Emrah Serbes, İzmir’de iki kişinin hayatını kaybettiği, bir kişinin yoğun bakımda olduğu kazanın sorumlusu olduğunu itiraf etti. Serbes, savcılığa giderek teslim oldu ve mahkeme tarafından tutuklandı. 

22 Eylül günü İzmir – Aydın Otoyolu’nda bir kaza meydana geliyor. Ne yazık ki iki insan, baba kız bu kazada hayatını kaybediyor.  59 yaşındaki Ayhan Özçelik ve kızı 16 yaşındaki Zeynep Özçelik. Anne, 51 yaşındaki Nilgün Özçelik ise ağır yaralanıyor.

Bugün ise Emrah Serbes Twitter hesabında bir açıklama yayınlıyor. Açıklama metni tam olarak şu şekilde:

“22.09.2017 tarihinde İzmir – Aydın otobanında meydana gelen kazanın sorumlusu benim. Bu kazada aynı aileden bir baba-kız hayatını kaybetti, anne ise yoğun bakımda. Ölen genç kız, bir çocuk, 16 yaşında. Hiçbir şey bir genç kızın hayatından daha değerli değildir. Bir rampanın ardından birden önümüze çıkan araca çarpmamak için elimden gelen bütün çabayı sarf ettim. Kaygan zemin nedeniyle yavaşlayamadığımdan direksiyonu bariyerlere kırdım. Ama çarpışmanın önüne geçemedim. Bariyerleri aşarak üç-dört takla attık ve sonunda demir tellere takılarak durduk. Açılan hava yastıkları ve aracın güvenlik sistemi nedeniyle kazayı hafif sıyrıklarla atlattık. Kaza esnasında yanımda oturan arkadaşım Kenan Doğu ile birlikte aracın sun roof’undan çıktık ve diğer aracın yanına gittik. Araçtakilerin nabızlarına baktım anne hâlâ hayattaydı. 112’yi aradık ama ambulans olay yerine çok geç geldi. Araçtan fırlayıp yolun kenarında yatan genç kızı görünce kendimi kaybettim ve bu şok nedeniyle olay anında kazayı üstlenemedim. Kazayı oturan arkadaşım Kenan Doğru üstlendi. Şu an suçsuz olduğu halde cezaevinde yatmaktadır. Kenan’ı Beşiktaş tribününden tanırım, senelerce birbirimizi kolladık. Bu hadise nedeniyle hiç kimseye bir şey söylemeden sonuna kadar cezaevinde benim için yatabilecek bir insandır. Ama oradan günler geçtikçe bu vicdanı sorumluluğu kaldıramayacağımı anladım. Savcılığa geldim ve kendim teslim oluyorum. Hayatını kaybedenleri geri getirmeyecek olsa da cezam neyse çekmeye hazırım. Hayatını kaybedenlerin yakınlarından özür dilerim.
Keşke bu kazada ben ölseydim. Hayatı boyunca haktan, hukuktan, adaletten bahsetmiş biri olarak bundan sonra doğan her gün benim için bir azap olacak.
Suçun cezasından kaçabilirsin ama vicdanının azabından kaçamazsın.”

Bu açıklamadan sonra sosyal medyada insanlar ikiye bölündü. Bir taraf Emrah Serbes’in alkollü olduğu ve tüm bu teslimiyet sürecinin planlı bir kurgu olduğu yönünde. Diğer taraf ise Emrah Serbes’in itirafını samimi bulmuş durumda. Akşam saatlerinde mahkeme tarafından tutuklanan Emrah Serbes hakkında yeni iddialar ortaya atıldı. İddiaya göre Emrah Serbes bahsettiği gibi bir vicdan muhakemesi sonucunda değil, kazanın mağduru Özçelik ailesinin yakınlarının MOBESE görüntülerinin kontrol edilmesi talebinde bulunması üzerine böyle bir itirafta bulundu. Ayrıca savcılık iki gün önce kaza sırasında aracı kullanan kişinin tutuklanan Kenan Doğru olmadığı şüphesiyle soruşturma başlatmış. Bu kapsamda şoför hava yastığı üzerindeki kan örnekleri alınarak Kenan Doğru ve Emrah Serbes’ten alınacak örneklerle Adli Tıp Kurumu’nda karşılaştırılması talimatını vermiş. Emrah Serbes’in bu sebeplerle itirafta bulunduğuna dair iddialar gündemde.

Emrah Serbes - filmloverss

Emrah Serbes ve İtirafı Üzerine

Biz savcı ya da hakim değiliz. Hukuk devletinde yaşıyoruz, hukuka güvenmek zorundayız. ‘’Kesin alkollüydü’’, ‘’İçmese neden yanındaki üstlensin’’ gibi cümleler doğruluk payları olsa da olmasa da niyet okumaktır, ön almaktır. Bu sağlıklı bir şey değil. Hukuk böyle işlemez.

Trafik kazası, hele ki ölümlü kaza çok zor bir şey. Kimsenin başına gelmesin böyle bir şey. Yalnız konu ne olursa olsun Emrah Serbes orada kaza yaptığı, ölmelerine sebep olduğu insanları bırakıp kaçmıştır. Yalan söyleyip suçu başka birinin üzerine atmıştır. Bunun açıklaması yok. İşin kötüsü Emrah Serbes son zamanlarda kendini jiletlemek, ‘’delikanlılık’’ minvalinde yaptığı paylaşımlarla birçok kesimin tepkisini çekmeye başlamıştı. Bu olayda da gidip vicdan azabıyla, sessizce teslim olmak yerine yine şov yapıyor. Fakat kendisini jiletlemesi, üslubunu beğenmememiz bize hakimlik yetkisi vermez. Umarım bu itiraf alkol – uyuşturucu meselelerinden kurtulmak  için bir hafta sonra gerçekleşmemiştir. Yoksa Emrah Serbes’in tüm savunduğu hak, adalet, eşitlik kavramları büyük bir yalandır. Emrah Serbes, son dönemde girdiği ‘’Yeraltı Edebiyatı’’ kafasıyla  kendini o kadar bitirmiş ki neredeyse herkes kendisinin bu olayda alkollü ya da uyuşturucu etkisinde olduğunu düşünüyor. Alkollü olması bir ihtimal ama kesin değil. Ne yazık ki niyet okuma yapıyoruz. Emrah Serbes’i savunmuyorum, hayata bakış açısını sevmiyorum. İnsanların öldüğü bir kazada suçu başkasına yıkmak haysiyetsizlik, sonuna kadar cezasını çeksin ama hukuka böyle yaklaşırsak bu iş olmaz. Eleştirdiğimiz insanlardan bir farkımız kalmaz. Zaten benim gördüğüm durum şu. Bir sürü insan vicdan olarak kendisini mahkum etmiş durumda. Gerçek hayat kitaplardaki gibi olmuyor. Kitaba ‘’Delikanlıyım’’ yazmakla, solcuyum, hak, hukuk, eşitlik demekle olmuyor.

Bir kesim de Emrah Serbes’in edebi anlayışıyla bu olayın bir alakası olmadığını, Emrah Serbes’i sevmeyenlerin kendisini linç etmeye çalıştığını belirtiyor. Aslında bu konuda haksızlar. Emrah Serbes’in edebi anlayışının ve üslubunun bu olayla tam olarak ilgisi yazdığı itiraf mektubudur.

”Kenan’ı Beşiktaş tribününden tanırım, senelerce birbirimizi kolladık. Bu hadise nedeniyle hiç kimseye bir şey söylemeden sonuna kadar cezaevinde benim için yatabilecek bir insandır.”

Şu cümle umarım bir tek bana garip ve yanlış gelmiyordur. İşlemediği bir suç yüzünden yıllarca hapiste yatabilmek, ses çıkarmamak, bununla övünmek, tribün kardeşliği… İşte bunlar Emrah Serbes’in ”Kaybeden” edebiyatının temelini oluşturan şeyler.

”Ama oradan günler geçtikçe bu vicdanı sorumluluğu kaldıramayacağımı anladım. Savcılığa geldim ve kendim teslim oluyorum.”

Peki eğer Emrah Serbes vicdanı kaldırabilseydi dışarıda durmaya devam mı edecekti? Arkadaşı da suçsuz yere hapiste yatacaktı yani? Zaten işlediği bir suç için teslim olan, olması gereken birinin bu kadar ”Helal Olsun” tavrıyla karşılanmasını ben anlayamıyorum. Buradan da şu sonucu çıkarıyorum: Emrah Serbes sessizce gidip teslim olmak yerine yazdığı bu mektupla okuyucusunu yine yakaladı. ”Helal olsun.”

Emrah Serbes minvalindeki yazarların edebi üslupları, eril dil kullanımları gibi konular yıllardır tartışılıyor. Özellikle Gezi sonrası patlayan Ot, Kafa, Bavul vb. dergiler sayesinde bu minvaldeki yazarlar iyice popüler oldular. Aralarında tabii ki sevdiğimiz arkadaşlarımız ve muazzam yazıları da olsa bu dergicilik anlayışı oldukça tartışmalı bir pozisyonda. Sevgili Ali Şimşek’in bu dergiler ve edebiyat anlayışları hakkında ”Yeni Dergi Furyası: Onurlandırılmış Güçsüzlük” adında muazzam bir yazısı var. Herkese tavsiye edeceğim bir yazı. Ali Şimşek, ”Neşet Ertaş ile Mayakovski’nin, Ahmet Kaya ile Edit Piaf’ın, Tanpınar ile Proust’un, Acıların Kadını Bergen ile Oğuz Atay’ın, Turgut Uyar ile Ankaralı Turgut’un aynı anda sarmalandığı bir üretim çeperi var karşımızda… Bunların bir kısmını ben uydurdum ama aynı formülle… Farkındasınızdır elbette; bir dergi patlaması yaşıyoruz. Gezi sonrası yaşanan ilginç bir patlama bu. Neredeyse üslubu birbirine benzeyen yayınlar bunlar. Mizah ve edebiyatı, popüler kültür ile “yüksek” kültürü kendince buluşturmaya çalışan bir formata sahipler.” diyor bu dergiler hakkında. Temel motivasyonlarını ise; Karşımızdaki dergi patlamasının tam merkezinde yeni ve yoğun bir duygusallık duruyor aslında. Kırılgan bir ruh hali. Benim “onurlandırılmış güçsüzlük” demeyi tercih ettiğim bir incinme ve Tutunamama hali. Elbette değişik dozajlarda neşenin ve ironin serpiştirildiği kokteyl ile yürüyen bir kaybedenler tutumu. İstisna yazılar elbet var; ama ana eğilim hep bu yönde. Neredeyse formüle dönmüş bir format var… Bu bir tarafıyla ihtiyaç elbette. Ama bir tarafıyla bizden de olsun fırsatçılığı gibi geliyor bana.” şeklinde açıklıyor.

Bu dergilerin anlayışıyla ilgili en sevdiğim yorum ise sevgili Alper Erdik’in ”Neden Bukowski Olamıyorum” yazısında: ”Yıllarca arabesk dinleyen insanları hakir gören, sevgilisi olmadığında barlara değil de birahanelere gitmek zorunda kalan gençleri, kadın bedeninin aşağılandığı yerleri meşrulaştırmakla suçlayan bu solcu toplam; kapağa ezilenlerin şarkıcısı ve gerçek bir kaybeden Azer Bülbül’ü, saf biçimde acıların kadını Bergen’i koyarak; pavyonlarda konsomatrislerle, fuhuş pazarlığındaki travestilerle röportaj yaparak günah çıkartıyor. Üzülüyoruz ve zorumuza gidiyor.”

İşte Emrah Serbes’in de edebiyatının temelindeki motivasyonlar bunlar. Yaşadığı hayat kimseyi ilgilendirmez ama iki insanın ölümüne sebep olup yazdığın mektup hepimizi ilgilendirir.

Bu insanların bu kafalara gelmesinde bizim insanımızın da çok büyük suçu var. Çoğu kişi derbeder edebiyatına kapılıp, ”Çok bizden, çok içten abi yaaa’‘ diyerek bu insanları, onların tavırlarını baş tacı etti. ”Delikanlılık” adı altında tüm erillikleriyle ortada dolanmalarına izin verdiler, ”Adamlık” diye doldurdular hep bunları. Bu insanın kendini jiletleyip attığı fotoğrafını internette 8000 kişi beğeniyor. Çünkü kalitesiz ve arabesk bir ülkeyiz.

Umarım gerçek bir vicdan azabıdır bu itiraf. Umarım kaza anında alkol, uyuşturucu vardı da o yüzden sonradan vakit geçince böyle bir itiraf geldi gibi bir durum değildir. Ölen baba kızın ardında bıraktıklarına da sabır dilerim. Çok Zor.

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi