından bıkmışlar, şehrin gürültüsünden, kaosundan, trafiğinden, hava kirliliğinden bıkmışlar. İnsanın insana yabancılaşmasından bıkkınlık gelmiş, çekip gidelim lan bu şehirden demişler, alternatif komün köyü kuralım demişler. Kimisi deyor bunlar entel dantelmiş, kimisi deyor Anarşiye garışmış, kimisi deyor alternatif yaşam komün köyü gurcaklarmış. Tahminime göre Anarko sendikası bile olabilir bunlar.  Thomas More’dan etkilenmişler. Jan Jak Russo’dan etkilenmişler. Son dönemdeki ütopyacılardan komple etkilenmişler. Gimisi anasından, babasından kalan malı satıp, gimisi üç beş kuruş birikimini bir araya goymuşlar, hep beraber beynelmilel bir komün kurmak için çıkmışlar yolla fakat komün kurmak öyle kolay mı? “


Yönetmenin, entel dantel diye adlandırdığı grup ile köylü arasında güzel giden dostluklar, Efeköy’ün yakınlarına Termik Santral yapılacağı haberi ile bozuluyor. Bu saatten sonra Efeköy’de yaşayan köylüler mi köyün sahibi yoksa şehirden gelen grup mu işte burada roller değişiyor.


Filmin başrolünü, köyün muhtarı olarak izlediğimiz Şahin Irmak üstleniyor. BKM’den hatırlayacağımız genç oyuncu gerçekten başarılı. Mimikleri ve şivesi ile bu tarz filmlerin vazgeçilmezi olacağını şimdiden kanıtlıyor olsa da Entelköy Efeköy’e Karşı sadece bir oyuncunun üzerine yoğunlaşmanın imkansız olduğu bir yapım. Kısacası film, usta oyuncu Emin Gürsoy’dan, bekçi Nihat rolündeki Nihat Kapız’a kadar anlatmama paragrafların yetmeyeceği harika oyunculuklara sahip.


Üzerine belgeseller çekilmesi gerekecek kadar önemli bir konuyu, bir karikatür edasında eleştirerek, izleyenlerin aklına sokmayı başarabilen sıcacık bir film ile karşı karşıyayız. Sizlere naçizane önerim çok komik bir film izleyeceğiz diye şartlanarak izlemeyin. Her ne kadar gerçekten gülerek izleyeceğiniz bir film olsa da büyük beklenti size umut ettiğinizi veremeyebilir. Ancak sıcacık, biraz sizden biraz bizden biraz da türküdeki gibi “gitmesek de görmesek de” varlığından haberdar olduğumuz köy halkından bir film.

İyi Seyirler…

“Çok eski zamanlarda buralarda bir çoban yaşarmış. Yapayalnız keçilerini güdermiş. Bu çoban öyle bir kaval çalar öyle bir kaval çalarmış ki, bütün börtü böcek ne varsa aşka gelirmiş. Kral tanrı Zeus’un bir kızı varmış Selena diye: “Ay tanrıçası”. Bu Selena bizim çobana aşık olmuş. Ne zaman bu çobanın kaval sesini duysa bütün işini gücünü bırakır soluğu çobanın yanında alırmış. Işığıyla onu sarar sarmalar aydınlatırmış. Diğer tanrılar buna çok kızmış. Kral tanrı Zeus’a çıkıp şikayet etmişler. “Vallahi namus elden gitti, senin bu kız bir ölümlüyle sevişip duruyor” demişler. Zeus kızının çobana çok aşık olduğunu görünce çobanı öldürmeye kıyamamış. Ne edeyim ne edeyim diye düşünürken onu ölümsüz bir uykuya yatırmış. Bu beş parmak dağlarındaki bir Zeytin ağacının kavuğuna saklamış. İşte o gün bugündür Ay Tanrıçası, Selena, kabak gibi doğar, geceyi gündüz yapar, sevdiğini ararmış.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi