Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 1 [1] => 1859 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Tarihi [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/tarihi/ ) )
Güney
El Sur
1983 - Victor Erice
95
İspanya
Senaryo Victor Erice, Adelaida García Morales
Oyuncular Omero Antonutti, Sonsoles Aranguren, Icíar Bollaín

El Sur

Arı Kovanının Ruhu ile ismini pek çok kişiye duyurmuş olan, 40 yılı aşkın süreli sinema kariyeri içinde yaklaşık onar yıllık aralarla uzun metraj çeken İspanyol sinemacı Victor Erice’nin 1983 yapımı El Sur isimli filmi, daha geniş kitleler tarafından bilinmeyi sonuna kadar hak eden bir iş. Adelaida Garcia Morales’in romanından uyarlanan filmde yönetmen, kamerasını yine bir aileye döndürüyor ve o ailenin küçük kızının bakış açısından bireyler arası ruhsal iniş çıkışlara bizleri ortak ediyor.

Estrella, her küçük kız gibi babasını ilahlaştırıp, ona yoğun bir hayranlık beslemektedir. Onun takdirini kazanmak, onunla beraber vakit geçirmek en büyük mutluluktur küçük kız için. Babanın düzenli bir işe sahip olması için ülkenin kuzeyinde taşra sayılabilecek bir bölgeye taşınan ailede, başlangıçta her şey oldukça sıcak gözükse de zaman içerisinde gizli kalmış detayların ortaya çıkmasıyla, iklimin getirdiğinden çok daha soğuk bir hale dönüşüyor ilişkiler. Estrella büyüdükçe kafasındaki baba imgesi küçülüyor, küçülüyor ve sonunda hiçliğe ulaşıyor.

Gününün büyük kısmını annesiyle geçiren küçük kız, ilerleyen yıllarda geçmişe dönüp baktığında belirgin anısının olmadığı söylemektedir annesine dair. Baba, artısıyla eksisiyle, varlığıyla yokluğuyla her zaman daha baskın bir konumda olmuştur Estrella’nın hayatında. Babasının motoruyla tur atmak, onunla sohbet etmek, hayatının önemli anlarında yanında olmasını beklemek, ilahlaştırdığı erkek ile dans etmek küçük kız için yaşama sebebi gibidir. Tesadüf eseri babasının kullandığı ve kimsenin girmesini istemediği çatı katında, çalışma masasının çekmecesinde kara kalem bir resim ve defalarca tekrar edilmiş bir kadın ismi gören Estrella, bu sırrı kendine saklar fakat bir şekilde babasına ait bir gizeme de ortak olmuş olur. İlerleyen zamanda tesadüf eseri bir sinema afişinde tekrar edilen o ismi, Irene Rios’u gören küçük kız, sinema salonunun önünde babasına ait motosikleti görünce taşlar yerine oturur. Babasının sinemadan çıkıp bir bara giderek, mektup yazdığını gören Estrella, konu hakkında yorum yapmasa da ilahlaştırdığı adamın geçmişten kopamadığı bir bağı olduğunu anlar.

Estrella’nın babası Augustine’in, geçmişte yaşayıp çözemediği tek problem Irene Rios vakası da değildir aslında. Küçük kızın ilk komünyonuna (Belirli bir yaşa gelen Katolik çocukların ekmek ve şarap ayinine katılarak İsa’ya saygılarını iletmeleri) gelen büyükanne ve yardımcısı, küçük kızın zihninde önemli parlamaların, aydınlanmaların yaşanmasına sebep olur. Köken olarak güneyden geldiğini öğrendiği babasının neden o bölgelere hiç gitmediğini merak eden küçük kız, babasının eski dadısından aldığı bilgilerle kafasındaki soru işaretlerini azaltacaktır. Nasıl ülkemizde yaşanan 80 darbesinin getirdikleri bu güne yoğun şekilde etkide bulunuyorsa, İspanya için de ülkede yaşanan iç savaş, hem toplumsal, hem de bireysel anlamda çok derin yaralara sebep olmuştur. Bu iç savaşta cumhuriyetçilerin yanında yer alan Augustine ile, faşist Franco’yu destekleyen babası arasında kopan ipler bir daha asla düzelmemiştir. Franco’nun zafer kazanması ardından belli bir süre tutuklanan Augustine, geçmişini arkada bırakarak güneyden tamamen vazgeçmiştir. Onun için o yaşanılanlara ne kadar uzak olursa mutluluk o derece büyük olacaktır.

Psikolojisi gittikçe bozulan, her geçen gün yaşadığı depresyonun boyutu artan babasının ilgisini çekmek için bir saklambaç oyunu oynamaya karar verir Estrella. Fakat bu oyuna, küçük kızın acısına ortak olamayacak kadar kendi mutsuzluğuna battığı için karşılık veremeyecektir baba. Ve o akşamın sabahında artık Estrella da aynı küçük kız olmayacaktır. Zihninde oluşturduğu bir mit yıkılmış, en tepedeki kişinin aslında o noktada olmayı hak etmediği anlaşılmıştır.

Estrella’nın babadan uzaklaşmasındaki bir başka dış etmen ise büyümeyle birlikte etraftaki başka erkeklerin keşfedilmesi. El Corioco isimli flört ettiği çocukla sinemaya gidip, parkta oturup, ona öpücük veren Estrella ergenliğin getirdiği kafa karışıklığı ile erkek arkadaşına karşı da tam olarak nasıl davranacağını bilemese de ilgisinden emin olduğu, aşkını duvarlara yazılar yazarak gösteren bir erkeğin hayatında olması bir kadın olarak Estrella’yı tatmin etmektedir.

Bir akşamüstü okuldan çıkıp şehrin sokaklarında dolaşarak vitrinlere bakarken Estrella, alkolden ayakta zor duran babasını görür. İçinde o adama karşı duyulan saygıdan zerre kalmamıştır artık. Bu tarz günlerin birinde Estrella’yı okuldan almaya gider babası ve kızını şık bir otelde yemeğe götürür. Filmin duygusal yoğunluğunun zirve yaptığı bu sahnede, bir katarsis yaşayıp, bir şeylerin çözüme ulaşacağı gibi bir beklenti yaratıyor seyircide Victor Erice fakat ters köşe ile bu beklenti kesinlikle karşılanmıyor. Aksine gerçek hayatta da olduğu gibi bazı konular konuşulmak isteniyor fakat muhabbet giriş seviyesinden öteye geçemiyor. Küçük kızın ilk komünyonu sonrasında evde babasıyla dans ettiği parça, oteldeki başka bir salonda gerçekleşen düğünde çalındığında ikili geçmişteki o mutlu günleri anımsıyor fakat o günlerin artık geri gelemeyecek kadar uzakta olduklarının bilinci ikisinin de ruhunu incitiyor. O yemek için Estrella’nın söylediği şu sözler ikili arasındaki ilişkinin geldiği noktayı en doğru şekilde yansıtmaktadır: “Onu, orada, pencerenin yanında otururken bıraktım. Eski paso dobleyi dinliyordu. Yalnız, kendi başına. Ona o dakikada yaptığımdan daha fazlasını yapabilir miydim? Bunu kendime sürekli sordum. Çünkü bu onunla son konuşmamız oldu.”

O akşamın sonunda intihar eden Augustine, ruhunu bir şekilde rahatlatırken, ailesi için de bir dönemi kapatıp başka bir dönemin açılmasına sebep olur. Bu ölümden sonra ciddi bir hastalık yaşayan Estrella, irtibatı hiç kesmediği büyükannesi ve yardımcısı Milagros’un yanına güneye gitmeye karar verir. O güne kadar gittikçe mavileşen, soğuyan hayatın tekrardan sararmaya, ısınmaya ihtiyacı vardır ve bu ihtiyacın karşılanacağı tek yer güneydir.

Duygu geçişlerinin ışıkla bu kadar güzel pekiştirildiği filmlerin sayısı maalesef oldukça az. Açılış sekansındaki ışık oyunuyla yapılan flashback geçişi çok başarılıyken, babayla kızın tavan arasında bulunduğu,  babanın kızına sarkacı kullanmayı öğrettiği sahne de gereksiz her şeyin karanlıkta bırakıldığı, oyuncuların hareketlerinin önceden planlanarak ışık ile çok şık bir anlatımın yakalandığını belirtmeliyiz. Karamsarlığın, mutsuzluğun, kötülüğün soğuk rengi olan mavi ile tam zıttaki sarı ışığın birbiriyle uyumu, birbirlerine karışmaları, ayrışmaları; yaptığı işin bilincinde olan bir yönetmenin ortaya koyduğu işin ne kadar kaliteli olacağını gösteriyor.

Oturdukları 3 katlı müstakil evin her katı ayrı bir duygu yoğunluğuna sahip. En alt katta mutluluk, gülümseme ve dans hakim iken, bir üst katta, karmaşa ve anlamlandırmalara tanık oluyoruz. Babanın çalışma odası olarak kullandığı en üst katı ise keşfedişlerin mekanı olarak nitelendirebiliriz. Estrella’nın, babasını yüceltmek için tercih ettiği yöntemlerden biri adamın kullandığı sarkaç. Çeşitli kehanetler yapmasına yardım eden, kuyu açılması için yer tespitinde kullanılan bu sarkacı kullanmayı ilk defa o çatı katında öğrenmiştir küçük kız. Babasına dair ilk soru işaretleri, ilk hayal kırıklıkları, bir şeylerin aslında o kadar da güzel gitmediği de ilk olarak yine o çatı katında ortaya çıkmıştır.

El Sur, Victor Erice’nin ne kadar başarılı bir gözlemci olduğunu gösteriyor seyirciye. İnsan ilişkilerinin, bireyler arasındaki etkileşimin ne kadar hassas olduğunun, yaşanacak, ortaya çıkacak minik durumların nasıl değişimlere yol açabileceğini çok yalın bir şekilde aktarıyor. Filmi belki de bu kadar güzel kılan etken, çok sıradan çok yakından bir hikayeyi işliyor olması. İstisnalar dışında her küçük kız babasına hayrandır ve onu yüceltmekten kendini alamaz fakat büyüdükçe bu hayranlık yavaş yavaş azalır, yerini sürtüşmelere tartışmalara anlaşmazlılara bırakır. Harika ışık, harika oyunculuk, harika görsellik ve yerinde müzik kullanımlarıyla El Sur kesinlikle çok daha fazla insana ulaşmalı, üzerine çok daha fazla söz söylenmeli.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol