Geçtiğimiz yıl düzenlenen 16. Uluslararası !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali’nde seyrettiğim Güney Kutbu, festivalin kendi adıma en çok dikkatimi çeken kısa filmi oldu. Muhsin isimli sıradan bir vatandaşın, medya tarafından terörist ilan edilmesini kara mizah ile harmanlayarak anlatan film, derdini anlatmak için dakikalarca boşa kürek çeken türdeşlerinden ayrılarak, kısa süresiyle vermek istediği mesajı, başarılı bir hikaye ve sinema diliyle beyazperdeye taşıyordu. Filmi aracılığıyla tanışma şansı bulduğum, yönetmen Emin Akpınar ile Güney Kutbu’nu, kariyerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Utku Ögetürk: Öncelikle, ulusal ve uluslararası festivallerde gösterilen Güney Kutbu’nun son olarak Ankara Uluslararası Film Festivali’nde kazandığı 2.lik ödülü için tebrik ederek başlayalım. !f İstanbul Uluslararası Film Festivali’nde seyrettiğim ve son derece başarılı bulduğum filmin hak ettiği bir ödülü daha almasına çok sevindim.

Sizi, kısaca tanıyabilir miyiz? Güney Kutbu’ndan önce sinema alanında çalışmalarınız var mıydı?

Emin Akpınar: Ben Ankara’da büyüdüm. Küçüklüğümden beri oyunculuk yapmak istiyordum. İstanbul’da oyuncu olma hayalimi gerçekleştirebileceğimi düşünerek, üniversite sınavında tüm tercihlerimi İstanbul yazmıştım. İnşaat Mühendisliği bölümünü kazandım. Böylece İstanbul’a gelip Sadri Alışık Tiyatrosu’nun oyunculuk kurslarına katıldım. Celal Kadri Kınoğlu ile tanıştım; zekasıyla, hırsıyla, sanata olan sevgisiyle ve verdiği emekle, kafamı en çok açan insanlardan birisidir Celal Hoca. Diğer taraftan; tiyatroda geçirdiğim süre boyunca benim yerimin sahne olmadığına karar verdim ve Sen-Der’de Safa Önal’ın senaryo atölyesine kayıt oldum. Atölye bitiminde ısrarlarıma dayanamayan Safa Hoca beni, 2007 yılında çektiği Hicran Sokağı filminin setine aldı. Reji grubunda olma hayalleri kurarken, işi en iyi burada öğrenirsin diyerek beni set ekibinin yanına verdi. İlk başta biraz bozuldum monitörden uzak kalmaya ama orada öğrendiklerimin faydasını çok gördüm. Daha sonra setlerde rejide, sanatta ve prodüksiyonda çalıştım. Adem’in Seyir Defteri isimli programda hem görüntüleri hem sesi alıyordum, orada da ses konusunda çok şey öğrendim. En son Kor filminde Zeki Demirkubuz’un asistanlığını yaptım.

Güney Kutbu, medyanın güvenilirliğini sorguluyor.

guney-kutbu-afis-filmloverss

Utku Ögetürk: Peki, filme dönelim. Güney Kutbu’nun hikayesinden bahsedebilir misiniz? 


Emin Akpınar: Güney Kutbu, medyanın güvenilirliğini sorguluyor. Sıkça konuştuğumuz, bildiğimiz bir meseleyi biraz daha çarpıcı bir şekilde işliyor diyebilirim; hepimiz başkalarının hakkımızdaki fikirlerini çok önemsiyoruz, her an bizi sevdiğini hissettirecek birilerine ihtiyacımız var. Yalnız kalmaktan, önemsenmemekten daha acı verici ne olabilir? Bu, Muhsin için de böyle. Senelerdir tıraş olduğu berberinin, televizyon başındaki milyonlarca insanın, hatta karısının Muhsin hakkındaki fikirleri nasıl birden değişiyor? Muhsin nasıl yalnızlaşıyor? Muhsin’i o sona iten şey aslında bu.

Medyanın toplum üzerindeki manipülatif etkisi hiç değişmedi…

Utku Ögetürk: Gezi sonrası, Türkiye’de bu tarz meseleleri sinemasal anlamda gündeme taşımak çok zorlaştı, sizin bu konuyla ilgili herhangi bir çekinceniz var mıydı? 


Emin Akpınar: Filmdeki fikrin çıkış noktası Gezi olaylarının hemen sonrasına denk geliyor ve Gezi’nin etkisi elbette büyük. Ama filmin o döneme odaklandığına katılmıyorum. Aslında sık sık başımıza gelen bir şeyden bahsediyor. 2013 yılında Boston’daki saldırıda, medya acele etti. Yanlış kişinin fotoğraflarını terörist diyerek yayınlandı. Sonra özür dilendi ama geçmiş olsun… Adamın hayatı mahvoldu. Aynı şey St.Petersburg’da ve Reina saldırısında da oldu. Medyanın toplum üzerindeki manipülatif etkisi hiç değişmedi ki.

Utku Ögetürk: Türkiye’de kara komedi çok sık rastladığımız bir tür değil. Oysa, yaşadığımız bölge kara komedi yapmaya çok uygun diye düşünüyorum. Siz kısa süresine rağmen Güney Kutbu’nda hem kara komedinin tüm gerekliliklerini yerine getiriyorsunuz hem de politik alt metnini doldurmayı başarıyorsunuz.

Emin Akpınar: Elbette sık rastlamıyoruz derken sinemayı kastediyorsunuz, biliyorum ve katılıyorum ama zaten memlekette kara mizahın en güzel örneklerine edebiyatta ve mizah dergilerinde rastlıyoruz. İsim isim saymak istesek liste uzar gider. Mesela kara mizah söz konusu olduğunda Marko paşa dergisi çok önemli bir dönemeç. Dergi sabah sekizde çıkıyor, dokuzda toplatılıyor. Kapakta; yazarları hapishanede olmadığı zamanlarda çıkar yazıyor. Müthiş bir zeka.

Türk sinemasında kara komediye fazla rastlamadığımız doğru olabilir ama çok iyi örnekler de var. Ki burada Arabesk’i ve Fasulye’yi anmamak olmaz.

Jacques Tati’ye hayranım.

Utku Ögetürk: Peki, tam da bu noktada kendinizi genel olarak yakın hissettiğiniz ve yazarken daha rahat olduğunuzu düşündüğünüz bir janr var mı?

Emin Akpınar: Komediyi çok seviyorum. Mizah dergilerini ve Aziz Nesin’i okuyarak büyüdüm. Leman’ın, Penguen’in üzerimde etkisi büyüktür. Ankara’da Dost Kitabevi’nde çok zaman geçirmişizdir arkadaşlarla. Muhabbet bile etmeden, birbirimize Selçuk Erdem karikatürleri hatırlatıp saatlerce gülerdik. O günlerin etkisiyle olsa gerek, komik ve bir o kadar tuhaf filmlere bayılıyorum.

Utku Ögetürk: Bu konuda sinemasından esinlendiğiniz isimler ya da etkilendiğiniz filmler oldu mu?


Emin Akpınar: Kara mizah söz konusu olduğunda günümüz yönetmenlerinden Roy Andersson’ı sayabilirim. Ama en çok Jacques Tati’ye hayranım. Sanırım Andersson’a günümüzün Jacques Tati’si dersem yanlış olmaz. Ve tabi Terry Gilliam da var.

Ayberk Atilla filme çok şey kattı.

guney-kutbu-filmloverss

Utku Ögetürk: Güney Kutbu’nda kısa süre önce kaybettiğimiz usta oyuncu Ayberk Atilla ile çalışma şansına eriştiniz. Böylesine büyük bir isimle çalışmak sizin için nasıl bir duyguydu?

Emin Akpınar: Ayberk ağabey filme gerçekten çok şey kattı. İlk baştan itibaren aklımda hep Ayberk Atilla ismi vardı. Rolü kabul etmeseydi, başka biriyle çalışsaydık ek sahneler yazmak zorunda kalacaktım. Çünkü Muhsin karakterinin daha ilk bakışta ‘’bu adam böyle şeyler yapmaz’’ duygusu uyandırması gerekiyordu. Sağolsun bizi kırmadı ve destek oldu.

Utku Ögetürk: Film, Ayberk Atilla’nın tek kişilik performansıyla öne çıksa da arka planda kalabalık bir figüran ekibi var, ilk kısa filmini çeken bir yönetmen olarak böylesine kalabalık bir ekiple çalışmanın zorlayıcı olduğu anlar oldu mu?


Emin Akpınar: Ekibimiz neredeyse seksen kişiydi. Altmış kişinin oynadığı sokak sahnesinde, yardımcı yönetmenlerimiz Ülkü’nün, Mustafa’nın; yapımda Ayşegül’ün ve Tunca’nın da desteğiyle fazla zorlanmadığımızı gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. Filmi tek günde ve umduğumuzdan daha erken bitirdik. Oldukça kısa sahneleri olmasına rağmen, oyuncularımızdan Tülay ablanın (Tülay Bekret) ve Özkan Ayalp’in katkısını da atlamayalım. Doğru insanlarla çalışmak en büyük şansımdı sanıyorum.

Utku Ögetürk: Bu noktada şunu da sormak istiyorum, genellikle ilk kısa filmler hikaye açısından yeterli olsa da, teknik açıdan zayıf kalabiliyor. Güney Kutbu’nda biçim ile içeriğin harmanlandığından söz edebiliriz. Özellikle teknik açıdan filminizi istediğiniz seviyeye çıkartabilmek için neler yaptınız?

Emin Akpınar: Dinamik aralığı yüksek bir kamerayla çalışmak istiyordum. Bunu sağlayabilmek için Arri Amira ile birlikte hızlı bir lens seti kiraladık. Görüntü yönetmenimiz Baybars Tekin’in de tecrübesiyle, Güney Kutbu iyi görünen bir kısa film oldu. Filmi gerçek bütçesinin üçte biri kadar bir bütçeyle çektik. Işık Sanat, Fsm ve Beykoz Kundura bize çok yardımcı oldu sağ olsunlar. Şimdi filme dönüp baktığım zaman sesi daha doğru çözebilirdik diye düşünüyorum.

Utku Ögetürk: Şunu sormak istiyorum, bu bahsettiğiniz tecrübelerle ilk kısa filmini çekmek isteyen nasıl bir yol izlemelerini tavsiye edersiniz?

Emin Akpınar: Film yapmak kolay iş değil. Ama göründüğü kadar zor da değil. Bu işin içinde birçok kalem var. İki şey söylemek istiyorum, birincisi ön hazırlık, kısa filmde de sanıldığından çok çok daha önemli. İkincisi de ışık, kamera gibi teknik işlere yoğunlaşınca, oyuncu yönetimi gibi çok temel bir mesele es geçiliyor. Benim tavsiyem oyunculuk meselesi üzerine daha çok eğilmeleri olacak. Uzun metraj ya da kısa metraj olsun; oyunculuğun aksadığı filmlerden ben şahsen tat alamıyorum.

Utku Ögetürk: Ve son olarak yeni projeleriniz var mı; sizden bir de uzun metraj izleyebilecek miyiz?

Emin Akpınar: Şu anda internet için bir komedi dizisi yazıyorum. Onun dışında çekmek istediğim ve üzerinde çalıştığım iki kısa bir de uzun metraj senaryo var. Bir uzun metraj izletmeyi ben de çok istiyorum, bakalım zaman ne gösterecek.

Utku Ögetürk: Çok teşekkürler. 


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi