Bu yıl 72. Venedik Film Festivali kapsamında gösterilen ve büyük övgü toplayan Abluka filminin yönetmeni Emin Alper ile festivali yerinde takip eden yazarımız Tolga Demir keyifli bir röportaj gerçekleştirdi.

Emin Alper Röportajı

Tolga Demir: Abluka henüz proje aşamasındayken sıkıntılarla karşılaştı. Buna rağmen büyük bir prodüksiyon kurmuşsunuz. Çekimler nasıl geçti?

Emin Alper: Finansal konular çok sıkıntılı ve zor oldu. Fon bulabilmek konusunda oldukça zorlandık. Bazı fonlar ilk seferinde reddetti, bazıları hiç kabul etmedi ama bazılarıysa hemen kabul etti. Filmle ilgili şimdilik var olan eleştirileri okudum, senaryonun çok karmaşık olduğunu yazmışlar. Bu konu daha fon ararken karşımıza çıktı sanırım. Red cevabı aldığımız fonlardan bazıları senaryonun çok zor ve karmaşık olduğunu söylemişlerdi. Halbuki ben, senaryonun her bir cümlesinin nereye varacağını biliyorum. Çekimlere başladığımızda da çok yoğun çalıştık. Prodüksiyonu kurmak, devamını getirmek büyük bir işti. Art-house bir iş için yüksek bütçeli çalıştık ve buna paralel olarak prodüksiyon da büyüdü ve yorucu oldu. En kolayı polisten aldığımız araçlar oldu sanırım.

İlk filmim Abluka olsaydı, yine bu şekilde olurdu.

T.D.: Tepenin Ardı’na göre daha aktif ve daha net bir üslubu var Abluka’nın. İlk filmden bu yana sizin tavrınızı değiştiren bir şey oldu mu?

E.A.: Aslında bu, hikayenin kendi üslubu. Benim ilk filmim Abluka olsaydı, yine bu şekilde olurdu. Çünkü hikayenin buna ihtiyacı var. Baktığımız zaman, filmin ikinci yarısı yine daha kapalı bir üsluba sahip. Tepenin Ardı’na o açıdan benzer. Yazılan eleştirilerde de vurgulanan nokta filmin ikinci yarısı; ama özgüvenle de alakalı sanırım bu değişiklik. Evet, daha çok özgüven. Tepenin Ardı’nda bazı şeyleri bu denli riske etmeyi göze alamazdım.

Sinemaya başlamadan önce de politika benim için çok önemliydi, hala da öyle.

T.D.: Tepenin Ardı’nın aldığı güzel tepkilerden sonra bir röportajınızda film için “askeri gerginlik yaşayan ülkelerde heyecanla karşılandı” demiştiniz. Abluka da Tepenin Ardı gibi bize, bizim gibi ülkelere özel bir film.

E.A.: Aslında bunlar evrensel konular. Sosyal ve politik meselelere takılı kalıp sinemayı da sevince ister istemez böyle oluyor sanırım. Sinemaya başlamadan önce de politika benim için çok önemliydi, hala da öyle.

T.D.: Bu konuda aynı ekolden geldiğiniz bazı sinemacıların hep eleştirildiği konunun üstüne geliyorsunuz. Filmleriniz kişisel değil.

E.A.: Abluka, kişisel hikayelerden ortaya çıkan bir film aslında. Mesela; Ahmet’in köpeklerle ilişkisi, Kadir’in Meral’e olan takıntısı, aynı zamanda Veli’ye olan takıntısı hep kişisel meseleler. Bu hikayelerin üstüne filmi inşa ettim. Genel atmosfer her ne kadar toplumsal olsa da, bütün filmi bu kişisel hikayeler besliyor.

Şiddet deyince erkek akla geliyor.

T.D.: İki filminizde de erk ve iktidar vurgusu rahatça görülüyor. Tülin Özen de basın toplantısında “Ben kadın figürü canlandırıyorum değil mi?” diye takıldı hatta size.

E.A.: Hayatımızı etkileyen travmalarımızın sebeplerine bakınca hep erkekleri görüyorum. Şiddet deyince erkek akla geliyor, olaylar erkeklerin dünyasına çıkıyor. Erkeklerin hikayesini anlatmak gibi bir derdim yok tabii. Mesela bu filme bakınca, meslekleri ve alışkanlıkları açısından karakterlerin erkek olmaktan başka seçenekleri yok.

emin-alper-abluka-filmloverss

T.D.: Nisan ayında ve son günlerde yaşanan gelişmelerden sonra Türkiye’deki festivaller hakkında ne düşünüyorsunuz?

E.A.: Çok üzülüyorum. Ağız tadıyla festival yapamıyoruz. Festivallerin bağımsızlık sorunu var. Belediye festivalleri siyasetle iç içe, sermaye destekli festivallerin üstünde dolaylı yoldan benzer bir baskı var. Bazen de ortaya çıkan “aman bize zarar gelmesin” korkusu otosansüre yol açıyor. Mevcut siyasi atmosfer gerginliği azalırsa daha iyi olabilir belki. Bu hava dağılmadan kimse rahatlayamayacak. Elbette sinema yasasının da değişmesi gerek ama öncelik genel atmosferin.

T.D.: Mesela son gelişmeler doğrultusunda, merak eden izleyiciler Adana Altın Koza Film Festivali’nde filminizi göremeyecek.

E.A.: O konuda bir değişiklik var. Seyap’ın girişimleriyle filmler seyircilere açık olacak. Ama tabii ki törenler ve etkinlikler yapılmayacak yine. Katılımcılar olarak biz de katılmayacağız. Keşke bizler katılsak ve izleyicilerle bir araya gelme fırsatı bulabilsek. Yine de festivalin iptalinden iyi bir durum bu.

Haneke’yi her daim severim.

T.D.: Üçüncü film için çalışmalara başladınız mı peki?

E.A.: Taslaklar var ama senaryo yok henüz. Elimde kadınları anlatan bir hikaye var, ona karar verirsem çalışmalara başlayacağım. Ama ortada bir şey yok henüz.

T.D.: Sinemanızı etkileyen isimlere Kubrick ve Fassbinder’i örnek gösterdiniz. Yakın zamanda takip etmeyi sevdiğiniz isimler var mı?

E.A.: Elbette, Haneke’yi her daim severim mesela. Çok fazla var ama ilk aklıma gelenler Lynne Ramsay ve Andrey Zvyagintsev. We Need To Talk About Kevin ve Ratcatcher’ı bir daha bir daha izleyebilirim.

 Abluka’ya Tepenin Ardı’ndan daha çok güveniyorum.

T.D.: Tepenin Ardı’nın yarattığı bir beklenti vardı, Abluka bunu arttıracaktır. Bundan sonrası için kendinize bir hedef koyuyor musunuz?

E.A.: Beklentilerin yarattığı baskı çok önemli değil de, Abluka’nın süreci çok yorucu oldu. Hazırlıklar, çekimler, kurgu, post-prodüksiyon falan derken çok uğraştık. Aşağı yukarı bir buçuk seneyi aşkındır harıl harıl çalışıyoruz. Neyse ki uğraşımıza değdi. Ben, Abluka’ya Tepenin Ardı’ndan daha çok güveniyorum. Daha iyi yaptığım bir iş oldu. Ama bundan sonra daha küçük çaplı bir film yapmayı isterim. Bu kadar büyük prodüksiyonlarla uğraşmayı bir süre ertelemek istiyorum.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi