Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Alman Edebiyatı dediğimizde, gözümüzde diğer ülkelerin aksine belirli bir döneme veya tarza damga vurmuş birçok yazardan bahsetmek pek mümkün değil. Çünkü Alman Edebiyatı ve sanatçıları çok farklı ve aynı zamanda geniş dönem ve tarzlara yayılmış durumdalar. Bu da Alman Edebiyatı ile ilgili bir genel bakış atmayı zorlaştıran bir etmen.

Sanatçıların belli bir tarzda toplanmamış olması, kişihasel olarak tek başlarına değerlendirmeyi gerektirmesi sebebiyle sinema sektörünün de bu edebiyata yaklaşımı tamamen yönetmen ve yapımcıların kendi spesifik zevkleri üzerinden ilerlemiş. Hal böyle olunca Alman Edebiyatı’nın sinemadaki yansımalarının fazlasıyla yetersiz ve de zayıf olmasına şaşırmamak gerek. Öyle ki Thomas Bernhard, Christa Wolf gibi ünlü yazarların eserlerinin elle tutulur bir uyarlamasının yapılmamış olmaması gerçekten üzücü bir durum.

Bir de dosyayı hazırlarken karşılaştığım ironik bir detayı da anlatmadan geçemeyeceğim. Filmlerle ilgili araştırma yaparken Wim Wenders’in 1987 yapımı filmi Der Himmel über Berlin filminin hikayesini ünlü Avusturyalı yazar Peter Handke’nin yazdığını öğrendim ve listeme ekledim. Fakat daha sonra uyarlanan eseri incelemek için ikinci araştırmama başladığımda Handke’nin bu filme uyarlanan bir eseri olmadığını fark ettim. Film, yazarın bir kitabından uyarlanmamış, Handke hikayeyi bizzat film için yazmıştı. Özellikle başta belirttiğimiz sinemanın edebiyat uyarlamaları konusundaki eksikliğinden sonra yazarın bu tutumunu öğrenmek gerçekten ilginçti.

Sonuç olarak dosyamızda başarılı yazarların eserlerini başarılı bir şekilde uyarlayan filmleri toplamayı başardık. Ama incelerken de fark edeceğiniz üzere, fazlasıyla bilinmeyen ve de bulunması zor olan filmler dosyamızda ağırlıklı bir yer tuttu. Bunu dosyaya başlamadan önce söyleme gerekliliğini hissetmemin sebebi siz değerli okuyucularımızın dosyadaki muhtemelen daha önce izlemediğiniz filmlere karşı çekinceli bir tavırla yaklaşmanızdan korkmam. Sizleri temin ederim ki bahsi geçen filmlerin hepsi izlenmeyi sonunda kadar hak eden oldukça başarılı filmler.

Ana (1982) – Rainer Maria Rilke (Şiirleri Üzerine)

Portekizli yönetmenler Margarida Cordeiro ve António Reis ikilisinin sadece birlikte çektikleri ve yalnızca üç filmden oluşan kariyerlerindeki ikinci film olan Ana, Rilke’nin eserlerinde işlediği doğa-insan, modernizm-insan temalarını yerel bir anlatımla birleştiren samimi ve naif bir film.

1875-1926 tarihleri arasında yaşayan Alman lirik şiirinin önemli temsilcilerinden olan Rainer Maria Rilke şiirlerinde genel olarak; ekonomik ve toplumsal bunalımları, kapitalist yaşamın getirdiği mekanikleşmeyi, cansızlaşmayı ve insanların doğayla, birbirleriyle olan yabancılaşmalarını işlemiştir.  Malte Laurids Brigge’nin Notları romanı dışında birçok şiir kitabı vardır.

Eksiksiz ve oldukça minimalist bir kırsal portresi çizen film özellikle de doğal ışıklandırma ve bölgedeki amatör oyuncularla çalışma gibi konularla natüralizmin doruklarında dolaştıran bir yapıya sahip. Ön planda akan hikayenin gerisinde sürekli hareket halindeki köy insanını anlatırken, onların sessizliklerine, doğanın içinde kaybolup gidişlerine ve sonu görünen yolda artık hiçbir şey istememelerine de değinir yönetmen. Filmde Rilke’nin lirizmi doğadır ve insan bu coşku karşısında varoluşunun şaşkınlığıyla oradan oraya dolanan aciz bir varlıktır.

Die verlorene Ehre der Katharina Blum (1975) – Heinrich Böll (Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru)

Alman Edebiyatı uyarlamaları konusunda tam anlamıyla bir otorite olan Volker Schlöndorff’un birçok filmde aktris olarak yer alan Margarethe von Trotta ile birlikte çektikleri Die verlorene Ehre der Katharina Blum (Katharina Blum’un Çiğnenen Onuru), medya-hükümet ilişkisini oldukça dingin ama yer yer beklenmedik, karakterlerin kişilik patlamalarıyla, oldukça çarpıcı bir şekilde anlatan bir yapım.

Heinrich Böll’ün 1973’te kaleme aldığı kitap kendi halindeki bir hizmetçinin, partide tanıştığı bir adamla olan ilişkisinde dolayı itham altında kalması olayını anlatıyor. Baader – Meinhof’a göndermelerde bulunan kitabın esas önemi, bilginin değeri sorusu üzerinden masum birinin suçlu olarak gösterilmesinin mümkünlüğünü oldukça naif bir karakter üzerinden anlatmasında yatıyor.

Filmin en şahsına münhasır yanı, inanılmaz sadeliği ve aynı zamanda inanılmaz çarpıcılığı. Bu ikisini aynı anda yapabilmek gerçekten kolay iş değil. Zaten bu konuda yönetmenin elindeki en iyi koz da Katharina Blum’u muhteşem bir şekilde canlandıran Angela Winkler. Bunun yanı sıra polis teşkilatı üzerinden mizahi yaklaşımı ve etkileyici finaliyle birlikte barındırdığı söylem de Die verlorene Ehre der Katharina Blum’un uyarlandığı eserin alt metninin oldukça iyi irdelendiğinin ve başarıyla uygulandığının bir göstergesi.

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi