Elveda Berlin adlı filminde Fatih Akın’ın kendi anlatı yapısından uzaklaşarak adeta yeni ve keyifli bir dil kurguladığını söylemek mümkün. Son dönemde Fatih Akın’ın sinemasına yansıttığı yeni yollar deneme dürtüsü, Cut (2014) filminde bazı kesimler tarafından hoş karşılanmamıştı. Bu kez Fatih Akın, politikadan -esprili göndermeler dışında- uzak duran bir büyüme öyküsü anlatıyor.

Wolfgang Herrndorf’un Tschick adlı romanından uyarlanan Elveda Berlin, kısa adıyla Tschick’ten (Anand Batbileg) ziyade Maik’ın (Tristan Göbel) duygu durumuna odaklanıyor. 14 yaşında iki gençten filmin başlangıcından sonuna en büyük değişimi Maik’ın geçirmesi onu ana karakter yaparken; Tschick, Maik’a büyüyeceği yolda yardımcı olması sebebiyle mentor görevi görüyor. “Sıkıcı, çirkin ve korkak” olmaktan sürekli şikayet eden Maik’ın büyüme yolunda asıl aşması gereken yollar, mısır tarlaları ya da polisler değil, kendisine başkalarının yapıştırdığına inandığı ve içselleştirdiği etiketler olarak izleyicinin karşısına çıkıyor.

Elveda Berlin : Kahramanın Yolculuğu

Klasik anlatı sinemasında, yolculuğa çıkan hiçbir karakter başlangıçtaki haliyle geriye dönmemiştir. Yol, sinemada gelişimin ve değişimin habercisi olan bir metafor olarak sıklıkla kullanılır. Yüzüklerin Efendisi serisinde Frodo’nun çıktığı yoldan tutun da Little Miss Sunshine’a kadar farklı türler ve kategorilerde birçok filmin sahip olduğu yol teması, beraberinde bir değişim getirir. Bu karakterler başlangıçta kendisiyle barışık olmayan, toplumdan dışlanmış ya da sevilmeyen, başarısız karakterlerken, çıktıkları yolculuğun sonunda evlerine birer kahraman olarak dönerler. Bu durum izleyiciye mutlak bir katharsis (duygusal boşalım) hissi vererek izleyenin salondan tatmin olarak ayrılmasını sağlar. Nedeni ise karakterle büyük oranda özdeşim kurabilmemizdir. Başlangıçtan beri üstün özelliklere sahip olan bir karakterle kendimizi özdeşleştirmemiz zordur ;çünkü insan mükemmel bir varlık değildir ve hayatımızda baş edebildiğimiz ne kadar problem varsa, bir o kadar baş edemediklerimiz de vardır. Bu noktada kendimiz gibi eksikleri olan bir karakterin çktığı yolun sonunda bir kahramana dönüşmesi bu noktaya bizim de ulaşabileceğimiz umudunu aşılayarak salondan tatmin olmuş bir şekilde ayrılmamızı sağlayabilir.

Tüm bunları göz önünde bulundurarak Elveda Berlin’in konusuna geri dönelim. Sorunlu bir ailede büyüyen Maik’ın baba problemi filmde en çok ayyuka çıkan sorunlardan biri olarak göze çarpar. Yanı sıra sınıfın popüler kızı Tatjana’nın doğum günü partisine davet edilmeyen Maik (dışlanan, sevilmeyen), büyük bir yenilgiye uğrayarak iyice içine kapanır. Bu noktada diğer öğrenciler tarafından Maik gibi  garip görülen ve sınıfa sonradan dahil olan Tschick, Maik’ı birçok konuda yüreklendirerek çıktıkları yolculukta dostluğunun desteğiyle beraber ana karakterimizi sorunlarının belirli temsilleriyle yüzleştirir. Isa (Nicole Mercedes Müller) karakterinin de hikayeye aniden dahil olup kaybolmasının tek sebebi, Maik’a bir eşiği daha atlatmak : kadınlar tarafından beğenilmek. Bütün problemleriyle yüzleşen Maik, dönüş yolunda yaşamaya devam ettiği problemlere rağmen büyümüş, değişmiş ve görevini tamamlamış olarak evine geri döner ve bu durum bütün gözlerin ona çevrilmesine sebep olur. Başlangıçta sevilmeyen ve dışlanan hatta fark edilmeyen Maik karakteri artık bir kahramana dönüşerek herkesin ilgisini çeken ve ulaşılması zor bir karaktere dönüşür.

Fatih Akın’ın son filmi Elveda Berlin, gerek oldukça başarılı görüntüleri ve renkleriyle gerek gerçekle düşü karıştırabilen kurgusuyla gerekse diyaloglarıyla keyifle izlenen ve zamanın nasıl geçtiğini unutturan bir film. Genç oyuncular Tristan Göbel ve Anand Batbileg, aralarındaki dostluğu ve kanuni açıdan suç işleseler de içlerindeki iyiliğin ve çocuksuluğun büyük bir cevher olarak arabalarında onlarla beraber geldiğini izleyicinin yüzünde bıraktığı tebessümlerle kanıtlıyor.

Klasik anlatı yapısına ve Campbell’ın analizini uzun uzun yaptığı kahramanın bir hikaye içinde karşılaştığı  17 adıma birebir uyan bir çizelge izlenmesi sebebiyle de oldukça tahmin edilebilir bir olay örgüsü sunan film, anlatının bu temel iskeletini sardığı başarılı görüntüleri, oyunculukları ve doğal diyaloglarıyla çıtasını ortalamanın üzerine çıkarmayı başarıyor. Sonuç olarak naif bir yol ve büyüme hikayesi sunan Elveda Berlin, izleyicisini de aldığı o mavi arabanın içinde çocuksu bir ilk gençliğin tatlı heyecanlarını başarıyla taşıyor.

Elveda Berlin adlı filminde Fatih Akın’ın kendi anlatı yapısından uzaklaşarak adeta yeni ve keyifli bir dil kurguladığını söylemek mümkün. Son dönemde Fatih Akın’ın sinemasına yansıttığı yeni yollar deneme dürtüsü, Cut (2014) filminde bazı kesimler tarafından hoş karşılanmamıştı. Bu kez Fatih Akın, politikadan -esprili göndermeler dışında- uzak duran bir büyüme öyküsü anlatıyor. Wolfgang Herrndorf’un Tschick adlı romanından uyarlanan Elveda Berlin, kısa adıyla Tschick’ten (Anand Batbileg) ziyade Maik’ın (Tristan Göbel) duygu durumuna odaklanıyor. 14 yaşında iki gençten filmin başlangıcından sonuna en büyük değişimi Maik’ın geçirmesi onu ana karakter yaparken; Tschick, Maik’a büyüyeceği yolda yardımcı olması sebebiyle mentor görevi görüyor. “Sıkıcı, çirkin ve korkak” olmaktan sürekli şikayet eden Maik’ın büyüme yolunda asıl aşması gereken yollar, mısır tarlaları ya da polisler değil, kendisine başkalarının yapıştırdığına inandığı ve içselleştirdiği etiketler olarak izleyicinin karşısına çıkıyor. Elveda Berlin : Kahramanın Yolculuğu Klasik anlatı sinemasında, yolculuğa çıkan hiçbir karakter başlangıçtaki haliyle geriye dönmemiştir. Yol, sinemada gelişimin ve değişimin habercisi olan bir metafor olarak sıklıkla kullanılır. Yüzüklerin Efendisi serisinde Frodo'nun çıktığı yoldan tutun da Little Miss Sunshine'a kadar farklı türler ve kategorilerde birçok filmin sahip olduğu yol teması, beraberinde bir değişim getirir. Bu karakterler başlangıçta kendisiyle barışık olmayan, toplumdan dışlanmış ya da sevilmeyen, başarısız karakterlerken, çıktıkları yolculuğun sonunda evlerine birer kahraman olarak dönerler. Bu durum izleyiciye mutlak bir katharsis (duygusal boşalım) hissi vererek izleyenin salondan tatmin olarak ayrılmasını sağlar. Nedeni ise karakterle büyük oranda özdeşim kurabilmemizdir. Başlangıçtan beri üstün özelliklere sahip olan bir karakterle kendimizi özdeşleştirmemiz zordur ;çünkü insan mükemmel bir varlık değildir ve hayatımızda baş edebildiğimiz ne kadar problem varsa, bir o kadar baş edemediklerimiz de vardır. Bu noktada kendimiz gibi eksikleri olan bir karakterin çktığı yolun sonunda bir kahramana dönüşmesi bu noktaya bizim de ulaşabileceğimiz umudunu aşılayarak salondan tatmin olmuş bir şekilde ayrılmamızı sağlayabilir. Tüm bunları göz önünde bulundurarak Elveda Berlin'in konusuna geri dönelim. Sorunlu bir ailede büyüyen Maik’ın baba problemi filmde en çok ayyuka çıkan sorunlardan biri olarak göze çarpar. Yanı sıra sınıfın popüler kızı Tatjana’nın doğum günü partisine davet edilmeyen Maik (dışlanan, sevilmeyen), büyük bir yenilgiye uğrayarak iyice içine kapanır. Bu noktada diğer öğrenciler tarafından Maik gibi  garip görülen ve sınıfa sonradan dahil olan Tschick, Maik’ı birçok konuda yüreklendirerek çıktıkları yolculukta dostluğunun desteğiyle beraber ana karakterimizi sorunlarının belirli temsilleriyle yüzleştirir. Isa (Nicole Mercedes Müller) karakterinin de hikayeye aniden dahil olup kaybolmasının tek sebebi, Maik’a bir eşiği daha atlatmak : kadınlar tarafından beğenilmek. Bütün problemleriyle yüzleşen Maik, dönüş yolunda yaşamaya devam ettiği problemlere rağmen büyümüş, değişmiş ve görevini tamamlamış olarak evine geri döner ve bu durum bütün gözlerin ona çevrilmesine sebep olur. Başlangıçta sevilmeyen ve dışlanan hatta fark edilmeyen Maik karakteri artık bir kahramana dönüşerek herkesin ilgisini çeken ve ulaşılması zor bir karaktere dönüşür. Fatih Akın’ın son filmi Elveda Berlin, gerek oldukça başarılı görüntüleri ve renkleriyle gerek gerçekle düşü karıştırabilen kurgusuyla gerekse diyaloglarıyla keyifle izlenen ve zamanın nasıl geçtiğini unutturan bir film. Genç oyuncular Tristan Göbel ve Anand Batbileg, aralarındaki dostluğu ve kanuni açıdan suç işleseler de içlerindeki iyiliğin ve çocuksuluğun büyük bir cevher olarak arabalarında onlarla beraber geldiğini izleyicinin yüzünde bıraktığı tebessümlerle kanıtlıyor. Klasik anlatı yapısına…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

75

Naif bir yol ve büyüme hikayesi sunan Elveda Berlin, izleyicisini de aldığı o mavi arabanın içinde çocuksu bir ilk gençliğin tatlı heyecanlarını başarıyla taşıyor.

Kullanıcı Puanları: 4.33 ( 2 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi