Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 1 [1] => 7468 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Politik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/politik/ ) )
Yolculuk
El Viaje
1992 - Fernando E. Solanas
142
Arjantin
Senaryo Fernando E. Solanas
Oyuncular Walter Quiroz, Soledad Alfaro, Ricardo Bartis

El viaje

1936 yılında Buenos Aires, Arjantin’de doğan ve politik sinema denildiğinde akla ilk gelen isimlerden olan Fernando E. -Pino- Solanas, El Viaje ile seyirciye film izlettirirken bilinçlendirme, bilinçlendirirken de gülümsetme ve duygulandırma hislerini beraber yaşatıyor. Var olduğu günden bu yana iç çalkantıları bir türlü dinmeyen bir toplumda, aksayan yönleri göze parmak şeklinde değil de, sembolize ederek, yer yer gerçek üstü ögelere başvurup kimi zamanda doğrudan ve mizahi şekilde yansıtmayı bilmiş usta yönetmen.

Güney Amerika’nın en güneyinde, yoğun soğuğun hakim olduğu ve esen şiddetli rüzgarlar ile sağa sola eğilen bir adada yaşayan Martin, büyüme stresi yaşamaya başlayan ve üvey babadan kaynaklı ev huzuru olmayan biridir. Hamile olan kız arkadaşının kendisine söylemeden kürtaj yaptırması ve evde yaşanan son tartışma Martin’in yaşadığı yerden ayrılması için bardağı taşıran son damlalar olur. Geçmişte kendisine mektuplar gönderen ve çizgi roman çizimleriyle uğraşan babasını bulmak için bisikletiyle uzun bir yolculuğa çıkmaya karar verir Martin. Babasını bulmaktan çok, aslında karakterimizin kendisini bulmasına yardımcı olacak bu yolculuk, ilk anda kişisel bir hikaye olarak gözükse de fonda kaybetmeye mahkum bırakılmış bir ülkenin acıklı hikayesini anlatmaktadır.

Dışardan bakıldığında genel olarak toplumların, ülkelerin, şehirlerin güzel tarafları gösterilmeye çalışılır yabancılara. Gerçekte olanları ya içeriye girdiğinizde ya da içeriden birileri sizlere bir şeyler gösterdiğinde görebilirsiniz. Örnek olarak turizm için yapılan tanıtım filmlerinde Türkiye cennetten bir köşe gibi resmedilir fakat ülkenin öbür yüzünü burada yaşayanlar bilmektedirler. Tangosu, şarapları, kaliteli kırmızı etleri ve And Dağları ile dışardan bakıldığında güllük gülistanlık resmedilen bir ülke olan Arjantin için de, içeriden gelen bilgiler, görüntüler, filmler gerçeği öğrenme konusunda aydınlatıcı oluyor. Solanas, El Viaje filminde kendi toplumunda yaşananları zaman zaman belgesel gerçekçiliğinde zaman zaman ise masalsı bir his ile beyaz perdeye aktarmayı başarmış.

Film, açılış sekansından itibaren bir çöküş seramonisi olduğunu hissettiriyor seyirciye. Yıkılışını gördüğümüz bina, aslında yönetimsel bazdaki çöküşün sembolleştirilmiş halidir. Ana karakterimiz Martin’in eğitimine devam ettiği okul ise toplumdaki çürümüşlüğün bir yansıması. Kişi sevdalısı toplumlardan, duvarlara asılan siyasilerin portrelerinden nasibini alan ülkelerden olan Arjantin’deki bu okulda da duvarlar; generaller, bakanlar ve başkanlar ile kaplı. Fakat yağan karın çatıda kalmadığı, çatı olmadığı için direk öğrencilerin ve öğretmenlerin üstüne yağdığı bu okulda, dışarıdakinden çok daha şiddetli esen rüzgar bu portreleri de birer birer yere yapıştırıyor. Kitlesel bir harekete dönüştüğünde düşüncelerin de rüzgar gibi bazılarını koltuklarından indirebileceğini gösterişiyle Solanas, filmin daha ilk dakikalarından takdiri hak ediyor. Martin’in yolculuğuna başlamadan önce okulda katıldığı, yine bir siyasiye ait olan bronzdan heykelin çalınmasının ardından yerine yenisini koymak için düzenlenen törende rüzgar ile uçan heykel, içi boş olan fikir ve olayların da esen şiddetli bir rüzgarda kaybolmaya mahkum olduğunu gösteriyor.

Terimsel olarak ilk defa, Solanas ve Getino’nun La Hora De Los Hornos – Kızgın Fırınların Saati filmini tamamladıktan sonra yayınladıkları manifestoda geçen “3. Sinema” olgusu, El Viaje’de de çok net hissedilmektedir. Hollywood tarzındaki filmlerin birinci sinema, Avrupa tarzındaki bireysel ve sanat kasan filmlerin de ikinci sinema olarak nitelendirildiği bu manifestoda, politik ve militan yapıda, anti emperyalist bir sinema yapmanın neden gerekli olduğundan bahsedilmiş ve bu doğrultuda izlenmesi gereken yol belirtilmiştir. İtalyan Yeni Gerçekçiliğinden yoğun etkilenmelerin olduğu bu akımda da dış mekan çekimleri ve amatör oyuncular tercih edilirken, konu olarak işsizlik ve yoksulluğa artı olarak ulusal bağımsızlık ve halk savaşları da eklenmiştir. 3. Sinema Akımı’nın önemli temsilcilerinden olan Glauber Rocha’ya göre filmler konu olarak açlığı ele almakla yetinmemeli, kısıtlı üretim araçlarının kullanılmasıyla da “aç” olmalıdır. Akıma dahil edebileceğimiz El Viaje de, kitleleri bilinçlendirmeyi ve harekete geçirmeyi amaçlayan bu tarz bir film olarak önem arz etmektedir.

Filmde, gerçekliğine seyircinin karar verilmesinin istendiği iki karakter bulunmaktadır. Bunlardan ilki babasının oğluna gönderdiği çizgiromanlarda da yer alan Karayipli bir tır şoförüdür. Martin’in her çöküşe geçtiği anda ortaya çıkan ve onu yoluna devam edebilmesi için yeni başlangıçlara götüren bu karakter, neşeli yapısı ve motive edici konuşmalarının yanında filmin en net siyasi söylemlerine de sahip karakterlerinden biridir. Panama’da yaşanan ve savaş uçaklarını test etmek için yapılan bir saldırıda 3 bin sivilin 6 dakika içinde öldürüldüğünü fakat bunun hiç bir medya kuruluşunda yer bulamadığını belirtir. Hükümetleri titretme gücüne sahip medyanın hükümetler karşısında titremesi ne yazık ki dünyanın her yerinde geçerli bir durum. Filmin gizemli karakterlerinden bir diğeri ise Kırmızı Elbiseli Kadın. Geleceğe dair filizlenen umut ışığı olarak yorumlayabileceğimiz bu karakter, kritik noktalara varmadan önce Martin’e gözükmesiyle önem arz ediyor. Filmin final bölümünde, arayışını tamamlamış olan ana karakterimizin içinde olduğu tırda gördüğümüz Kırmızı Elbiseli Kadın kendisine yüklenen ‘her şey güzel olacak’ anlamını da doğruluyor bir şekilde.

Ellerinde hiç bir şey kalmayan insanları, sular altında kalan bir şehirde hayata tutunmaya çalışan kişiler olarak resmeden Solonas, “bok içinde yüzmek” olayı için her hangi bir sembolizm kullanmak istememiş ve durumu olduğu gibi perdeye yansıtmış. Filmin görsel anlamda en tatmin edici sahnelerinin yer aldığı bu bölümde hazırlanan planlar, kurulan dekorlar; verilmek istenilen duyguyu çok güzel hissettirirken, özellikle Martin ve büyükannesinin evdeki konuşmaları sırasında kullanılan üst açı, yönetmenin politika kadar sinemaya da hakim olduğunu gösteriyor.

Filmin hiciv yönünün en yoğun olduğu bölüm ise ülke yöneticilerinin gösterildiği bölümler. Kurbağa olarak nitelendirilen ülke başkanı, filmde ilk kez görüldüğü sahneden itibaren komik şekilde resmedilirken söylemleri de ciddiyetten bir o kadar uzak. Özellikle ekonomik anlamda durumları iyi olmayan ülkelerin liderleriyle yapılan toplantıda bütün bürokratların diz çökmüş şekilde hareket etmesi, ABD başkanının dik şekilde yürüyüp grubun arasına katılmak için diz çökmesi ve yine Başkan Kurbağa ile diz çökmüş halde tenis maçı yapmalarının ardından ayakları üzerine kalkıp ortamdan ayrılması Kıta Amerikası’nın içinde bulunduğu durumu çok güzel şekilde özetliyor. Kemer sıkma politikalarının da gerçek kemerlerle verilmesi alışılagelmiş politik söylemlerle geçilen bir dalga olarak filmin mizahi yönüne katkı sağlamış.

Paris’te sürgünde olduğu yıllar dışında daima ülkesinde olan ve hem sinema hem de politikayı burada gerçekleştiren, ülkesine ve kıtasına aşık bir isim olarak Solanas, bütün negatif söylemlerinin yanında yol filmi olarak nitelendirebileceğimiz El Viaje’de Güney Amerika’nın coğrafi güzelliklerini yansıtmaktan da geri durmamış. Gerek kıraç bozkırlar olsun, gerek sık ağaçlı Amazonlar olsun fotografik karelerle filmden alınan seyir zevkini yukarda tutmayı bilmiş. Latin ezgilerinin yoğunlukta olduğu müzik kullanımı da filmin artı yönlerinden bir başkasını oluşturmakta.

Babasını bulmak için çıktığı yolda gerçek anlamda gittiği her yerden eli boş dönen Martin, finalde aslında arayışına ulaştığını fark ediyor. Babasının geçtiği yerlerden geçip, onu tanıyan insanlar ile karşılasması ve o kişilerden babasına dair öğrendiği her bilgi bir şeilde bu genç adamı babasına ulaştırmış oluyor. Pino Solanas’ın filmografisi içinde özel bir noktada bulunan El Viaje, klasik bir yol filminden çok daha derin ve yoğunluklu içeriğiyle benzeşlerinden ayrılıyor.

 

 



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol