1954 yılında New York’ta doğan Denzel Washington, aldığı gazetecilik eğitiminin ardından oyunculuğa yönelir. 1981 yılında Carbon Copy filmi ile başlayan kariyerinde onlarca filmde rol alıp, farklı karakterlere hayat veren başarılı oyuncu, adaylıkları yanında aldığı iki Oscar ödülü ile de bu başarısını perçinler. Glory filmindeki performansıyla akademi tarafından En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ödülüne layık görülen Denzel Washington, bu filmle birlikte kariyerinde de ciddi bir yükselişe geçer. Training Day ile de En İyi Erkek Oyuncu dalında Oscar alan Washington, Sidney Poitier’den sonra bu ödülü alan ikinci siyahi aktör olur. Oynadığı her filmde filmin kalitesini yükselten, çok farklı tür filmlerde yer almasa da, içinde yer aldığı projelerde göz doldurucu performanslarıyla dikkat çeken bu başarılı aktörün, bu hafta vizyona girecek “Adalet-The Equalizer” filmi vesilesiyle, en iyi performslarını hatırlayalım istedik.

Glory-1989

1862 yılında Amerikan İç Savaşı devam ederken, siyahilerden oluşan bir tabur kurulmasına karar verilir. Tecrübesiz askerlerden oluşturulan 54. Massachucest Alayı, bir anlamda ayrımcılığa ve köleliğe de karşı olan bu savaşta siyahilerin özgürlük mücadelesi için çarpışmalarına olanak yaratacaktır. Birliğin komutanı Robert G. Shaw, düşman orduları tarafından kendisi için çıkartılan ölüm emrinin yanında, askerlerin kendi aralarındaki olayları da çözmek durumundadır. Matthew Broderick’in başrolü üstlendiği filmde yan rolde karşımıza çıkan Washington, özellikle kırbaçlanma sahnesindeki üstün performansıyla En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscarı’nı kazanmıştır. Hem fiziksel hem de duygusal anlamda yaşadığı acıyı kaş, göz, burun ve ağız hareketleriyle yansıtan oyuncu filmin de en akılda kalıcı sahnelerinden birine böylelikle imzasını atmıştır.

Malcolm X-1992

Yaşadığı dönemde diğer siyahiler gibi oldukça zor bir yaşamı olan Malcolm, hayatını sürdürebilmesi için küçük hırsızlıklar yapmaktayken bir gün yakalanır ve hapishaneye gönderilir. Hapishanede karşılaştığı bir grup sayesinde din ile ilgili görüşleri değişen ve gerçek kimliğini bulmaya başlayan karakterimiz tekrar özgürlüğe kavuştuğunda; hayatını, kendilerini suça iten zihniyetle mücadeleye adayacaktır.  Spike Lee’nin yönetmenliğini yaptığı filmde Amerikan tarihinin en önemli aktivistlerinden birine hayat veren Denzel Washington, bu riskli rolün altından kalkmayı biliyor. Ses tonu, yürüyüşü, mimik ve jestleri ile Malcolm X’i canlandırmıyor, adeta o oluyor. Kendisine Oscar adaylığı getiren bu filmden sonra dile getirilen “Acaba Denzel Washington müslüman mı?” tarzı sorular da bunun en önemli göstergesi olsa gerek.

Philadelphia-1993

Yönetmenliğini Jonathan Demme’nin üstlendiği film 80’li yıllarda ABD’de yaşanan AIDS salgınını konu almaktadır. Andrew Beckett, çalıştığı hukuk bürosundan hastalığı bahane edilerek çıkartılır fakat işten kovulmasının ardındaki asıl sebep eşcinselliğidir. Hakkını savunacak avukat bulmakta epey zorlanan Beckett, homofobik Joe Miller’a davayı kabul ettirir. Beckett’in hayatı ve gururu için girdiği bu mücadele, Miller’ın da korkularını ve önyargılarını aşmasına sebep olacaktır. Filmdeki performansıyla En İyi Erkek  Oyuncu Oscarı’nı alan Tom Hanks ‘e yan rolde eşlik eden Denzel Washington, karakterinin yaşadığı dönüşümleri oldukça hoş bir şekilde yansıtmış. Mahkemede jüriye konuştuğu sahne ise yeteneğin ortaya çıktığı anlardan biri olarak akıllarda yer etmiştir.

Crimson Tide-1995

Rusya’da çıkan iç karışıklıkla birlikte aşırı milliyetçiler bir nükleer karargahı ele geçirir ve buradan elde ettikleri silahlarla ABD ve Japonya’yı tehdit ederler. Bu durum karşısında misilleme için bölgeye sevk edilen USS Alabama isimli nükleer denizlatı, bir torpido saldırısı sonucunda telsiz bağlantısını kaybedince denizaltının kaptanı Frank Ramsey’i ve yardımcı komutanı Ron Hunter’ı zor anlar bekleyecektir. Geneli kapalı bir ortamda geçen ve ana karakterlerinin düştüğü fikir ayrılıkları üzerine gerilim yaratan filmde; Denzel Washington, yolu askeriyeye tesadüfen düşmüş bir düşünce adamı olarak betimlediği Ron Hunter’a derin anlamlar katmayı bilmiştir.

The Hurricane-1999

Senaryosu, Rubin Carter’ın gerçek öyküsünden yola çıkılarak yazılan The Hurricane; kariyerinin en parlak günlerini yaşayan ve ünvan için en önemli aday olarak gösterilen bir boksörün, iftira sonucunda müebbet hapis cezasına çarptırılmasını ve sonrasında gelişen olayları anlatıyor. Çekimler başlamadan önce profesyonel boksörlerden ders alan Denzel Washington, ringdeki mücadele sahnelerinde çok inandırıcı bir performans ortaya koyarken, asıl başarıyı hapishanedeki bölümlerde gösteriyor. Rubin’in 3 ay boyunca hücrede kaldığı ve delirme noktasına geldiği sahnelerde Washington, karakterin içinde bulunduğu psikolojiyi seyirciye geçirirme konusunda gayet başarılı bir iş ortaya koyuyor.

Remember the Titans-2000

Hollywood’da her sene 2-3 tane yapılan spor filmlerinin 2000 yılındaki örneklerinden Unutulmaz Titanlar-Remember the Titans, konusu ve Denzel Washington faktörü sayesinde türdeşlerinden bir iki adım öne geçmeyi başarıyor. Irkçı tutumların yaygın olduğu bir dönemde lise Amerikan futbolu takımına koç olarak atanan siyahi Herman Boone, hem takımın içindeki siyahi-beyaz farklılığını ortadan kaldırmak, hem toplumdaki o algıyı değiştirmek hem de takıma başarılar kazandırmak niyetindedir. Takımın eski koçu Bill Yoast ile başlarda yaşadıkları gerginliği aşmaları başarı yolunda attıkları ilk büyük adım olacaktır. Denzel Washington, doğuştan gelen saygı duyulası fiziğinin artılarını filmde kullanırken, gaza getirici konuşmalarıyla ve hareketleriyle de ihtiyaç duyulan sinerjiyi oluşturma konusunda beklenileni karşılıyor.

Training Day-2001

Akademiden mezun olduktan sonra ilk görevi için Los Angeles Polis Departmanı’na gelen Jake Hoyt, ünlü dedektif Alonzo Harris’in ekibine katılmak için çok isteklidir. Ekibe katılmak için 24 saatlik bir deneme süresine tabi tutulmasına karar verilen Hoyt, heyecanlı geçen günün ardından ekip ve Alonzo Harris ile ilgili düşüncelerini tekrar gözden geçirecektir. Denzel Washington’un canlandırdığı ilk kötü karakter olan Alonzo Harris, başarılı oyuncuya En İyi Erkek Oyuncu Oscarı’nı da kazandıracaktır. Mimikleriyle, tarzıyla, konuşma biçimiyle karakterini fetişleştirebilip, bunu herhangi bir yapmacıklığa kaymadan gerçekleştirmesiyle, polisiye severlerin gözünde daha üst sıralara çıkartmayı başarıyor filmi. İzleyen herkesin bu filmdeki performansıyla takdir ettiği Washington yaptığı bir açıklamada, Alonzo Harris’in oynamaktan en keyif aldığı karakterlerin başında geldiğini söylemiştir.

Inside Man-2006

Wall Street’in en büyük kurumlarının birine boyacı kılığında girerek 50 kişiyi rehin alan 4 soyguncu polisi alarma geçirir. Klasik yöntemler izlenir ve soyguncularla anlaşmak için iki dedektif görevlendirilir. Yaptıkları her harekette soygunculardan bir adım arkada kalan dedektifler için çareler tükenmeye başlarken, dörtlünün asıl amacının banka soymak olmayacağı iddiası gündeme gelir. Spike Lee ve Denzel Washington ikilisinin bir kez daha beraber çalışma fırsatı buldukları Inside Man, başarılı oyuncuyu dedektif rolünde izlediğimiz başka bir film. Karakterinin içine girdiği çaresizlikleri seyirciye geçirmeyi bilen Washington, filmin geneline yayılan samimi oyunculuğu ile de dikkat çekiyor.

American Gangster-2007

Patronunun ölümünün ardından Frank Lucas, kendisini New York, Harlem’deki uyuşturucu ticaretinin lideri ilan eder. Güney Asya’dan Amerikan ordusunun uçaklarıyla getirdiği eroini, piyasanın altında fiyata satarak hızlı bir yükselişe geçen Lucas, diğer mafyalarla iş birliğine giderek kendi varlığını da garanti altına alır.Lucas’ı yakalamayı hırs haline getiren narkotik ajanı Richie Roberts’in gerçek öyküsünden yola çıkan filmin yönetmenliğini Ridley Scott üstleniyor. Frank Lucas’a hayat veren Denzel Washington, zaten doğduğu bölgede geçen filmde belki de kendisine en çok yakışan rolü oynuyor. Soğukkanlı şiddeti yanında, ailesine ve sevdiklerine karşı sıcak tutumuyla da dikkat çeken karakterin her hareketine kendisinden bir şeyler katıyor başarılı aktör. Yan detaylarla anlatımı güçlendirmek adına uzayan filmde, seyirciyi filmde tutan en önemli dinamik Denzel Washington’ın kendisi oluyor.

 Flight-2012

Tecrübeli bir pilot olan Whip Whitaker, bir uçuş sırasında kontrolünü kaybettikleri uçağı sıra dışı bir yöntem kullanarak minimum hasarla yere indirmeyi başarır. Bir çok kişinin hayatını kurtaran Whip, hastanede uyandığında bir kahramandır artık. Fakat soruşturma başladığında beklemediği bir durumla karşılaşır; raporlar pilotun uçuşa alkollü çıktığını göstermektedir. Yönetmen koltuğunda Robert Zemeckis’in oturduğu filmi, Denzel Washington’un tek başına sırtlandığı filmler kategorisine sokabiliriz. Soğuk bir duruşu olan ve bu filmdeki performansıyla Oscar’a aday olan Washington, panik anında soğukkanlılığını koruyup olaylara müdahele eden kaptan pilot rolünde o ciddi yapısından bir hayli faydalanmış. Hikayenin geri kalan kısımlarında ise alkol problemleri içindeki Whip’in bu bağımlılıkla mücadelesini izlettiren tek şey aktörümüzün rol kabiliyeti oluyor. Ortalama bir film, Washington sayesinde yine ipten dönüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi