Carancho (2010) ve White Elephant (2012) gibi filmleriyle daha önce İstanbul’da ağırlama şansı yakaladığımız Arjantinli yönetmen Pablo Trapero, bu sene hem Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı olarak hem de Akbank Galaları bölümünde son filmiyle yer alarak festivalin en önemli onur konuklarından biri. Ülkesinde büyük yankı uyandırdığı gibi Venedik Uluslararası Film Festivali’nden de Gümüş Aslan ile dönen Trapero, son filmi El Clan’da, gerçek bir hikayeye dayanarak Arjantin’in 1980’lerde cunta hükümetinin gerisinde bıraktığı yozlaşmış artıklardan olan Puccio ailesinin karanlık bodrumunu ele alırken hafif alaycı tavrının aslında sinemasının ciddiyetini ve yarattığı vurucu etkiyi ne kadar beslediğini de göstererek hafızalara kazınan bir yapım koyar ortaya.

Arquimedes Puccio (Guillermo Francella) istihbarattaki görevinden ve statüsünden olduğu için Arjantin’in demokrasiye geçişinden duyduğu rahatsızlığı yüzünden okundukça gerilimi arttıran, ama bunun yanı sıra çok sıradan ve klasik bir eril aile babası olarak karşımıza çıkar. Ailenin büyük oğlu, rugby yıldızı Alejandro (Peter Lanzani) de, popülerliğinin tadını arkadaşları ile çıkarırken annesi (Lili Popovich), erkek kardeşi Guillermo (Franco Masini) ve kız kardeşleri Silvia (Giselle Motta) ile Adriana’nın (Antonia Bengoechea) gururlanması bize sıradan bir aileyi izleyeceğimizi düşündürtür ilk bakışta. Fakat Arquimedes’in oğlunu rugby arkadaşı Ricardo Manoukian’ın kaçırılmasında oyuncu olarak kullanmasıyla başlayan karanlık, üstü devamlı olarak aile fotoğrafı ile kapatılsa da içimize henüz filmin başında işler. Ricardo’nun ölüm haberine en az bizim kadar şaşıran Alejandro, babasına karşı çıkmak istediğini belli etse de soru sorma şansı bırakmadan yapılan açıklamalar ve fidyeden kazanılanlar sayesinde açılan spor mağazası ile rafa kaldırır sorgusunu. Alejandro yeni mağazaları sayesinde tanıştığı Mónica (Stefanía Koessl) ile aşka yelken açarken, baba da yeni varlıklı hedefinin işini bitirir ve oğluna beklediğinden daha fazlasını sunar. Küçük erkek kardeşi ailenin karanlık gölgesinden kaçmak için yurt dışına giderken, annenin de bodrumdaki toplantılara servis yapmasıyla Puccio’ların sıradan aile tablolarını, görmezden gelme yoluyla kurduklarını daha da net anlamaya başlarız. Alejandro’nun yer almayışı yüzünden ters giden bir kaçırılmanın ardından ipleri daha da sıkmaya başlayan Arquimedes, yurt dışında yaşayan oğlunu da ülkeye çağırarak çetelerine dahil eder. İster istemez ellerine üç ölümden kan bulaşan aile, sonunda bir ay boyunca fidye koparamadıkları bir kadının bodrumdan yükselen bağırışları ile ‘normal’ hayatlarına devam ettikleri sırada yakalanırlar.

El Clan: Bir Suç Çetesi Temsili Olarak Aile

Trapero, yukarıda kronolojik olarak değindim plotun başında ve aralarında ailenin yakalanma anından görüntüler göstererek, muhtemel sonu karakterler görmezden geldikçe izleyicisinin bu tutumu fark etmesini sağlar. Üstelik neredeyse tüm sahneyi o noktaya ulaşmadan izlemiş olmamıza rağmen, El Clan, yaratabileceği gerilimden zerre kaybetmeden taşır tansiyonu tavana. Dönemin karanlığını tam da o zamanlar örtüldüğü gibi renklerle, popüler şarkılarla ve ailenin zaman zaman suç işlemeyi pek de beceremedikleri anlardan doğan kara mizahla besleyerek de festivale olduğu kadar ana akım sinema izleyicisine de ‘keyifli’ bir seyir sunar.

Arjantin’in cunta ve ‘Kirli Savaş’ sonrası Arquimedes gibi hala suça dayalı pratikleri kendi iyiliği adına kullanmaktan çekinmeyenlerin kurdukları düzene karşılık 1983’te başa gelen Raúl Alfonsín ile askeri yönetim sorumlularının o güne dek dayandıkları dokunulmazlıklarının kaldırılması gibi bir politik gerçeği ele alan El Clan’ın vurucu noktası ise, işlenen suç bir yana, babanın reis olarak aile üzerinde kurduğu baskıyı sevgi ile harmanlayarak ortaya koyuşundaki hazmı zor tesirdir. Çünkü Latin Amerika sinemasında yoğun ve derinlemesine işlenen bu siyasi döneme dair filmler alt metinlerinin sağlamlığı ile her zaman güçlü bir etki yaratsa da, onları birbirinden ayıran en önemli faktör dönemin yansımalarını üzerinden gösterdikleri karakterlerinde yatar. Trapero bu nedenle Arquimendes gibi bir aile reisi ile devletin gücü ve eril aile dinamiklerini iç içe geçirerek söylemini daha da kuvvetli kılar. Onlarcası, binlercesi kaçırılıp öldürülürken karanlık geçmişte, bu sistemde kendini var etmeye çalışan insanların güce ve arzu duydukları varlıklı hayata ulaşma yolunda hiçbir şey yokmuşcasına suça batmaları, alınan canlara rağmen masada duasını okuyan baba ile bir arada sunulduğunda çok daha büyük bir anlam kazanır. Eşine masaj yaparken ve kızına sarılırken yumuşaklığını hissettirdiği kadar, reis statüsünü kaybetmeyeceğinin altını çizercesine sert ve nettir de ailesine karşı Arquimendes. Aile, mafya filmlerinden de alışık olduğumuz üzere, kutsaldır ve onun için her şey yapılabileceğini savunur baba. Fakat aslında yalnızca kendi refahı yerinde olduğu sürece geçerlidir bu da. Ne verdiklerini yeri geldiğinde yüze vurmaktan çekinir, ne de kendisiyle beraber batağa sürükledikleri için ‘yapması gerektiği gibi’ kendini feda etmeye yanaşır.

Arquimendes’in rolü yalnızca kavramlardan yola çıkıldığında bile nettir: O babadır, devletin en küçük sosyal kurumdaki temsilidir. El Clan’ın onun yanında ve karşısında gidip gelerek konumlandırdığı Alejandro ise asıl aynadır izleyici için. Babanın yozlaşmışlığından, baskısından, şiddetinden korkan, fakat karşı çıkamayan Alejandro, filmin ritminde ve vurucu son sahnesinde oynadığı role ek olarak, tüm eylem ve eylemsizlikleri ile izleyicinin hikayenin politik ve ahlaki söylemine bakış açısında da kritik bir yerde durur. Aileyi bir araya getiren sofralar ile karanlık bodrumun yakınlığından babanın karşı konulamaz iktidarını, aşk üzerinden kaçma arzusunu ve toplumun ahlakına uygun ve saygıdeğer bir parçası olunduğu fikrine sıkı sıkıya bağlıyken görmezden gelinip konuşulmayanlar gibi her yere elini uzatan Trapero, El Clan ile Yeni Arjantin Sineması dendiğinde aklımıza düşecek ilk isim olma yolunda emin adımlarla ilerken bize de bu sindirimi zor tatlı-ekşi meyveleri yemek düşer.

Carancho (2010) ve White Elephant (2012) gibi filmleriyle daha önce İstanbul’da ağırlama şansı yakaladığımız Arjantinli yönetmen Pablo Trapero, bu sene hem Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı olarak hem de Akbank Galaları bölümünde son filmiyle yer alarak festivalin en önemli onur konuklarından biri. Ülkesinde büyük yankı uyandırdığı gibi Venedik Uluslararası Film Festivali’nden de Gümüş Aslan ile dönen Trapero, son filmi El Clan’da, gerçek bir hikayeye dayanarak Arjantin’in 1980’lerde cunta hükümetinin gerisinde bıraktığı yozlaşmış artıklardan olan Puccio ailesinin karanlık bodrumunu ele alırken hafif alaycı tavrının aslında sinemasının ciddiyetini ve yarattığı vurucu etkiyi ne kadar beslediğini de göstererek hafızalara kazınan bir yapım koyar ortaya. Arquimedes Puccio (Guillermo Francella) istihbarattaki görevinden ve statüsünden olduğu için Arjantin’in demokrasiye geçişinden duyduğu rahatsızlığı yüzünden okundukça gerilimi arttıran, ama bunun yanı sıra çok sıradan ve klasik bir eril aile babası olarak karşımıza çıkar. Ailenin büyük oğlu, rugby yıldızı Alejandro (Peter Lanzani) de, popülerliğinin tadını arkadaşları ile çıkarırken annesi (Lili Popovich), erkek kardeşi Guillermo (Franco Masini) ve kız kardeşleri Silvia (Giselle Motta) ile Adriana’nın (Antonia Bengoechea) gururlanması bize sıradan bir aileyi izleyeceğimizi düşündürtür ilk bakışta. Fakat Arquimedes’in oğlunu rugby arkadaşı Ricardo Manoukian’ın kaçırılmasında oyuncu olarak kullanmasıyla başlayan karanlık, üstü devamlı olarak aile fotoğrafı ile kapatılsa da içimize henüz filmin başında işler. Ricardo’nun ölüm haberine en az bizim kadar şaşıran Alejandro, babasına karşı çıkmak istediğini belli etse de soru sorma şansı bırakmadan yapılan açıklamalar ve fidyeden kazanılanlar sayesinde açılan spor mağazası ile rafa kaldırır sorgusunu. Alejandro yeni mağazaları sayesinde tanıştığı Mónica (Stefanía Koessl) ile aşka yelken açarken, baba da yeni varlıklı hedefinin işini bitirir ve oğluna beklediğinden daha fazlasını sunar. Küçük erkek kardeşi ailenin karanlık gölgesinden kaçmak için yurt dışına giderken, annenin de bodrumdaki toplantılara servis yapmasıyla Puccio’ların sıradan aile tablolarını, görmezden gelme yoluyla kurduklarını daha da net anlamaya başlarız. Alejandro’nun yer almayışı yüzünden ters giden bir kaçırılmanın ardından ipleri daha da sıkmaya başlayan Arquimedes, yurt dışında yaşayan oğlunu da ülkeye çağırarak çetelerine dahil eder. İster istemez ellerine üç ölümden kan bulaşan aile, sonunda bir ay boyunca fidye koparamadıkları bir kadının bodrumdan yükselen bağırışları ile 'normal' hayatlarına devam ettikleri sırada yakalanırlar. El Clan: Bir Suç Çetesi Temsili Olarak Aile Trapero, yukarıda kronolojik olarak değindim plotun başında ve aralarında ailenin yakalanma anından görüntüler göstererek, muhtemel sonu karakterler görmezden geldikçe izleyicisinin bu tutumu fark etmesini sağlar. Üstelik neredeyse tüm sahneyi o noktaya ulaşmadan izlemiş olmamıza rağmen, El Clan, yaratabileceği gerilimden zerre kaybetmeden taşır tansiyonu tavana. Dönemin karanlığını tam da o zamanlar örtüldüğü gibi renklerle, popüler şarkılarla ve ailenin zaman zaman suç işlemeyi pek de beceremedikleri anlardan doğan kara mizahla besleyerek de festivale olduğu kadar ana akım sinema izleyicisine de ‘keyifli’ bir seyir sunar. Arjantin’in cunta ve ‘Kirli Savaş’ sonrası Arquimedes gibi hala suça dayalı pratikleri kendi iyiliği adına kullanmaktan çekinmeyenlerin kurdukları düzene karşılık 1983’te başa gelen Raúl Alfonsín ile askeri yönetim sorumlularının o güne dek dayandıkları dokunulmazlıklarının kaldırılması gibi bir politik gerçeği ele alan El Clan’ın vurucu noktası ise, işlenen suç bir yana, babanın reis olarak aile üzerinde kurduğu baskıyı sevgi ile harmanlayarak ortaya koyuşundaki hazmı zor tesirdir. Çünkü Latin Amerika sinemasında yoğun ve derinlemesine işlenen…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Bu sene festivalin Altın Lale Uluslararası Yarışma Jüri Başkanı olan Pablo Trapero, Akbank Galaları'nda izleme şansı yakaladığımız son filmi El Clan’da, gerçek bir hikayeye dayanarak Arjantin’in 1980’lerde cunta hükümetinin gerisinde bıraktığı yozlaşmış artıklardan olan Puccio ailesinin karanlık bodrumunu ele alırken hafif alaycı tavrının aslında sinemasının ciddiyetini ve yarattığı vurucu etkiyi ne kadar beslediğini de göstererek hafızalara kazınan bir yapım koyar ortaya.

Kullanıcı Puanları: 2.7 ( 3 votes)
85
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi