EKÜMENOPOLİS: Bütün her yeri kaplayan, ucu olmayan şehir.

Yönetmen: İmre Azem
Yer :  Sadece İstanbul Cine Majestic  ve Ankara Kızılırmak Sineması
Seans:  Sadece 17.45 – 19.35 – 21.30
Slogan: ‘’ İstanbul’daki eşikleri aştınız, nüfus eşiklerini aştınız, ekonomik eşikleri aştınız. Nereye gidecek bunun sonu derseniz, Kuban’ın (*) söylediği şeyi söyleyeceğim size: kaos !  ‘’
(*) Prof. Doğan Kuban (İTÜ) , Mimar, Mimarlık Tarihçisi


Belgesel daha önce film festivallerine, çeşitli meslek odalarının gösterim salonlarına, hatta Taksim Gezi Parkına dahi gelmiş fakat vakitsizlik, unutkanlık vb. nedenlerden ötürü bir türlü gitme fırsatı bulamamıştım. Hem de Taksim Gezi Parkı’ndaki gösterim piknikli, eğlenceli bir gösterim olmasına rağmen gidememiştim.

Nihayet artık gösterimden kaldırılabileceği korkusuyla da bir akşam vakti İstiklal Caddesi’ndeki Cine Majestic sinemasına yollanıverdik. İstanbul’da başka bir yerde de gösterimi yok zaten.

Girdiğimiz seans 19.35 seansıydı ve daha önce hiçbir gösterimde karşılaşmadığım bir anlayışla belgesel tam 19.35’te de başladı.


Şimdi, film izlemek isteyen bir insanın eylemlerini etaplara ayıracak olursak; bu ana kadar anlattığım kısım ilk kısımdır. Bunun dışında izleme anı ve izlem sonrası da olmak üzere 2 kısım daha var ve toplamda da 3 kısım var diyebiliriz. Seans saatlerini, sinema salonlarını, belgesel isminin anlamını, daha önceki gösterimlerini anlatmamın sebebi de bu 1. kısmın, film ile nasıl manidar bir ilişki içerisinde olduğudur. İnsanları oyalayan, kandıran, zamanlarını çalan, insana değerini vermeyen (sosyal ya da fiziki) bir yapılaşmayı anlatan filmin 1. evresi tam da böyle olmalı diyebilmek için.

Düşünsenize:  bir sinemadaki gösterime film öncesi o uzun reklamların kaç dakika süreceğini hesap etmeden giren var mıdır?

Eğer biraz duygusal bir insansanız bu belgesel öncesi hiç reklamlara maruz kalmadan direkt filmi izleyebileceğiniz için gözleriniz bile dolabilir.

İşte bu birinci kısım dediğim kısım böyle küçük -aslında büyük- detaylarla belgesele sizi çok iyi hazırlıyor.

Neyse belgesel başladı:
Cumhuriyet dönemi ile başlıyor anlatım. Animasyonlar, grafikler, karikatürler, sesler, birbiri ardı senelerle birlikte akıyor. Sonrasında röportajlar başlıyor.


Birçok mesleğinin uzmanı kişiler arasında Ali Ağaoğlu da var. Kendini bu işin mutfağında yetişmiş (!) biri olarak tanımlıyor, veriyor herkese havuzlu, parklı, manzaralı evleri… Derken görüntü çadırları, evleri, mahalleleri yıkılan insanların feryat figan bağıran, ağlaşan hallerini aktarmaya başlıyor. Sinir harbinden duygusal patlamalara, duygusal patlamalardan, kısa süreli de olsa mutluluk anlarına geçip duruyorsunuz.

Sahi gecekondular neden kötü, kaka, pis?
Hadi böyle diyelim e bu insanlar neden ağlıyorlar o zaman?
Devlet baba hepsine sitelerde dayalı döşeli evler vermiyor mu?
Kurtuluyorlar ya işte.
Yontulmuşuz, yozlaşmışız, zombi olmuşuz, uyutulmuşuz. Anlayamıyoruz ki.

Hundertwasser’ın bir sözü vardır, tam birebir aktaramasam da aşağı yukarı şu anlamlardaydı: Güvenlikli, havuzlu, hijyenik en büyük, en lüks konutların benliğimde, zihnimde açacağı zararlardansa, gecekondu mahallelerinin bedenimde açacağı zararları yeğlerim.

Yine filmden bir röportajdan alıntılayacak olursak; “Gecekondu sorunu denilen şey bir fiziki sorun değildir, tamamen sosyal bir sorundur ki eğer sorunsa”.

Bahçe içinde, toprakla yaşayan adamı 11. kata çıkartıyorsunuz. Yine 11. kattaki hastalanan adamı sedyeyle asansörlere sığmadığı için merdivenlerden hastaneye yetiştirmeye çalışıyorsunuz. Bu mu reklamların yaşam diye sundukları?

Tabi bu işin bir de maddi yanı ve sonuç olarak da insanların ayrıştırılması sorunu var.
Belgeselde bahsi geçenlerden biri Sulukule’de ya da Tarlabaşı’nda boyacı. Adamın evini alıyorsunuz 15.000 TL peşinatla Taşoluk diye bir yerde ev veriyorsunuz.



Adamın işi Taksim’de, Sultanahmet’te. Ne yapacak?  Her gün kalkıp buralara mı gelecek? Denildiği üzere zengin fakir ayrımı ve sonucunda da Avrupa şehirlerinde de görüldüğü gibi çatışmalar çıkacak.
Özetleyecek olursak eğer
        1)”Kentsel Dönüşüm” mü diyorlar. Kaçın!
    2) TOKİ-MOKİ hikaye bir gün hepsi yıkılacak! (Avrupa’da toplu konutlar 50 yıl önceden yıkılmaya başlandı bile.)
Ben biraz filmin dışına da çıkmış olabilirim ancak işin özü hep aynı. Filmdeki genel konu da hep bunlar üzerine dönüyor ki ben sizlere çoğunu aktaramadım bile.

Film izlemek isteyen bir insanın eylemlerinden 3. kısmı ise herkeste, her film sonrası oluşamayan farkındalık ve harekete geçme.

Umarım bu film farkındalığınızı arttıracak ve sizleri harekete geçirecektir. 

Emrah

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi