Yılmaz Erdoğan, senaryosunu yazdığı ve yönettiği son filmi Ekşi Elmalar ile yine güvenli sularına, kendi topraklarına dönüyor. Hakkâri’de geçen ve hem bir dönem filmi havası taşıyan hem de Erdoğan’ın yine kendi ailesinden esinlendiği Ekşi Elmalar, dram komedi dengesi yerinde, keyifli bir seyirlik. Yılmaz Erdoğan’ın başrolleri Farah Zeynep Abdullah, Songül Öden, Şükran Ovalı, Fatih Artman ve Şükrü Özyıldız’la paylaştığı filmin başarılı görüntü yönetimi yine Gökhan Tiryaki’ye teslim edilmiş.

Bir ailenin 1977 yılında başlayıp günümüze kadar uzanan hikâyesini ele alan Ekşi Elmalar aynı zamanda Hakkâri’den Antalya’ya uzanan bir yolculuğu da anlatıyor bizlere. Üst üste iki dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra üçüncü kez seçilemeyen, bu seçim başarısızlığını da film boyunca üzerinden atamayacak olan Aziz, herkesin ona seslendiği adıyla Reis Bey var öykünün merkezinde. Çok güzel bir elma bahçesi olan ve bununla ün salmış olan Reis Bey’in bahçesindeki elmalarından da güzel üç kızı var. Rengârenk yöresel kıyafetleri, sürmeli gözleri, bellerine kadar uzanan saçlarıyla Mustang filmindeki kız kardeşleri anımsatan Muazzez, Türkan ve Safiye kardeşler hem dönemin hem de babalarının üzerlerinde yarattığı baskıyla yaşayan birer kurbanlar aslında. Çarşıya inmelerine bile izin verilmeyen, karşı cinsle karşılaşmaları yasak olan, tüm hayalleri okudukları fotoromanlardaki gibi bir aşk yaşamak olan bu genç insanlar ülke kadınının da birer aynası aynı zamanda.

Ekşi Elmalar: Babalar ve Kızları

Sadece gözlerinin görebildiği kadar bir dünyaları olan bu kız kardeşlerin tek hayali sevdikleri bir adamla evlenebilmek. Kadına başka rol biçilmeyen bir toplumda başka şansları olmadığını çok iyi kavramış olan bu kadınlar, gelenekleri devam ettirirken en azından temeli sevgiyle atılmış bir yuva kurabilmenin peşinde. Hepsinin de gönlünün kaydığı bir yavuklusu var. Ancak Reis Bey kimseyi kızlarına daha doğrusu kendi şanına layık bulmayınca aşk ve sevgi birer hayale dönüşüyor. Bu dönüşüm ülkenin en büyük siyasal çalkalanmalarından birinin, 12 Eylül 1980’in arefesine ve sonrasında yaşanan olaylara denk gelince filmin ilk yarısında izlediğimiz renkli, canlı, neşeli kent Hakkâri ve Reis Bey’in yaşamı da kökünden değişiyor. Ailemiz köklerinden kopmak, daha rahat bir yaşam hayaliyle Antalya’ya göçmek zorunda kalıyor. O yıllarda yaşanan acıları ve yerinden yurdundan başka şekillerde göçmek zorunda kalanları düşününce Ekşi Elmalar’ın bu geçişi bir hayli yumuşakça yaptığını söyleyebiliriz. Zaten filmin alt metnindeki siyasi söylemler altı çizili gerçekler olmaktan ziyade daha çok üstü kapalı anlatılmış tarihsel bir fon olarak karşımıza çıkıyor. Film daha ziyade Yılmaz Erdoğan’ın kendi teyzelerinden esinlenerek yarattığı kız kardeşlerin durumlarına değinerek aile ilişkilerinden ve kadın-erkek ilişkilerinin geçmiş hallerinden besleniyor. Ailesine kol kanat geren, eskilerin “koca çınar” olarak adlandırdığı bir aile reisinin gerçek yüzünü, kız çocuklarının içine doğduğu baskılarla dolu dünyada nasıl çırpınıp hayatta kalmaya çalıştığını anlatıyor bize Ekşi Elmalar.

Reis Bey’in meşhur elma bahçesindeki ağaçlara ve o ağaçların mahsullerine olan davranışı tüm dünyaya ve de kendi ailesine olan tutumunun metaforu aslında. Ekşi elma veren ağaçları aşılayarak terbiye eden Reis aynı yöntemin hem kızları hem de etrafında akıp giden hayat üzerinde etkili olacağını düşünüyor. Oysa ne kadınları ne de hayatı böyle terbiye etmek olası değil. Bir noktaya kadar başarıya ulaşıp sonra hayata yenik düşüyor insan ne kadar kudretli olursa olsun. Film boyunca Reis Bey’in nefret edilecek bir karakterden acıdığımız yaşlı ve zavallı bir adama dönüşümü de bunu özetliyor işte. Hayat değişimle örülü. Bu değişim bazen bir seçim yenilgisi, bazen evlatlarının senden ileride olduğunu kabullenmek, bazen topluma, geleneğe göreneğe değil de aşka boyun eğmek. Hayatın kendisi aslında kabullenmek, geleni olduğu gibi kabullenebilecek kadar kudretli olmak. Reis Bey kudretin nerede olduğunu yanlış anlayınca kendi sertliğinin kurbanı olup kırılıyor. Değişimi kucaklayabilenler, yaşamları el verdiğince esnek olabilenlerse yürüyüp devam ediyorlar yollarına.

Yılmaz Erdoğan’ın yer yer yüzeysel olsa da akıcılığını koruyabilen, derli toplu bir senaryoyla anlattığı Ekşi Elmalar’ın en büyük silahları başrol oyuncularının başarılı performansları. Gökhan Tiryaki’nin özenli görüntü yönetmenliği sayesinde yine hayranlıkla izlenen renklere ve atmosfere sahip bir film var karşımızda. Mekân, kostüm tasarımları ve iyi bir işçilikle kotarılmış sanat yönetimi de filmi zevkle izlenir hale getiriyor. İşlediği konuları ele alışındaki naifliğini ve de özellikle finaldeki tercihleri düşündüğümüzde beklediğimizden, tabiri caizse, daha “hafif” bir filmle karşı karşıya olduğumuz söyleyebiliriz. Kız kardeşlerin film boyunca ellerinden düşürmediği fotoromanlara benzeyen, derdini o yolla anlatmayı seçmiş bir film Ekşi Elmalar. Erdoğan’ın önceki filmleri Vizontele, Vizontele Tuuba, Kelebeğin Rüyası gibilerinin ayarında olmasa da Türkiye sinemasının üzerinde, vizyonda karşımıza çıkan benzerlerinden iyi bir film bu. Gişede beklediği karşılığı alacağı, seyircinin hoşuna gideceği aşikâr.

İyi seyirler.

Yılmaz Erdoğan, senaryosunu yazdığı ve yönettiği son filmi Ekşi Elmalar ile yine güvenli sularına, kendi topraklarına dönüyor. Hakkâri’de geçen ve hem bir dönem filmi havası taşıyan hem de Erdoğan’ın yine kendi ailesinden esinlendiği Ekşi Elmalar, dram komedi dengesi yerinde, keyifli bir seyirlik. Yılmaz Erdoğan’ın başrolleri Farah Zeynep Abdullah, Songül Öden, Şükran Ovalı, Fatih Artman ve Şükrü Özyıldız’la paylaştığı filmin başarılı görüntü yönetimi yine Gökhan Tiryaki’ye teslim edilmiş. Bir ailenin 1977 yılında başlayıp günümüze kadar uzanan hikâyesini ele alan Ekşi Elmalar aynı zamanda Hakkâri’den Antalya’ya uzanan bir yolculuğu da anlatıyor bizlere. Üst üste iki dönem belediye başkanlığı yaptıktan sonra üçüncü kez seçilemeyen, bu seçim başarısızlığını da film boyunca üzerinden atamayacak olan Aziz, herkesin ona seslendiği adıyla Reis Bey var öykünün merkezinde. Çok güzel bir elma bahçesi olan ve bununla ün salmış olan Reis Bey’in bahçesindeki elmalarından da güzel üç kızı var. Rengârenk yöresel kıyafetleri, sürmeli gözleri, bellerine kadar uzanan saçlarıyla Mustang filmindeki kız kardeşleri anımsatan Muazzez, Türkan ve Safiye kardeşler hem dönemin hem de babalarının üzerlerinde yarattığı baskıyla yaşayan birer kurbanlar aslında. Çarşıya inmelerine bile izin verilmeyen, karşı cinsle karşılaşmaları yasak olan, tüm hayalleri okudukları fotoromanlardaki gibi bir aşk yaşamak olan bu genç insanlar ülke kadınının da birer aynası aynı zamanda. Ekşi Elmalar: Babalar ve Kızları Sadece gözlerinin görebildiği kadar bir dünyaları olan bu kız kardeşlerin tek hayali sevdikleri bir adamla evlenebilmek. Kadına başka rol biçilmeyen bir toplumda başka şansları olmadığını çok iyi kavramış olan bu kadınlar, gelenekleri devam ettirirken en azından temeli sevgiyle atılmış bir yuva kurabilmenin peşinde. Hepsinin de gönlünün kaydığı bir yavuklusu var. Ancak Reis Bey kimseyi kızlarına daha doğrusu kendi şanına layık bulmayınca aşk ve sevgi birer hayale dönüşüyor. Bu dönüşüm ülkenin en büyük siyasal çalkalanmalarından birinin, 12 Eylül 1980’in arefesine ve sonrasında yaşanan olaylara denk gelince filmin ilk yarısında izlediğimiz renkli, canlı, neşeli kent Hakkâri ve Reis Bey’in yaşamı da kökünden değişiyor. Ailemiz köklerinden kopmak, daha rahat bir yaşam hayaliyle Antalya’ya göçmek zorunda kalıyor. O yıllarda yaşanan acıları ve yerinden yurdundan başka şekillerde göçmek zorunda kalanları düşününce Ekşi Elmalar’ın bu geçişi bir hayli yumuşakça yaptığını söyleyebiliriz. Zaten filmin alt metnindeki siyasi söylemler altı çizili gerçekler olmaktan ziyade daha çok üstü kapalı anlatılmış tarihsel bir fon olarak karşımıza çıkıyor. Film daha ziyade Yılmaz Erdoğan’ın kendi teyzelerinden esinlenerek yarattığı kız kardeşlerin durumlarına değinerek aile ilişkilerinden ve kadın-erkek ilişkilerinin geçmiş hallerinden besleniyor. Ailesine kol kanat geren, eskilerin “koca çınar” olarak adlandırdığı bir aile reisinin gerçek yüzünü, kız çocuklarının içine doğduğu baskılarla dolu dünyada nasıl çırpınıp hayatta kalmaya çalıştığını anlatıyor bize Ekşi Elmalar. Reis Bey’in meşhur elma bahçesindeki ağaçlara ve o ağaçların mahsullerine olan davranışı tüm dünyaya ve de kendi ailesine olan tutumunun metaforu aslında. Ekşi elma veren ağaçları aşılayarak terbiye eden Reis aynı yöntemin hem kızları hem de etrafında akıp giden hayat üzerinde etkili olacağını düşünüyor. Oysa ne kadınları ne de hayatı böyle terbiye etmek olası değil. Bir noktaya kadar başarıya ulaşıp sonra hayata yenik düşüyor insan ne kadar kudretli olursa olsun. Film boyunca Reis Bey'in nefret edilecek bir karakterden acıdığımız yaşlı ve zavallı bir adama dönüşümü de bunu…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

65

Filmin alt metnindeki siyasi söylemler altı çizili gerçekler olmaktan ziyade daha üstü kapalı anlatılmış tarihsel bir fon olarak karşımıza çıkıyor. Film daha ziyade Yılmaz Erdoğan’ın kendi teyzelerinden esinlenerek yarattığı kız kardeşlerin durumlarına değinerek aile ilişkilerinden ve kadın-erkek ilişkilerinin geçmiş hallerinden besleniyor. Ailesine kol kanat geren, eskilerin “koca çınar” olarak adlandırdığı bir aile reisinin gerçek yüzünü, kız çocuklarının içine doğduğu baskılarla dolu dünyada nasıl çırpınıp hayatta kalmaya çalıştığını anlatıyor bize Ekşi Elmalar.

Kullanıcı Puanları: 2.86 ( 24 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi