80 Darbesini nasıl bilirsiniz? Ya da daha evrenselden soracak olsak, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazizm’i? Amacım bu iki olay arasında bir benzerlik kurmak değil, zaten yok da. Mesele bu iki olayı nasıl benzer gördüğümüz ve onlara dair bakış açılarımızda. Çok değil 10-15 yıl öncesine kadar Nazizm’in tanımı aşağı yukarı; yanlış bilinç, akıl tutulması vs gibi kavramlar üzerinden yapılıyordu. Fakat artık biliyoruz ki bu kavramlar olayı açıklamak şöyle dursun, onu daha da anlaşılmaz kılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazizm’i bizzat yaşamış biri olan Yahudi düşünür Emil Fackenheim meseleyi anlayabilmemiz için olaya daha farklı yaklaşmamız gerektiğini ortaya koyduğundan beri artık yalnızca Nazizm değil; birçok yerel, ortak tarihi acı çok daha “görünür” hale geldi. Aslında Fackenheim’in söylediği şey çok basitti: “Her tarihsel süreç kendi düşünme pratiği içinde rasyonalitesini kurar.” Yani Nazizm’de var olan şey bir akıl tutulması değildir, bu tam da o tarihsel dönemde rasyonelitenin kendisidir. İşte Hannah Arendt de meşhur “kötülüğün sıradanlığı” kavramını buradan üretir. Çünkü kötülük için tinsel bir güce gerek yoktur. Bizler dahi şu an gelecek nesil tarafından şeytani şeyler yapmakla suçlanacağımız bir hayatı yaşıyor olabiliriz. Şimdi bu yaklaşımı Türkiye özelinde, örneğin 80 darbesine uygularsak neyle karşılaşırız?

Bu girizgahı yapma sebebim, yazımıza konu olan Eksik filminin tam da bu mesele üzerine aslında zaten hep süregiden şekilde uyguladığı bakış açısını deşifre etmek aslında. Dahası Eksik filmi özelinde tarihsel olana dair hatalı bakış açımızı ortaya koymak. Ama Eksik’te işin daha da ileri bir boyutu var ki bu da durumu daha da ilginç bir hale getiriyor. Fackenheim her dönemi kendi rasyonalitesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini söylerken bunu yapmanın zorluğunu da hatırlatır. Çünkü bu rasyonaliteyi anlamak; kendi öznenizin ideolojik temeliyle kesif bir çatışma içindedir, bu ideoloji ne olursa olsun. Bu açıdan 80 darbesi şeytani, kötü ya da envai çeşit kötülüğe has sıfatla açıklanabilecek bir şey değildir. Eksik’teki haliyle; işkenceden zevk alan, sağ sola laf sokup saldırmaya amaç edinen bir şekilde; değil 80 dönemini, hiçbir dönemi açıklayamazsınız. Bu sosyolojik bir tespit değil, kişisel bir fantezi olabilir ancak. Kısaca demek istediğim 80 darbesinde işkenceler yapılıp insanlara saldırılmıştır ama bunun altında yatan bir kötülük ya da akıl tutulması yoktur, bu kendi döneminin rasyonalitesidir. Elbette bu, yaşananlar o dönemin doğasında vardır anlamına gelmiyor ikisi çok farklı şeyler. Bu açıdan Barış Atay, sinemasal teknik olarak iyi fakat anlatı olarak temelsiz bir yaklaşımla açıyor filmini.

Daha çok dizi sektöründeki çalışmalarıyla tanınır olsa da aslen tiyatrodaki işleriyle tanımlayabileceğimiz Barış Atay’ın hem oynadığı hem yönettiği ilk filmi olan Eksik, darbe dönemi yaşanan dramlar üzerinden günümüzün “nihilizm”ine dair bir yapım. Barış Atay’ın muhalif kişiliği üzerinden politik bir tavır takınarak günümüz sektörel ve festival filmlerinden ayrı bir yerde konumlanmasıyla, aslında tam olarak bağımsız diyebileceğimiz bir yapım olması sanırım filmin en önemli yanı.

Kısa ve etkileyici bir darbe dönemi hikayesinden sonra günümüz Türkiye’sinin kapital sistemi içinde oradan oraya savrulan Deniz karakterinin geçmişiyle hesaplaşması hikayesini kendisine temel olarak alıyor film ama burada ilginç bir ikili durum var. Bu durumun sebebi aslında Atay’ın tiyatro geleneğinden geliyor olması sanırım. Çünkü film ne zaman hikayesini anlatmaya başlasa vasatlaşıp, ne zaman hikayeden uzaklaşıp sahne bazında monolog ve mizansenler yaratsa devleşiyor. Bu açıdan Eksik için bir tiyatro oyunu olarak yaratılsa belki çok iyi olacakken sinema filmi olarak orta derece bir şeyler demekten daha öteye gidemiyoruz. Zaten filmin tiyatro geleneğiyle olan bağları üzerinden aslında sinemanın gücünün kullanılmaya çalışıldığı anlaşılıyor. Fakat Atay’ın fark etmesi gereken mevzu, sinemasal imkanların duygusal sahnelerde giren yaylılardan ibaret olmadığı sanırım.

Engelli kardeşi canlandıran Özgür Emre Yıldırım’ın ve elbette Barış Atay’ın performansı özellikle az önce bahsettiğim hikaye dışı mizansenlerin olduğu sahnelerde kesinlikle muhteşem. Zaten filmi izlenir kılan temel etmen de bu oluyor aslında. Hikayeye paralel giden sahnelerde ise ister istemez oyuncuların performansları düşmüyor belki ama yapaylaşıyor.

Filmle ilgili söylenecek herhalde en temel şey, kendini belirgin bir şekilde gösteren Marksist tutum. Aynı zamanda filmin temel çıkış noktası da olan bu tutum hem 80 darbesine dair bakış açısını hem de yönetmenin kurmaya çalıştığı hikayeyi birçok yerde baltalıyor. Biz tarihsel dönemi kendi rasyonelitesi içinde değerlendirebilmek için öznenin ideolojisizleşmesinden bahsederken Atay’ın sol tandanslı bir bakış açısı gütmesi, meseleyi tümden kilitlemenin ötesinde günümüze dair tespitlerinde de tutarsızlıklara yol açıyor. İstisnasız bir şekilde kötü olarak tasvir edilen işverenler ve sistemin “kölesi” olmuş işçi sınıfı, şiirli günlükler ve derin derin kitaplarla gayet sıradan hayatlarına rağmen içinde Nazım Hikmet’in romantik komünisti yaşayan eski kuşak solcular… İdeoloji bu kadar belirgin olunca haliyle gerçekle bakış açısı arasındaki ayrım da yok oluyor bir yerden sonra. Bu konuda Atay’ın tek ayakta kalan tutumu bu didaktikliği otobiyografik bir formda sunmaya çalışması. Ama Deniz’in nihilizmine dair elle tutulur bir şeyler söylemekten fersah fersah uzakken bu tutumun da pek bir anlamı kalmıyor.

Kendine has konumuyla her şeyden öte takdiri hak eden bir yapım olan Eksik, yaklaşımsal sıkıntıları sebebiyle yer yer sıkıcı yer yerse fazlasıyla temelsizleşiyor. Bu açıdan Atay için geleceğe yönelik iyi bir adım olarak değerlendirilebilir belki ama şu anki hali üzerinden çok da söylenecek bir şey yok.

80 Darbesini nasıl bilirsiniz? Ya da daha evrenselden soracak olsak, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazizm'i? Amacım bu iki olay arasında bir benzerlik kurmak değil, zaten yok da. Mesele bu iki olayı nasıl benzer gördüğümüz ve onlara dair bakış açılarımızda. Çok değil 10-15 yıl öncesine kadar Nazizm’in tanımı aşağı yukarı; yanlış bilinç, akıl tutulması vs gibi kavramlar üzerinden yapılıyordu. Fakat artık biliyoruz ki bu kavramlar olayı açıklamak şöyle dursun, onu daha da anlaşılmaz kılıyorlar. İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazizm'i bizzat yaşamış biri olan Yahudi düşünür Emil Fackenheim meseleyi anlayabilmemiz için olaya daha farklı yaklaşmamız gerektiğini ortaya koyduğundan beri artık yalnızca Nazizm değil; birçok yerel, ortak tarihi acı çok daha “görünür” hale geldi. Aslında Fackenheim’in söylediği şey çok basitti: “Her tarihsel süreç kendi düşünme pratiği içinde rasyonalitesini kurar.” Yani Nazizm’de var olan şey bir akıl tutulması değildir, bu tam da o tarihsel dönemde rasyonelitenin kendisidir. İşte Hannah Arendt de meşhur “kötülüğün sıradanlığı” kavramını buradan üretir. Çünkü kötülük için tinsel bir güce gerek yoktur. Bizler dahi şu an gelecek nesil tarafından şeytani şeyler yapmakla suçlanacağımız bir hayatı yaşıyor olabiliriz. Şimdi bu yaklaşımı Türkiye özelinde, örneğin 80 darbesine uygularsak neyle karşılaşırız? Bu girizgahı yapma sebebim, yazımıza konu olan Eksik filminin tam da bu mesele üzerine aslında zaten hep süregiden şekilde uyguladığı bakış açısını deşifre etmek aslında. Dahası Eksik filmi özelinde tarihsel olana dair hatalı bakış açımızı ortaya koymak. Ama Eksik’te işin daha da ileri bir boyutu var ki bu da durumu daha da ilginç bir hale getiriyor. Fackenheim her dönemi kendi rasyonalitesi içinde değerlendirilmesi gerektiğini söylerken bunu yapmanın zorluğunu da hatırlatır. Çünkü bu rasyonaliteyi anlamak; kendi öznenizin ideolojik temeliyle kesif bir çatışma içindedir, bu ideoloji ne olursa olsun. Bu açıdan 80 darbesi şeytani, kötü ya da envai çeşit kötülüğe has sıfatla açıklanabilecek bir şey değildir. Eksik’teki haliyle; işkenceden zevk alan, sağ sola laf sokup saldırmaya amaç edinen bir şekilde; değil 80 dönemini, hiçbir dönemi açıklayamazsınız. Bu sosyolojik bir tespit değil, kişisel bir fantezi olabilir ancak. Kısaca demek istediğim 80 darbesinde işkenceler yapılıp insanlara saldırılmıştır ama bunun altında yatan bir kötülük ya da akıl tutulması yoktur, bu kendi döneminin rasyonalitesidir. Elbette bu, yaşananlar o dönemin doğasında vardır anlamına gelmiyor ikisi çok farklı şeyler. Bu açıdan Barış Atay, sinemasal teknik olarak iyi fakat anlatı olarak temelsiz bir yaklaşımla açıyor filmini. Daha çok dizi sektöründeki çalışmalarıyla tanınır olsa da aslen tiyatrodaki işleriyle tanımlayabileceğimiz Barış Atay’ın hem oynadığı hem yönettiği ilk filmi olan Eksik, darbe dönemi yaşanan dramlar üzerinden günümüzün “nihilizm”ine dair bir yapım. Barış Atay’ın muhalif kişiliği üzerinden politik bir tavır takınarak günümüz sektörel ve festival filmlerinden ayrı bir yerde konumlanmasıyla, aslında tam olarak bağımsız diyebileceğimiz bir yapım olması sanırım filmin en önemli yanı. Kısa ve etkileyici bir darbe dönemi hikayesinden sonra günümüz Türkiye’sinin kapital sistemi içinde oradan oraya savrulan Deniz karakterinin geçmişiyle hesaplaşması hikayesini kendisine temel olarak alıyor film ama burada ilginç bir ikili durum var. Bu durumun sebebi aslında Atay’ın tiyatro geleneğinden geliyor olması sanırım. Çünkü film ne zaman hikayesini anlatmaya başlasa vasatlaşıp, ne zaman hikayeden uzaklaşıp sahne bazında monolog ve mizansenler yaratsa devleşiyor. Bu açıdan Eksik için bir…

Yazar Puanı

Puan - 58%

58%

Eksik için; bir tiyatro oyunu olarak yaratılsa belki çok iyi olacakken, sinema filmi olarak orta derece bir şeyler demekten daha öteye gidemiyoruz.

Kullanıcı Puanları: 3.73 ( 6 votes)
58
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi