12 Eylül’ü memleketin hemen her konusundaki değişimi için milat kabul etmek olasıdır. Hem yarattığı kaotik yok ediciliği, hem de tam da yetmişlerin bitip seksenlerin başlıyor oluşuna sapladığı hançer, birçok konu ve kavram tartışmasında 12 Eylül öncesi ve sonrası ayrımını yapmamıza vesiledir.

Memleketin sineması için de milattır bu kanlı despotluk. Eylül’den sonra yönetmenler çoğunlukla toplumdan bireye, ideolojilerden daha lokal kavramlara yönelmeye başladılar. Bireyin yalnızlığı, toplumla uyumsuzluğu, kadın hakları vb. konular daha geniş bir zemine yayılmaya başladı. İlk filmi 1951 yapımı Mezarımı Tastan Oyun olan Atıf Yılmaz da bu dönemde özelikle kadınların yaşam pratiklerine eğilen filmler çekmeye başlamıştı. 1982 yapımı Mine bu yaklaşımın ilk ürünlerinden biri. Necati Cumalı’nın 1959’da yazdığı tiyatro oyunundan uyarlanan film, birçok açıdan önemli bir deneme. Kadınların toplumsal bazdaki sorunlarını dile getiren ilk filmlerden biri olmasının yanında Mine filminin başka bir özelliği de Mine’yi oynayan Türkan Şoray’ın ilk defa sevişme sahnesi olan bir filmi kabul etmesi ve 1960’lardan beri uyguladığı Türkan Şoray Kanunları’nı yıkmasıdır.

Oyunun ve filmin büyük oranda paralel devam ettiğini söyleyebiliriz. Mine oyunu Batı Anadolu dolaylarında küçük bir istasyon kasabasında geçer. Gölköy takma adı verilen küçük bir istasyon kasabasında geçen oyunda Mine, yaşadığı dar çevrede kasaba gençlerinin ve kasabanın ileri gelenlerinin cinsel arzularının hedefidir. Küçük yaşta annesi tarafından zorla kendinden yaşça büyük olan istasyon şefiyle evlendirilen Mine, sadece nikâha bağlı olan bu evlilikte aradığını bulamamıştır. Kocasının silik ve pasif tavrı, çevredeki erkekleri yüreklendirir ve hepsi Mine için hayaller kurar. Her şeyin farkında olan ve tüm bunlara karşı direnmekten başka bir şey yapamayan Mine, saygın bir aşk arayışı içindedir. Kasaba öğretmenlerinden Perihan’ın ağabeyi İlhan’ın kasabaya gelmesiyle Mine, aradığı saygın aşkı bulur. Mine’yle İlhan arasında duygusal bir yakınlaşma başlar. Ancak umduğunu bulamayan kasabanın tüm erkekleri kıskançlık içerisinde Mine ve İlhan hakkında türlü dedikodular çıkarırlar. Bu dedikodulardan bıkan İlhan, Mine’yi kasabanın boğuk, sıkıcı ve öldürücü ortamından kaçırmak ister. Ancak Mine, İlhan’ın duygularından emin olmadan onunla kaçmak istemez. İlhan İstanbul’a gider. Duygularından emin olduğu zaman dönecek ve Mine’yle yeni bir hayata başlamak üzere kasabadan ayrılacaklardır. Bu sırada kasabada arzularına ulaşamayan tatminsiz erkeklerin elebaşı Ofisçi, taşkınlıklarını artırır. İlhan’dan on gün boyunca haber alamayan Mine umudunu yitirir. Ofisçi’nin tacizleri çekilmez bir hal alınca da, Mine Ofisçi’yi çifteyle öldürür. Bu sırada Perihan gelir ve ağabeyinin kasabaya gelmekte olduğunu haber verir fakat Mine için artık çok geçtir.

Filmdeki en önemli fark sonudur. Kasabanın kaymakamının ön ayak olmasıyla bir gece kasabanın gençleri, Mine’nin evine saldırırlar. Ona evinde tecavüz etmek isterler. Mine saldırganlardan kurtulup kaçar. Perihan’ın evinde olan İlhan’a sığınır. Geceyi birlikte geçirirler. Sabah evi polis basar, onları tutuklar. O sırada kasabanın erkekleri ikircikli ahlak anlayışlarının dışa vurumu olarak onları yuhalar.

Mine’yi sanırım en iyi oyunun yazarı Cumalı yorumlamış:

“Mine’de çevresi ile uyuşmazlığı sergilendikçe Mine’nin mutsuzluğunun nedenleri de açıklanmış olur. Küçük yaşta, bencil bir ananın başından atmasıyla, yaşadıkça yabancı kalmaktan kurtulamadığı adamla evlendirilmiştir Mine. Bu evlilikte bir tutsak yaşamı sürer. Günün birinde yüreğinde ilk kez aşk duygularını uyandıran bir erkekle karşılaşınca, kendisini tutsak eden çevresiyle çatışması bir cehennem ortamına dönüşür. Oyun, Mine’nin aşksız yaşamı ekseninde, bu cehennem ortamının, bu toplumsal olayın açıklanmasıdır.” (Cumalı, 1982: 66).

Atıf Yılmaz da filmini sevgi karşıtlığı üstüne kurduğunu söyler:

Son birkaç filmdir sevgi – sevgisizlik temasını işliyorum Mine de bunların devamı. Mine’de yeni bir biçim denemesi”  (Yılmaz,1982:8)

Mine: Taşranın Boğuculuğu Başrolde

Mine döneminin oldukça önemli ve başarılı yapımlarından biri. Birçok açıdan özel bir yapım. Özellikle kasaba hayatını, bu hayatın sıkıcılığını, rutinliğini başarıyla yansıtır. Bütün kasabalılar her gün aynı rutini tekrar ederler. Mangal partileri, kâğıt oyunları dâimi eğlenceleridir.

Öte yandan kasaba hayatının tutucu, baskıcı, ortamını da izleyiciye sunar. Kasabalının ikiyüzlü ahlak anlayışı filmin merkezindedir. Bütün erkekler Mine’yi elde etmeye çalışırlar. Evli bir kadını her fırsatta taciz etmekten çekinmezler. Mine’nin kasabadaki duyarsız ve Mine’yi sadece bir cinsel nesne olarak gören erkekleri reddedip İstanbul’dan gelen duyarlı bir yazarla yakınlık kurması sonrasında ise ahlak bekçiliğine soyunmaktan geri durmazlar.

Yönetmen, kasaba hayatı ve kasaba erkeklerinin tavırlarını resmetmenin yanında kadının yalnızlığı ve kadının üzerindeki toplumsal baskıyı da oldukça başarılı bir biçimde izleyiciye sunar. Kadın; özgür değil, sunulan, elde edilmeye çalışılan bir sömürü nesnesi olarak görülür. Mine karakteri bu hâkim anlayışa karşı teslim olmaz. Mücadelesini sürdürür. Farklı yaş gruplarından, farklı sosyal statüler ve meslek gruplarından erkeklerin onu bu saydığımız çerçevelerde elde etme isteklerini geri çevirir. Kendi istediği erkeği seçmek ister. Bunun için toplumsal ve erkek egemen baskılara karşı mücadele eder ve bedel öder. İlhan’la birlikte olur. Onunla olduğu gecenin sabahında polis tarafından alıkoyulur. Yönetmen, burada hem toplumun hem de devlet erklerinin kadının baskı altında tutulması noktasında aynı fikirde olduklarını gösterir. Devlet erkek suretindedir.

Filmdeki İlhan karakteri de irdelenmeye müsaittir. Yönetmen İlhan üzerinden toplumun aydın panoramasını resmeder. İlhan halktan biri olan Mine’yle yakınlık kurar. Onunla sohbet eder. İlerleyen süreçte onunla sevişir. Ancak iş onunla evlenmek noktasına geldiğinde güvenilir bir profil çizmez.  Öğretmen Perihan, ağabeyi İlhan’ı bu konuda eleştirir. Esasen bu eleştiri, toplumsal baskılara karşı eyleme geçmeyen, elini taşın altına koymayan bütün aydınlara yöneliktir.

Ender Bir Uyum: Yılmaz – Cumalı Birlikteliği

Mine’nin tiyatro oyunu ve sinema uyarlaması sonlarındaki farklılığa rağmen birbiriyle çelişmeyen çalışmalar. Filmin, oyunun hâkim tezleriyle uyumlu bir uyarlama olduğunu söyleyebiliriz. Kadının yalnızlığı ve üzerindeki toplumsal baskı,  iki eserde de odak konudur. Tiyatro oyunundaki aydın eleştirisi de filmde varlığını korur. Atıf Yılmaz ve Cumalı’nın birlikteliği sonraki yıllarda  Dul Bir Kadın ve Adı Vasfiye filmlerinde de sürmüştü. Yılmaz – Cumalı birlikteliği için, memleket sinemasında az bulunan yazar – yönetmen uyumu olduğunu söyleyebiliriz.

Künye Bilgileri

Yapımı : 1982 – Türkiye

Tür : Dram

Süre: 84 Dak.

Yönetmen : Atıf Yılmaz

Oyuncular : Türkan Şoray,  Hümeyra Akbay,  Erdal Tosun,  Ahmet Uğurlu,  Cihan Ünal

Senaryo : Atıf Yılmaz ,  Deniz Türkali,  Necati Cumalı

Yapımcı : Atıf Yılmaz,  Ömer Kavur

Alıntılar         

Cumalı Necati, Aşk Toplumsal Bir Olgudur, Hürriyet Gösteri, Yıl:1982, Sayı 19 s 66

Yılmaz Atıf,  Atıf Yılmaz Görüşünü Açıklıyor, Film Market, Yıl:1982, Sayı 3

*Yeni E dergisi Ocak 2017 3. sayısında yayımlanmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi