“Alex, tüm liseliler gibi, her şeyi telefonundan ibaret.” Kelimelerin modasının geçtiği ve iletişim tarihinin en önemli icadının emojiler olduğu düşüncesini seyircisine sık sık hatırlatan film, Alex isimli lise çağındaki bir çocuğun akıllı telefonunun içinde yer alan Mesaj Şehir’de geçiyor. Emoji Filmi, yeterince sürükleyici olmayan ve kendisiyle çelişen noktaları barındıran eğlenceden uzak hikayesiyle, izleyicisine peşine takılacağı mantıklı bir hedef veremeyen, kendisinden bezdiren bir film. 14 yaşındaki Alex (Jake T. Austin) lise çağında, popüler kültürün vazgeçilmezi akıllı telefonunu hayatının merkezine oturtmuş bir ergen ve en önemli hedeflerinden biri de sınıfın güzel kızlarından Addie (Tati Gabrielle)’yi elde etmek. Addie ile sohbeti sırasında arkadaşının kelimelerin demode olduğunu hatırlatması üzerine Alex, bir emoji göndermeye karar veriyor ve böylece bizlere her şeyden yakın olan telefonlarımızın içerisinde yer alan gizli dünyanın içerisine çekilerek asıl kahramanımız Gene (T.J.Miller) ile tanışıyoruz. Tony Leondis, Eric Siegel ve Mike White’ın senaryosuna sahip filmde Gene, emojilerin tek bir ifadeye hayat verebildiği Mesaj Şehir’de bezgin emoji olarak ilk iş gününe başlıyor ancak Gene’i diğer emojilerden ayıran bir özellik ve ‘arıza’ var; Gene olması gerekenin aksine, birden fazla duyguya sahip. Tony Leondis’in aynı zamanda yönetmenliğini de üstlendiği, duygularla ve iç dünyayla uğraşan tavrıyla Inside Out’un kötü bir versiyonunu hatırlatan film, Gene’in ilk iş günü sırasında çuvallamasıyla Alex’in telefonunda bir şeylerin ters gittiğini düşünmesine sebep oluyor, ayrıca arızasını fark eden şirket patronu Gülen (Maya Rudolph)’in onu yok etmek üzere botları görevlendirmesine sebep oluyor ve Gene, Beşlik (James Corden) ve Kaçak (Anna Faris)’ın önce farklı kişisel amaçlarına ulaşmalarının, sonra da bütün emoji dünyasını felaket son olan formattan kurtarmaya çabalamalarının hikayesine dönüşüyor.  Emoji Filmi: “Yüzün neyse o ol, ucube olma!” Bezginler ailesinin tek çocuğu olan Gene’nin yapması beklenen ve gereken tek şey var; bezgin görünmek. Ancak Gene, yansıtması gereken bezginlik duygusunun aksine, oldukça neşeli ve hayat dolu bir kişiliğe sahip. Tek bir duyguyu yansıtma görevini, kendilerini sınırlayarak, kendi kimliklerini verilen iş rollerine kaybederek yerine getirmeyi başarabilen diğer emojilerin aksine Gene, kendisini toplumsal kalıplara uydurmak için sınırlandırarak gerçek kişiliğinden sıyrılamıyor, dolayısıyla bir tek duygunun yaşanması gereken bu dünyada, birden fazla duyguyu yaşayabilme yeteneği, onu bir tehdit, bir arıza haline getiriyor. Filmin en önemli amaçlarından bir tanesi, izleyicilerine karşılaşabilecekleri baskı ve engellere rağmen kendi kişiliklerinden, kendilerine olan inançlarından vazgeçmemeleri gerektiğini anlatmak. Film, bu hedefini farklı olduğu için ‘arızalı’ olarak adlandırılan Gene’in ailesini gururlandırabilmek ve toplumun bir parçası olabilmek için kendisini değiştirmek amacıyla çıktığı yolculuğunu, kendisi olmanın önemini ve güzelliğini kavraması ile bitirerek gerçekleştiriyor. Zira, günün sonunda Mesaj Şehri’ni kurtaran şey Gene’in çok renkli kişiliği oluyor. Hepimizin hayatında çok büyük role sahip olan emojilerin gizli yaşantılarıyla ilgili hikayesi ile film, izleyici için ilgi çekici ve merak uyandırıcı, oldukça güncel bir konuya sahip. Bu kadar popüler bir konu üzerinden hedef kitlesine, kendisini sevmenin ve kendisine güvenmenin önemini anlatmayı hedeflemesi ile film, ilgi çekici olarak nitelendirilebilir. Özellikle eski prenses, yeni hacker, kalıpların dışında bir karaktere sahip Kaçak ile tanıştığımızda da film, bizlere bir an için oldukça farklı olabileceğini düşündürüyor. Gülen karakterinin hep neşeli olmasını gerektiren iş rolü ile kendi baskıcı ve hırslı yapısıyla kişiliği arasındaki absürt tezatlık ise zaman zaman küçük kıkırdamalara…

Yazar Puanı

puan - 35%

35%

Emoji Filmi, yeterince sürükleyici olmayan ve kendisiyle çelişen noktaları barındıran eğlenceden uzak hikayesiyle, izleyicisine peşine takılacağı mantıklı bir hedef veremeyen, kendisinden bezdiren bir film.

Kullanıcı Puanları: 4.5 ( 1 votes)
35

“Alex, tüm liseliler gibi, her şeyi telefonundan ibaret.” Kelimelerin modasının geçtiği ve iletişim tarihinin en önemli icadının emojiler olduğu düşüncesini seyircisine sık sık hatırlatan film, Alex isimli lise çağındaki bir çocuğun akıllı telefonunun içinde yer alan Mesaj Şehir’de geçiyor. Emoji Filmi, yeterince sürükleyici olmayan ve kendisiyle çelişen noktaları barındıran eğlenceden uzak hikayesiyle, izleyicisine peşine takılacağı mantıklı bir hedef veremeyen, kendisinden bezdiren bir film.

14 yaşındaki Alex (Jake T. Austin) lise çağında, popüler kültürün vazgeçilmezi akıllı telefonunu hayatının merkezine oturtmuş bir ergen ve en önemli hedeflerinden biri de sınıfın güzel kızlarından Addie (Tati Gabrielle)’yi elde etmek. Addie ile sohbeti sırasında arkadaşının kelimelerin demode olduğunu hatırlatması üzerine Alex, bir emoji göndermeye karar veriyor ve böylece bizlere her şeyden yakın olan telefonlarımızın içerisinde yer alan gizli dünyanın içerisine çekilerek asıl kahramanımız Gene (T.J.Miller) ile tanışıyoruz. Tony Leondis, Eric Siegel ve Mike White’ın senaryosuna sahip filmde Gene, emojilerin tek bir ifadeye hayat verebildiği Mesaj Şehir’de bezgin emoji olarak ilk iş gününe başlıyor ancak Gene’i diğer emojilerden ayıran bir özellik ve ‘arıza’ var; Gene olması gerekenin aksine, birden fazla duyguya sahip. Tony Leondis’in aynı zamanda yönetmenliğini de üstlendiği, duygularla ve iç dünyayla uğraşan tavrıyla Inside Out’un kötü bir versiyonunu hatırlatan film, Gene’in ilk iş günü sırasında çuvallamasıyla Alex’in telefonunda bir şeylerin ters gittiğini düşünmesine sebep oluyor, ayrıca arızasını fark eden şirket patronu Gülen (Maya Rudolph)’in onu yok etmek üzere botları görevlendirmesine sebep oluyor ve Gene, Beşlik (James Corden) ve Kaçak (Anna Faris)’ın önce farklı kişisel amaçlarına ulaşmalarının, sonra da bütün emoji dünyasını felaket son olan formattan kurtarmaya çabalamalarının hikayesine dönüşüyor. 

Emoji Filmi: “Yüzün neyse o ol, ucube olma!”

Bezginler ailesinin tek çocuğu olan Gene’nin yapması beklenen ve gereken tek şey var; bezgin görünmek. Ancak Gene, yansıtması gereken bezginlik duygusunun aksine, oldukça neşeli ve hayat dolu bir kişiliğe sahip. Tek bir duyguyu yansıtma görevini, kendilerini sınırlayarak, kendi kimliklerini verilen iş rollerine kaybederek yerine getirmeyi başarabilen diğer emojilerin aksine Gene, kendisini toplumsal kalıplara uydurmak için sınırlandırarak gerçek kişiliğinden sıyrılamıyor, dolayısıyla bir tek duygunun yaşanması gereken bu dünyada, birden fazla duyguyu yaşayabilme yeteneği, onu bir tehdit, bir arıza haline getiriyor. Filmin en önemli amaçlarından bir tanesi, izleyicilerine karşılaşabilecekleri baskı ve engellere rağmen kendi kişiliklerinden, kendilerine olan inançlarından vazgeçmemeleri gerektiğini anlatmak. Film, bu hedefini farklı olduğu için ‘arızalı’ olarak adlandırılan Gene’in ailesini gururlandırabilmek ve toplumun bir parçası olabilmek için kendisini değiştirmek amacıyla çıktığı yolculuğunu, kendisi olmanın önemini ve güzelliğini kavraması ile bitirerek gerçekleştiriyor. Zira, günün sonunda Mesaj Şehri’ni kurtaran şey Gene’in çok renkli kişiliği oluyor. Hepimizin hayatında çok büyük role sahip olan emojilerin gizli yaşantılarıyla ilgili hikayesi ile film, izleyici için ilgi çekici ve merak uyandırıcı, oldukça güncel bir konuya sahip. Bu kadar popüler bir konu üzerinden hedef kitlesine, kendisini sevmenin ve kendisine güvenmenin önemini anlatmayı hedeflemesi ile film, ilgi çekici olarak nitelendirilebilir. Özellikle eski prenses, yeni hacker, kalıpların dışında bir karaktere sahip Kaçak ile tanıştığımızda da film, bizlere bir an için oldukça farklı olabileceğini düşündürüyor. Gülen karakterinin hep neşeli olmasını gerektiren iş rolü ile kendi baskıcı ve hırslı yapısıyla kişiliği arasındaki absürt tezatlık ise zaman zaman küçük kıkırdamalara yol açıyor.

“Önceki emojiler ya prensesti ya da gelindi” cümlesiyle güçlü bir bakış açısına yer verip, güçlü bir noktayı yakalayan film, ne yazık ki, bu cümlenin altını dolduramıyor ve sonuç olarak yine kendimizi, kendi hedef ve tutkularından yeni tanıştığı bir erkek için vazgeçen bir kadın karakteri izlerken buluyoruz. Kaçak, eski prenses, yeni korsan ve en büyük hedefi, bugüne dek sadece prenses veya gelin olarak yer verilmiş kadın emojilere de kendi kişiliklerini kazandırmak ve kalıpların dışına çıkabilmelerini sağlamak. Ancak tam da hedefine ulaşmak üzereyken, aynı zamanda da arkadaşı olan Gene’i kurtarmak için olsa bile bu hedefinden hemen vazgeçmesi ve hatta bu hedefi zamanla unutması, filmin sunduğu feminist bakış açısının aslında sadece bir illüzyondan ibaret olduğunu belli ederek bizleri hayal kırıklığına uğratıyor. Film süresince hayal kırıklığına uğradığımız bir diğer nokta ise, bizlere kendimize güvenmemiz gerektiğini ve bütün kalıplara rağmen kendimiz olmamız gerektiğini anlatmaya çalışan karakterlerin aslında kendileriyle çelişiyor olmaları. Beşlik, Gene ve Kaçak, farklı amaçlara sahip olsalar da aynı amaçta buluşuyorlar, kendilerinin daha iyi versiyonlarına sahip olabilmek. Gene, iyi bir bezgin ifade olmak istiyor, Kaçak prenses olmak istemiyor ve Beşlik yeniden popüler olmak istiyor. Her ne kadar bu durum, kalıpları kabul etmeyişlerinin altını çiziyor olsa da, filmin işleyiş biçimiyle izleyicisine kendilerinden memnun olmadıklarını düşündürüyor. Popüler kültürün ve hepimizin hayatının çok büyük bir parçasını kaplayan bir konsept olan emojilerin kullanımı ise, ilgi çekici olsa da, filmin hedef kitlesini bulanıklaştırıyor. Hikaye içerisinde aşkı tanımlarken Rihanna’nın Diamonds şarkısına ve Casablanca (1942) filmine göndermeler olsa da ve emojiler ve hiyeroglifler arasında iki nesil arasında film aracılığıyla kurulmak istenen gibi bir bağ kurulmaya çalışılsa da, hikaye yapısı daha küçük bir yaş grubuna hitap ediyor ve hatta bu yaş grubunun emojileri tam anlamıyla kullanıp kullanamayacakları ise bir soru işareti olarak kalıyor. Aynı zamanda filmin sonlarına doğru asıl amaç ve kazanılan zaferin hangi amacın zaferi olduğu gerçeği birbirine karışıyor, bütün sevinç ve kutlamaların sebebini tam olarak anlayamıyoruz. Zira ulaşılan tek zafer, bir güncellemenin yeterli olabileceği hareketli bir emojinin ortaya çıkışı gibi duruyor. Zaten bir emojinin birden fazla duyguyu belirtmesi fikrinin emojilerin yapısı ve ortaya çıkış amacı ile uygunluğundan da emin olamıyoruz. Kendimizi bir noktada eğer bir emoji birden fazla ifadeyi yansıtabiliyor olsaydı, o zaman öteki emojiler ortaya çıkmaz veya amaçsız kalırdı diye düşünmekten alıkoyamıyoruz. Hayatlarımızın büyük bir bölümünde rol oynayan bir konsepte sahip olan film, çok tanıdığımız bu konseptin işlenişinin gerçeğe uygunluğunu da bizlere silinen uygulamaların sonsuza dek silinmeden önce bir çöp kutusuna taşındığını ve bir süre orada kaldığını gösterdiği andaki gibi zaman zaman sorgulatıyor. Ara sıra popüler şarkılar ve tanıdık uygulamalar ile desteklenmeye çalışılsa da filmin hızı ise istenilenin altında kalmaktan kaçamıyor ve hatta kendimizi konuk uygulamaların film ile ilişkisinin nasıl olduğunu sorgularken bulmamıza yol açıyor.

Emoji Filmi, popüler kültürün önemli araçlarından birini kullanarak dikkat çekse de, izleyicisini tutkuyla bağlayamayan ana amacı, peşinde sürükleyemediği maceraları ve kendi içerisinde yaşadığı çelişkileriyle bezginleştiriyor. Film, daha küçük yaştaki izleyicilerinin dikkatini çekebilecek olsa da, izleyicisini etkileyerek genel anlamda bir akım yaratabileceğini düşündürmüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi